Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

A+A-

Demokratik Toplum Kongresi'nin Diyarbakır'daki  toplantısından bu yana Kürd sorunuyla ilgili tartışmaları birinci dereceden BDP ile Ak Parti üstlenmiş durumdadır ama birbirlerini anlayamıyorlar; işitmelerine, konuşabilmelerine rağmen. Derk-i mütekabil sorunu yaşansa da konuşma çatışmaya göre ileri bir adım sayılır. Çünkü kavga ederek konuşulsa bile, sonuçta insanları anlaşmaya götürecek yegane araçtır konuşabilmek.

Tarafların birbirini derk edememesinin, arada derk-i mütekabilin olmamasının bazı önemli nedenleri var. Dillendirilmeyen nedenleri açıkça ifade edip konunun özüne ve çözüm yöntemlerine dokunmak gerekiyor.

Ak Parti bir yandan MHP'nin bir yandan CHP'nin ve öte yandan başka unsurların baskısı altındadır. Normal şartlar altında soruna eğilemiyor. Kürd sorunundan kardeşlik projesine dönüş, bu baskıların sonucudur. Öte yandan BDP'nin AK Parti'yi cesaretlendirip işbirliği imkanlarını aramak yerine sürekli suçlayıcı bir yaklaşım içinde oluşu da ayrı bir sorun. İşin ilginç yanı, Kürd sorununun çözümüne karşı olanların da aynı sorunun çözümüne öncülük yapmak isteyenlerin de Kürd sorununu çözmek isteyen iktidar partisini hedef almasıdır. Sorunun çözümünü istemeyenlerin karşı çıkması anlaşılır bir şey ama problemin çözümünü isteyenlerin karşı durması açıkça dile getirilmeyen başka nedenlerin varlığına işaret etmektedir.

Tartışmaların öbür tarafı olan BDP'nin de bağımsız politika üretememesi, temsiliyette tam salahiyete sahip olmaması, tarafların birbirini anlamamasında  önemli bir etkendir.  Hem BDP hem de DTK esasen Öcalan'ın fikirlerini bir kalıba sokmakla meşguller. Öcalan'dan bağımsız politika üretmeleri ve sorunun çözümünde tam yetkiyle sahaya çıkmaları imkansızdır. Osman Baydemir, silahların zamanı bitti deyince, doğrudan Öcalan tarafından ölümle tehdit edildi ve Baydemir sustu. Susmasaydı öldürülecekti. BDP'nin ağır toplarından ve en önemli belediye başkanlarından olan birinin Öcalan ile çakışan bir açıklamasının ölüm tehdidiyle karşılandığı bir ortamda BDP'nin bağımsız politika üretmesi ve kendini taraf ve yetkili görmesi nasıl mümkün olabilir? BDP'nin bu çıkmazı, onun Kürd sorununun çözümünde  hiçbir zaman belirleyici ve sorun çözücü bir aktör olmasına izin vermeyecektir.

Bir diğer neden, sahnede taraf olarak gözüken AK Parti ve BDP'nin birer siyasi parti olmaları ve seçim sath-ı mayilinde seyretmeleri, her konuyu seçim hesaplarıyla bağlantılı ele almalarına yol açmaktadır. Sorunun çözümü kadar kimin bu sorun veya çözüm üzerinden daha çok oy toplayabileceği kaygı ve hesapları, hem sorunun çözümünü zorlaştırıyor hem de birbirlerini anlamalarını zorlaştırıyor. Daha da kötüsü, sorunu çözmek yerine sorun üzerinden siyasi kazanç kavgasının verilmesidir.

Kürd sorununda taraf olma iddiasını taşıyan BDP ile bu sorunu çözmeyi amaçlayan AK Parti'nin bir araya gelmelerini, işbirliğine gitmelerini engelleyen (I)CHP, MHP ve Türk ulusalcı unsurların baskısı, (II)Öcalan baskısı, (III)siyasi kazanç kaygısı gibi sorunlardır ve bu sorunlar tartışmaların sağlıklı bir zeminde yürütülmesini engelliyor.

Sorunu aşmanın gözüken üç yolu vardır:

Birinci yol: İktidar büyük bir risk alarak sorunun çözümünde doğrudan Öcalan'ı muhatap alacak. Bu durumda BDP, KCK ve DTK gibi unsurlar hiçbir şekilde farklı bir ses veremeyecektir. Muhatap teke ineceği için konuşmak kolaylaşacaktır. Ancak bu şıkkı uygulamak için AK Parti açısından koşulların uygun olup olmadığı başlı başına bir sorundur.

İktidar bu şıkkı uygulamaya cesaret edebilse bile, bir başka önemli sorunla karşılaşılacaktır: Öcalan'ın Kürtlerin tümünü temsil etmeme sorunu. İslamcı, muhafazakar, liberal, demokrat Kürdleri temsil etmek bir yana, Sosyalist ideolojiye yakın çok sayıda Kürd ulusalcı hareket ve şahsiyeti de temsil etmiyor Öcalan ve PKK hareketi. Kemal Burkay ve Şiwan neden Türkiye'ye dönmüyorlar? Sorun sadece devlet mi? Hiç sanmıyorum. Her iki şahsiyetin de PKK ile ciddi sorunları vardır. Geri geldiklerinde Öcalan'ın çizgisine girme, karşısında durma veya köşelerine çekilme gibi kabul edemeyecekleri üç seçenek arasında kalacakları sıkıntısı, mezkur şahsiyetlerin dönmesini engelleyen önemli bir konudur. Öcalan, kendisinin dışında hiçbir hareketin ve şahsiyetin Kürd sorunuyla ilgili söz söyleme ve bağımsız bir strateji geliştirerek sahaya inmesine tahammül edemiyor. Öcalan'ın bu yaklaşımını, PKK'nin ödediği bedellere bağlayanlar ciddi anlamda yanılıyorlar. Zira Öcalan ilk sahneye çıktığında ve henüz Kürd sorunu için hiçbir bedel ödemediği zamanda bu tezi gündeme getirdi ve silahlarını ilk önce sosyalist Kürd hareketlerine çevirdi ve tümünü dağıttı. PKK, Kürd sorununda bedel ödediği için tek başına söz sahibi olma hakkına sahiptir ve diğerleri bu hakka sahip değildir diyenlerin siyasi basiret ve bilgilerinden kuşku duyuyorum. Öcalan ve PKK'nin ideolojisinde değişiklikler oldu, bağımsız Kürdistan fikrinden Kemalizmi yeniden yapılandırmaya ve demokratik cumhuriyet projelerine kadar savrulmalar yaşandı ama sözünü ettiğimiz yaklaşımında hiçbir değişiklik olmadı. Kendi dışındakilere karşı tahammülsüzlüğünü kendi içindeki farklılıklara karşı da bugüne kadar kesintisiz sürdürdü. Baydemir olayı bunun en son ve çarpıcı örneğidir.

Öcalan ve PKK zihniyetinde her şeyden önce bir özgürlük problemi vardır. Kemalist elitlerin Türkiye halkları için demokrasiyi, katılımcılığı ve özgürlükleri çok gördüğü gibi, Öcalan ve kurmayları da  Kürd halkı için aynı şeyi düşünüyor. Kalın çizgiler halinde Stalinist ve Kemalist baskıcı yaklaşımları koruyan Öcalan'ın tek başına tüm Kürdleri temsil ettiğini veya etmesi gerektiğini kim hangi hakla gündeme getiriyor? Başkalarının Kürd sorunu için bedel ödemelerine müsaade ettiler mi ki, başkaları bedel ödemesin? Bedel ödemek isteyenlere bedel ödetmediler mi? Siyasi basiret düzeyleri bu hakikati göremeye engel olanlara Öcalan'dan bağımsız olarak sahaya çıkmalarını öneririm. Çıksınlar ve fiili olarak denesinler, bedelinin ne olduğunu görsünler. Kürdün Kürdü öldürmesine bir yeni halka daha eklemekten öteye geçemezler.

Öcalan'ın tek başına muhatap alınmasının Kürdler, Kürdistan ve de bütün Türkiye halkı için hiç de iyi sonuçlar vermeyeceğini herkese hatırlatmak istiyorum. Öcalan muhatap alınmasın demiyorum. Muhatap alınmasının yararına inanıyorum ama tek başına muhatap alınmasının çok ciddi sıkıntılar doğuracağını hatırlatıyor, koruyucu hekimliğin ciddi hastalıkları önlediği gibi bütün  Kürdlerin siyasi bilinçle hareket etmelerinin de Kürd halkı açısından muhtemel ama ciddi sorunları önleyebileceğine dikkat çekmek istiyorum.

İkinci yol: İktidar partisinin devleti  temsilen sorunu tek taraflı olarak çözmesidir. Yapılmak istenen de budur. İktidar partisi, sorunun çözümünü gündemine aldığı günden bu yana Öcalan dahil çok sayıda özel ve tüzel kişilerle görüş alış verişinde bulunmuş olsa da hiç kimseyi resmi olarak taraf görmedi. Bu yaklaşımın başarılı olacağını sanmıyorum. Bugüne kadar da olmadı. İktidarın meclis çatısı altında muhatap alabileceği tek imkan DBP'dir ancak onun da yetki problemi var. Salahiyeti olmayanla sorun tam çözülemez.

Üçüncü yol: Öcalan ve temsilcilerinin de içinde olacağı geniş tabanlı bir Kürd Danışma Meclisi'ni oluşturmaktır. Sorunun çözümünde İktidar bu meclis ile muhatap olacak. Öcalan'ın kimlerle temsil edileceğine kendisi karar verir. Kemal Burkay gibi diğer Kürd hareketlerinin önderleri, Şiwan gibi bağımsız şahsiyetler ve Kürdistan'da bulunan tüm hareket, cemaat, tarikat, sivil toplum kuruluşları ve akil şahsiyetlerden seçilecek bir meclis. Böyle bir meclis, bütün Kürdleri temsil eder. Bu türden bir meclisin temsilciliğinde sağlanacak çözüm, Kürdlerin kahir ekseriyetini razı eder. Böyle bir meclisin temsiliyetiyle varılacak çözümün sonuçları ağır risklerden arındırılabilir.

İktidarın böyle bir meclisin teşekkülünü Kürd sorunun çözümünde muhatap olarak kabul etmesi ve bu meclisin şekillenmesine katkı sunması, sorunun çözümündeki muhatap problemini ve karmaşayı önler, akılcı ve realist bir formülün hayata geçmesine imkan sunmuş olur.

Öcalan ve PKK, büyük ihtimalle bu şıkka şiddetle karşı çıkacaktır. Çünkü tek muhatap alınmalarını, sorunun çözümünden daha önemli görmektedirler. Ne ki, karşı çıkmaları onların aleyhine olur, akılcı olmaz. Böyle bir durumda Kürdlerin tümünü temsil etmedikleri, azınlıkta kaldıkları somutlaşmış olur. Ayrıca kendi içlerindeki, düşünce dünyalarındaki özgürlük problemiyle yüzleşmiş olurlar ki, bu önemli bir gelişme sayılır.

İçinde bulunduğumuz koşullar, 1980 koşulları değildir. Devlet açısından nasıl ki bugün son sözü asker söylemiyorsa, Kürd tarafında da son sözü PKK söyleyemez. Bütün Kürdler kendi kaderleriyle ilgili bir konuda söz söyleme ve karar verme hakkına sahiptir. 'Bedel' ve 'emek'in arkasına geçerek tekelcilik savunulamaz. Bütün Kürdler bedel ödemiştir.Tekelci yaklaşımların dönemi sona ermektedir. Kürd Danışma Meclisinin teşekkülü, konjonktüre uygundur. Böyle bir meclis, Öcalan'ı da çoğulcu siyasetleri kabule zorlar.

Kürd Danışma Meclisi, TBMM'nin alternatifi olarak algılanmamalı. Bu meclis, Kürd sorununun çözümünde bütün Kürdlerin bir bütün olarak taleplerini formüle edecek ve iktidarla sorunun anayasal çerçevede çözülmesini sağlayacak, uygulanmasının takipçisi olacaktır. Çünkü iktidar ve TBMM, sorunun çözümüne ilişkin anayasal değişikliği yaparken konunun tarafı olan on milyonların taleplerini doğru ve katılımcı temsil salahiyeti olan bir merkezden dinlemek, onunla paylaşmak ve sonuca ulaşmak zorundadır. Muhataplık sorunu şimdiye kadar çözülemedi. Temsil yeteneği olan bir muhatap bulunamadan muhataplık sorunu çözülemez; muhataplık sorunu çözülmeden de matlub bir çözüm öretilemez. Daha da önemlisi, doğru bir muhatap olmadan sağlıklı bir tartışma ortamı ve çözüme doğru götürecek üretken bir düşünsel zemin oluşturulamaz. 

Kürd sorunu Kürdlersiz çözülemeyeceğine göre, Kürdleri diliyle, diniyle ve kültürüyle temsil salahiyetini taşıyan bir muhataplık aklın ve siyasetin gereğidir.  Bu türden muhataplığı tek bir şahıs veya örgüt temsil edemeyeceği için Kürd Danışma Meclisi gerçekçi bir çözüm olarak kabul edilebilir.

Çözüm sürecinde dikkatle ve özenle gözetilmesi gereken ana mesele, Kürd halkının haklı taleplerinin anayasal garantilerle hayata aktarılmasıdır. Bu hedef, pastadan pay kapmaya kurban edilmemeli. Zaten ortada bir pasta da yok ama sorunun çözümü sürecinde Kürd halkını yeni ve ciddi sıkıntılarla yüz yüze bırakacak mahiyette konum kazanma arayışları kabul edilebilir sınırlar içine çekilmelidir. Bütün farklılıkları temsil edecek olan  Kürd Danışma Meclisi bu işlevi görebilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.