1. YAZARLAR

  2. Yalçın AKDOĞAN

  3. Batı, küresel değer krizine dayanabilecek mi?
Yalçın AKDOĞAN

Yalçın AKDOĞAN

Yalçın AKDOĞAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Batı, küresel değer krizine dayanabilecek mi?

A+A-

Suriye, Mısır, Gazze gibi bölgesel gelişmeleri dar daireden tek boyutlu olarak görmek de mümkündür, geniş daireden çok boyutlu olarak görmek de mümkündür. Türkiye'nin haklı çıkışlarını reel politikaya ve umumi çıkarlara aykırı görenler, alternatif olarak veya çözüm olarak insani, vicdani ve makul bir öneri getirmiyorlar. Sadece söyledikleri, taraf olmamak, dengeci davranmak, şimşekleri üzerine çekmemek...

Geçenlerde Şahin Alpay, Batı'nın değil Türkiye'nin iki yüzlü davrandığını vurgulayan bir yazı kaleme aldı. Kendi ülkesine haksız ithamlarda bulunmayı maharet sanan bu yazar, yazısını iki yüzlü davranmayı öneren bir tavsiye ile bitirdi. 'Bütün devletler bir yanda temsil ettikleri ilke ve değerler ile öte yanda (hükümetleri tarafından belirlenen) ulusal çıkarları arasında bir denge kurmaya çalışırlar ve bu onları kaçınılmaz olarak ikiyüzlülüğe ve çifte standarda götürür' diyen Alpay, 'İlke ve değerleri savunurken ulusal çıkarları tehlikeye atmayalım' diyerek tam da eleştirdiği iki yüzlülüğü önerdi.

Saçmalama ile sayıklama arasında gidip gelen düşüncelerle dış politika belirlenmeyeceği çok açık. Çünkü 'çıkar'ı 'değer'e tercih eden bir dışpolitika anlayışının dünyayı nereden nereye getirdiği görülüyor.

Aynı gazetede Mümtaz'er Türköne'nin şu sözleri Alpay'ın tezinin tam tersi: 'Bu istikamet, hükümetin reel politiğine aykırı olabilir, ama devletin uzun vadeli çıkarlarına aykırı değil'.

Türköne, Türkiye'nin savunduğu politikalarla yalnızlaşmış görünse de haklı olduğunu söylüyor, 'Gazeteleri boydan boya kaplayan Şam'daki ölü çocuk resimleri, Mısır'daki katliamlar Türkiye'nin ısrar ettiği politikanın meşrû, ahlakî, insanî olduğunu gösteriyor' diyor.

Türköne'nin şu sözü de çok anlamlı: 'Yalnızlaşma dediğimiz, halklar nezdinde kazanılan bu itibarın halkın rızasına dayanmayan azınlık yönetimleri nezdinde sadece düşmanlığa dönüşmesi'.

Türkiye dostluk veya işbirliği elini fark gözetmeksizin herkese uzatır. Bu İsrail de olabilir, Kaddafi de, Sudan yönetimi de, ama ilişkide olduğu ülke yanlış yaptığında kesinlikle görmezden gelmez, en sert tepkisini ortaya koyar. Nitekim bir dönem Esed'le kurulan iyi ilişki Esed'in yanlışlarını sineye çekmeye sebep olmamıştır.

Türk medyasında bazı kalemler açıkça hükümete şu uyarıda bulunuyorlar: 'Haktan yana değil güçten yana, halktan yana değil despot yönetimden yana, değerden yana değil çıkardan yana ol'...

Türkiye ahlaki ve vicdani yaklaşımlarıyla bölge halklarının gönlünde özel bir yer edinmiştir. Yaşanan olumsuz gelişmeler karşısında Türkiye'nin ne kadar direnebileceğini söyleyenler, bir yönüyle zulümlere sessiz kalmayı öneriyorlar ve asıl sorunu görmüyorlar.

Asıl mesele çağdaş Batı'nın veya uluslararası kurumların yaşanan bu değer ve ilke kaybına ne kadar dayanabileceğidir... Batı algısı da, otoriter İslam ülkelerinin iki yüzlülüğü de çatlamak üzere... Krizin mecraı Mısır, Suriye veya Gazze olabilir, ancak bu kriz küresel çapta yaşanan bir kriz... Bu ülkelerdeki insanlar hayatlarını kaybediyorlar, diğerleri ise itibarlarını ve dayandıkları medeniyet tasavvurunu yitiriyorlar.

Yaşanan üçüncü dünya savaşı olmasa da paradigmaları yıkacak şekilde büyük bir değer depremi yaşanıyor. Çıkar çatışmalarının geldiği nokta güçlülerin yaşanan zulme rıza göstermesi şeklinde bir geçici uzlaşma ortaya koydu. Bu ise halklar ile devletleri, mazlumlar ile zalimleri, haklılar ile haksızları karşı karşıya getiriyor. 21'inci asra kadar oluşan tüm algılar, kabuller, saflaşmalar, ezberler tamamen siliniyor, anlamsızlaşıyor. Bir medeniyet çöküyor, yalan oluyor. Türkiye'nin yaşadığı zelzeleden dem vuranlar, asıl yaşanan büyük depremi ve tsunamiyi göremiyorlar.

star

Önceki ve Sonraki Yazılar