Ahmet Meroğlu

Ahmet Meroğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

A+A-

Her fırsatta kulağımıza bağıra bağıra söylediğiniz, gözümüzün içine soka soka yazdığınız, ‘‘mutluluk’’ ‘‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’’demenin neresindedir? Adım başı yaptığınız karakolların görevi, ‘‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’’ yazılarını dağlara, taşlara yazmaları bir kelime Türkçe bilmeyen Kürtleri yok saymanın ilanı değil mi?  

 

Okuma yazma bilen Kürtlerin, her defasında ‘‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’’ diye okuduklarında Kürt olduklarını hatırlamalarında mıydı yoksa ‘‘mutluluk’’.

 

Her karakolun öncelikli görevi ‘‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’’ diye yazarken, esas niyetleri korku pompalamak değilmiydi? Başımızı çevirdiğimiz bütün yüksek dağlarda gördüğümüz kocaman ‘‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’’ yazıları neden ne Kürtleri ne de Türkleri mutlu etmedi? Söylenmesi bile saçma iken; dağa, taşa abartarak yazmanın basitliği kime ne kazandırdı? Yoksa Kürtlerin ‘‘dağ Türkü’’ olduğunu ima etmeye mi çalışıyordunuz? Bütün bunlar baskı yapmanın, yok etmenin işaretimiydi? Peki, sizin mutlu olmamanızın sebebi neydi? Bunca yaptıklarınız sizi tatmin etmiyor muydu yoksa?

 

O, adım başı yaptığınız karakolların dağa taşa yazdıkları ‘‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’’ yazıları Kürtleri ‘‘inkâr’’ ve ‘‘imha’’ etmenin kanıtı ve hatta resmi belgesi değil mi? ‘‘Mutluluk’’, organize katliamlarınızın toplu mezarlığına ve asit kuyularına dönen karakol bahçelerinin neresindeydi?

 

Kürtlerin can güvenliğini sağlamak yerine, canlarını almak için, gece yarısı baskınlar yapıp; Türk’ün ayak sesleriyle daha o günün sabahında bağıra bağıra varlıklarını Türk varlığına armağan edip; ‘‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’’ diye söyleyen Kürt çocuklarına korku salmak mıydı ‘‘mutluluk’’? Yoksa babalarını köy meydanlarına götürüp aşağılamak mıydı?  Onların huzursuzluğu ve çaresizliğimiydi yoksa sizin mutluluğunuz?

 

 Gece yarısı baskınlarınız, kara akbabaların avlarını yakalamadan önce yaptıkları keşif uçuşlarıyla saldıkları korkudan bir farkı var mıydı?

 

Kürtlere her fırsatta ‘‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’’ diye söyletip, ‘‘Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur’’, diyerekten bütün dünyayı düşman ilan etmeniz ve Kürtlere gözdağı vererek hedef göstermenizin neresindedir bu ‘‘mutluluk’’ ve ‘‘insanlık’’?

 

‘‘Bir Türk dünyaya bedeldir’’derken ve Kürtlere varlıklarını Türk varlığına armağan etmeleri ısrarla telkin etmeniz gerçekten bir Türk’ün dünyaya bedel olduğuna inandığınız ve sandığınız için midir? Yoksa, siz bütün dünyada barbarlığınızla tanındığınızı bilmiyor musunuz? Esasında, faşistliğinizi haykırdığınızı ve itiraf ettiğinizin farkın da değilmisiniz?

 

‘‘Ey Türk titre ve kendine gel’’sözünü nasıl türettiniz? Yoksa sadistliğinizden mi türedi? ‘‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’’ deyip de, mutlu olmayan Kürtleri kara akbabaların avlarını kapıp, bir meçhule doğru götürüp yok etmeleri ve keyif çatmaları gibi bir sadistlik mi bu titreme?

 

Yoksa bütün bu çırpınışlar ve çabalar bu günlerde militarist zihniyetin sıklıkla ‘‘tek’’leyip durması için miydi? Bütün bu tedirginliğiniz ‘‘tek millet’’ olmadığımızın ispatı ve paradigmanızın iflası değil mi? Yaptıklarınızın, hiçbir vicdanda kabul görmeyeceğini ne zaman anlayacaksınız?

 

Sahi ya ‘‘mutluluk’’ ‘‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’’ neresindeydi? ‘‘Ne Mutlu Kürdüm diyene’’ demeyi aklımıza getirip, bizi cezalandırmak mıydı yoksa niyetiniz? Ya da Türk olunca ne değişecekti.

 

Ya Allah aşkına, bu kandırmacanın, saçmalığın mantığı var mı? ‘‘Ne Mutlu İnsanım Diyene’’ demek varken, bu ırkçılıkta inat etmenin kime ne getirisi oldu? Yoksa, siz insan olmayı başaramayacağınızı düşündüğünüz için mi bu kadar inat ediyorsunuz? Bu nasıl bir mantalitedir?

 

‘‘İnsanca’’ ‘‘Ne Mutlu İnsanım Diyene’’ diye söylemeyi becermedikçe ‘‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’’ demeniz ve dedirtmeniz zihinlerde ‘‘insanlık dışı’’ zihniyetinizin ve anlayışınızın ‘‘belgesi’’ olarak kalacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.