Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

A+A-

 

Suriye’nin bu hale gelmesinde herkesin -politikacıların, yöneticilerin, bölge ülkelerinin- derece farkıyla payları var.
 
Büyük sorumluluk Türkiye, İran ve Suudi Arabistan’da idi, her üç ülke de kendilerinden beklenen rolü oynayamadılar. Tabii ki bu Baas yönetimini ve Esed’i birinci derecede sorumlu mevkiine koymaya engel değildir, bunun da kritiğini yapacağız.
 
Bu köşede üç yazıda sadece Türkiye’nin hatalarını ele almaya çalışacağız.
 
Başından beri altını çizmeye çalıştığımız hataları beş ana noktada toplayabileceğimizi düşünüyorum:
 
1) Türkiye, Suriye’nin farklı dini, mezhebi ve etnik unsurlardan müteşekkil sosyo-politik yapısını yanlış okudu. Suriye’nin nüfusu ağırlıklı olarak Sünni Arap, Kürt ve Türkmenlerden ibaret olmakla beraber, yüzde 25-30 arası Nusayri ve Hıristiyanlardan oluşmuş bulunuyor. Esed yönetimine karşı sivil-silahsız gösteriler başladığında Nusayri ve Hıristiyan unsurlar kimi zaman kaygılandı kimi zaman umutlandı. Ne zaman ki Körfez ülkelerinin aktif katılımıyla sivil muhalefet silahlı mücadeleye ve arkasından ülke iç savaş girdabına girdi, Nusayri ve Hıristiyan nüfus yönetimin yanına geçti. Ayrıca Sünni nüfusun kayda değer bir bölümü Esed’in yanında yer aldı, hâlâ da yer yer desteğini sürdürüyor. Oysa Türkiye, muhalefete bu iki unsura hukuk temelinde ve inandırıcı yollarla kontra teminatlar vermeyi telkin etmeliydi. Buna teşebbüs etmedi değil, ne var ki Körfez ülkelerinin silahlı provokasyonu bunu mümkün olmaktan çıkardı.
 
2) Suriye, Esed ve yönetiminden ibaret değil. Yıllardır İsrail’e karşı Filistin davasını ve Hizbullah’ı fiilen desteklemiş olan bu ülkenin İran, Irak ve Lübnan’la sıkı ve organik bağları var. Irak işgali ve Amerika’nın çekilmesinden sonra bölgede bu ülkeler arasında bir ittifak hattı oluştu ki, İran’ın Suriye ile imzaladığı stratejik savunma işbirliği gereği bu ülkeyi yalnız bırakması beklenmemeliydi. Irak da elbette İran’la birlikte hareket edecekti. Lübnan’da ise Hizbullah olmadığı kadar etkin, Hizbullah’a rağmen Lübnan’ın Suriye’de muhaliflerin yanında yer alması hayli zor.
 
Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’la birlikte hareket edip iç savaşta taraf olunca, İran, Irak ve Lübnan’ı da karşısına almış oldu. Türkiye, sivil-silahsız muhalefetin koruyucusu pozisyonunda kalıp Körfez ülkeleriyle arasına mesafe koysaydı hem muhalefet, hem yönetim ve hem bölge ülkeleriyle diyaloğunu sürdürür, şimdi sahneye giren Mısır’la her iki tarafın şahinlerini ve dış destekçilerini köşeye sıkıştırabilirdi. Gelinen noktada görünen gerçek şu ki, Suriye’de bu üç aktöre (İran, Irak, Lübnan) rağmen bir değişiklik yapılamaz, olsa da iç savaş devam eder, duruma göre bölgesel savaş çıkar.
 
3) Küresel düzeyde, tam değilse de görece Soğuk Savaş dönemine dönmüş olduk. Bir yanda ABD ve Avrupa, diğer yanda Rusya ve Çin, iki kutupta toplanıyor. Suriye yeni kutuplaşmanın kendini test ettiği kritik sahadır. Rusya ve Çin hiçbir şekilde Esed sonrası Suriye’nin tamamen ABD, Anglo-sakson ve İsrail kampına geçmesine rıza göstermeyeceklerini açıkça ortaya koydular. Gerekirse bu “üçüncü bir savaş”a sebep olsa bile. Türkiye, bu küresel yeni kamplaşmanın varabileceği tehlikeli boyutları hesap edebilmeliydi. Doğru hesap edemediği gibi, Malatya’ya radar sistemini kurmakla Rusya’yı daha aktif ve kararlı bir biçimde Suriye’ye celbetmiş oldu. Türkiye, radar sistemiyle hem kendi başına hem bölge ülkelerinin başına yeni dertler açtı.
 
4) Suriye’nin önemli beşeri unsurlarından biri de Kürtlerdir. Kürtler ilk günden Irak Kürdistanı ve PKK ile iletişim halinde kendilerini ayrı tuttular, Kuzey Suriye’de yoğun olarak yaşadıkları bölgeyi özerkleştirmeye çalıştılar. Kuzey’de tampon bir bölge ilan edilmesi her halükarda Kürtlerin işine yarayacaktır. Bu aşamadan sonra -Esed gitsin veya kalsın-, Kürtler eski statülerine razı olmayacaklardır. Türkiye, içeride PKK, bölgede Kuzey Irak konusunda kalıcı bir mecra bulamamışken bir de “Kuzey Suriye Kürdistanı” olgusuyla karşı karşıya gelmiş oldu.
 
5) Esed’in birkaç hafta içinde gideceği düşünülüyordu, aradan 19 ay geçti, hâlâ ne zaman devrileceği belli değil. Türkiye, düştüğü denizde Baas’ın en güçlü ve derin elemanı Şara’nın ipine sarılma noktasına geldi ki, bu Suriye muhalefeti açısından kraker arayan diyabetli hastaya üzeri dondurmalı yaş pasta önermek gibi bir şeydir.
 
ZAMAN
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.