Songül Pala

Songül Pala

Songül Pala
Yazarın Tüm Yazıları >

A+A-

Şanlıurfa cezaevi 1968 yılında açıldı.

Kapasitesi ilk yapıldığında 225 kişilikti.

Ortak sosyal alanların hücrelere dönüştürülmesi ile kapasitesi 375’e çıkarıldı.

Resmi açıklamalara göre şuan hapishanedeki hükümlü ve tutuklu sayısı 1057 kişi.
Hapishanedeki toplam 1057 kişinin 800’e yakını mahkemesi devam eden henüz davaları hükme bağlanmamış tutuklular.

Belirttiğimiz bu bilgiler resmi kaynakların da kabul ettiği veriler. Bu cezaevinde 20 metrekarelik koğuşta 3’ü hükümlü 18 mahkum yaşamak zorundaydı.

Şanlıurfa’nı 45 derecelik sıcağında havasız olan hücrede kişi başına bir metrekarenin düştüğü ortamda insanlar vantilatörlerle serinlemek zorunda kalıyor. Mahkumların kendi imkanları ile klima alma teklifi de kabul edilmemiş. Ülkemizde diyalog ve sükunetle derdinin derman edildiği (hele de cezaevindeysen) görülmediği için mahkumlar mağduriyetlerini duyurabilmek için bir ateş yaktılar. Hapishanenin yangın alarmı yok, bir yangın olduğunda müdahale edecek yeterli donanımı yok, en önemlisi insan hayatına değer veren hassasiyet sahibi bir yönetim yok. Yangına vaktinde müdahale edilmediği için 13 insan hayatını kaybetti. Birinci gün ve ikinci günde çıkan olaylar sonucunda biri ağır toplam 42 insanımız yaralı. Bütün bunlar yaşanırken mahkum yakınları cezaevinin önünde içerideki akrabaları için endişe ile beklerken, düzeni(!) sağlamak isteyen emniyet görevlilerince biber gazına, tazyikli suya ve copa layık görüldüler.

Sonuç….

Resmi yetkililer olay hakkında gerekli soruşturmanın yapılacağını, soruşturma sonucunda olayda suçu ve ihmali olanlar hakkında gerekli işlemin yapılacağını açıkladılar.

Yukarıdaki resmi istatistiklerin çizdiği tablo ihmal ve kusur değilse zaten aranacak suçlu yoktur. 6 kişinin yaşayabileceği bir odada 18 kişiyi yaşamaya mecbur bırakıyorsanız ve bu bir ihmal değilse ‘ihmal’ nedir? Toplumun güvenliği için suçu henüz ispatlanmamış vatandaşının özgürlüğünü kısıtlıyorsan ‘suç’ nedir? Vatandaşını koli gibi istiflediğin hücrelerin güvenlik kameraları, yangın söndürme donanımları yok veya yetersizse ‘kusur’ nedir? Olayların başından itibaren özellikle yangının adli suçlular koğuşunda olduğu ve aralarında çıkan bir tartışma sonucu olduğu vurgulanarak ‘siyasi değilse önemli değil’ iması adaletsizlik değilse ‘adalet’ nedir? Bu olay bir cezaevi müdürünün sorumluluğu olarak kabul ettirilecek bir yangın değildir. Özellikle Doğu ve Güneydoğudaki hapishanelerin geldiği patlama noktasıdır.

Geçmiş hükümetlerden gelen bir gelenek vardı, ülkemizde. İktidar olan düşünce kendine bir düşman kesim bulur ve onlarla uğraşırdı. Son on yıllık AK parti iktidarı bu geleneğe ivme kazandırdı. Kendisinden olmayan herkesimi düşman ilan etti ve elindeki yargı sopasını kendinden olmayan herkes için sallıyor. Bunun sonucunda cezaevleri Türkiye’nin her yerinde kapasitesinin üzerinde doluluk oranına ulaştı. Üniversite öğrencileri, muhalif siyasetçiler, düşünen ve düşünceleri AK parti iktidarını onaylamayanlar……

İktidarın yer açmak için belki de (ya da bu suçlardan mahkum-mahkum olacak arkadaşları korumak için) şikecileri ve çek-senet dolandırıcılarını dışarı çıkarmak için düzenlemeler yaptığını da unutmamak gerekiyor, bu arada.

Doğu ve güneydoğuda işlerin daha vahim olmasının sebebi KCK davası nedeniyle Kürd hakları hakkında konuşan, BDP binasının önünden geçmiş herkesin potansiyel suçlu kabul edilerek içeriye alınması. Yangının adli suçluların koğuşunda çıkmış olmasına nerdeyse sevindiklerini düşündürecek tepkilerin devlet erkanı tarafından bizlere yansımasının bir anlamı da; böyle bir tepkiyi siyasi mahkumlardan beklendiği. Sonuçta, insanların en temel ihtiyaçlarından olan insani barınma koşullarını sağlayamayan yönetimlere adli suçlular da tepki geliştirebiliyor.

Ceza yasalarının insanın ıslahı için olması gerekirken, ne yazık ki güçlünün zayıfı ezmesi için bir araç olduğu günümüzde mahkum haklarının konuşulması lüks olarak değerlendiriliyor. Adalet bakanının cezaevlerinin koşulları söz konusu olduğunda ‘bu mekanların ceza infazı için yapıldığı ve otel olmadığını’ dile getirmesi bu günlerin habercisi niteliğinde idi. Var olan koşulların insan haysiyetine yakışır bir standardı var da, daha fazlası isteniyor izlenimi oluşturuyordu.

Şanlıurfa cezaevindeki katliamın bir tek sorumlusu yoktur. Bu ağır yükü bir müdürün, bir memurun başına yıkarak sorumlular aklanamaz. İktidara geldiğinden bu güne kadar Şanlıurfa cezaevine yapılan tek iyileştirme(!) ortak kullanım alanlarının koğuşlara dönüştürülerek yatak sayısının artırılmasıdır. Bu da mahkumların ceza içinde ceza çekmeleri demektir. Sosyal hiçbir aktivite alanı olmayan, insani alanı bırakılmayan cezaevleri ıslah alanları olmaktan çok öç alıcı bir zihniyetin mahkumlara yaklaşımıdır.

Cezaevine gelmiş ise suçludur ve her türlü eziyeti hak etmiştir. Ne yazık ki devlet zihninde olduğu gibi halkımızda da bu yanılgının izleri görülmektedir. Suçun ve suçlunun bu denli muğlaklaştığı günümüzde gelen her iktidara göre şekil alan suç ve suçlu profilinin kimleri içine alacağı tam anlamı ile bir bilinmez olduğu göz önüne alındığında tehlikenin büyüklüğü daha iyi anlaşılacaktır.

Bunun gibi faciaların yaşanmaması için doğru-adil bir yargılama sistemine, cezaların insanların bir yerlere kapatılarak değil yaptığı hatayı telafisi şeklinde ödettirilmesine, toplumun ihtiyaçlarının da karşılanacağı eğitici cezaların tercih edildiği yöntemlere ve insanın düşünce ve ifadelerinin özgür olduğu bir sisteme ihtiyacımız var.

Daha çok hapishaneye değil, daha çok insana değere, insan haklarına saygıya ihtiyacımız var.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.