Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

A+A-

İbni Amid'in Kürdler hakkında şöyle bir fikri vardır: "Kürdleri belalara karşı tampon yapmak lazım"

Asıl adı Ebu'l Feth bin Ali bin el-Amid olup Hicri 307 ila 360 yıları arasında yaşayan İbn-i Amid, İran'da hükümet eden Büveyhiler zamanında Rüknüddevle Ebu Ali Hüseyn bin Büveyh-ı Deylemi'nin veziri idi.

Kürdlerin siyasi tarihinde dikkati çeken önemli hususlardan biri, Kürdlerin de içinde yer aldığı veya bir tür siyasi ittifak ve ilişki içinde oldukları devletlerin sınırlarına doğru göç etmeleri veya sınır savaşlarına etkin bir şekilde katılmalarıdır. İran ve Anadolu'daki devletler, birbirleriyle veya diğer komşularıyla giriştikleri savaşların neredeyse tümünde Kürdlerin vurucu gücünden yararlanmışlardır. Büyük Kürdistan ile irtibatlı iktidarların yıkılması ve yenilerinin kurulmasında da Kürdler etkin rol almış veya kendilerine rol verilmiştir.

Kürdler sadece başkalarına karşı değil, diğerleri tarafından birbirlerine karşı da tampon olarak kullanılmıştır.

Kürdlerden vurucu güç olarak yararlanılmasının ve çoğu kez de  tampon olarak kullanılmalarının nedenlerine yazının sonunda değineceğim.

Bu yazıda daha çok İran devletleriyle Kürdler arasındaki ilişkilerden örnekler etrafında konuyu ele alacağım.  Çünkü Kürdlerin anavatanları İran'dır ve araştırmalar Kürdler ile Farsların aynı kökten geldiğini göstermektedir. Bu sebeple Kürdler ile İran ve Farsların ilişkileri, Kürdler ile diğer kavimlerin ilişkilerinden daha kadimdir. Bu ilişkiler M. Ö. 2500 yılına bazılarına göre 5000 yılına kadar uzanmaktadır. Farslardan önce Kürdler Med imparatorluğunu tesis etmiştir. Kürdlerin yerini Farsların alması, Küruş'un Hakhamenişi imparatorluğunu kurması ile başlıyor. Yunanlıların Hakhamenişi devleti için de Madiler demesi, yeni oluşumu eskinin devamı gibi gördüklerini gösteriyor. Zaten Küruş da Med imparatorluğundaki siyasi sitemi devam ettirmişti.

Safevi devleti padişahlarından Şah Abbas zamanında İran bir yandan Osmanlı ile savaşırken öte yandan kuzeyde Özbeklerin saldırılarına maruz kalıyordu. Şah Abbas İbn-i Amid'in aktardığımız felsefesine binaen Azerbaycan'daki Kürmanc Kürdlerini Özbeklerin saldırılarını önlemek için Horasan bölgesine göndermek ister. Kürdler itiraz edince önce onlara bugünkü Tahran'ın güneyindeki Rey ve Veramin yaylalarına yerleşmelerini önerir. Hayvancılıkla uğraşan Kürdler de bu teklifi kabul eder ve yaklaşık elli bin aile Hicri 1005 yılında göç eder ancak iki yıl sonra Özbekler İran'ın ortalarına kadar geldiklerinden ötürü Rey ve Veramin'e yerleştirilen Kürdler bu bölgeden kuzey sınır bölgelerine göç ettirilir ve Özbekler ile Türkmenlerin saldırılarına siper edilirler. Kürdler de savaşçı olduğu için kendilerine yapılan saldırıları geri püskürtürler.

Elbette Şah Abbas'tan önce Şah İsmail bu stratejiyi hayata aktarır ve bazı Kürd aşiretlerini Horasan bölgesine yerleştirir.

Nadir Şah zamanında sarayla iyi ilişkileri olan Kürd Hüseyin ile Nadir Şah'ın arası açılınca, pehlevan ve savaşçı olan Kürd Hüseyin'i Belucistan Bölgesine bir tür sürgün eder ama orada doğudan İran'a saldırı düzenleyen kabilelerin durdurulmasını ister ondan. Belucistan bölgesinde de çok sayıda Kürd aşireti vardır ki, bunların bir kısmı çok eskiden oraya yerleşmişler, bir kısmı da sonraları oralara göçe zorlanmıştır. Kürd Hüseyin de Belucistan'da gerekeni yapar.

İslam orduları Sasaniler zamanında İran'a saldırdığında cephede Kürdler vardı. Saldırı güneyden geldiği için ilk mukavemeti Kürdler gösterdi.

Nadir Şah, siyasi ve askeri hedeflerini gerçekleştirmek için Kürdlerle, özellikle Horasan Kürdleriyle ittifak kurar. Nadir Şah'ın ordusunun önemli bir kısmıyla önemli danışmanlarını Kürdler oluşturuyordu. Nadir Şah'ın Osmanlılara karşı savaşında Kürdler etkin rol oynar. Nadir Şah tarafından Bağdat'ın alınması ve Osmanlıların yenilgiye uğratılmasında Kelhor bölgesinin Kürdlerinden olan Kalkhani Kürdleri önemli başarılar sağlar ve bu savaştan sonra Kalkhaniler olarak maruf olurlar.

Lek taifesinden olan Zendilerin Şiraz'da iktidara gelmesinde de Kürdler, özellikle Kelhorlu Kürdler baş rolü oynar.

Kaçarlar zamanındaki Meşrutiyet inkılabında da yine Kelhorlu Kürdleri meşrutiyet yanlısı olarak sahnede görüyoruz. Davudhan-ı Kelhor kaç bin kişilik ordusuyla Salar'ü Devle yanlısı olarak Tahran'ın üzerine yürür. Tahran'a yetişmeden önce tuzağa düşürülürler ve Davudhan ile oğlu öldürülür. Sonrasında Yarmuhammedhan-ı Kirmanşahi meşrutiyet yanlısı olarak kıyam eder.

İran'ın iç bölgelerinde kalan Kürdler Osmanlılara karşı da çok sayıda savaş vermişlerdir.

İran içindeki Kürdlerin Osmanlılara ve diğer kavimlere karşı verdikleri savaşların bağımsızlık adına yapıldığı, meşrutiyet gibi iç olaylara karışmalarının da İran'da iktidara gelmek veya iktidarın ortağı olmak amacıyla yapıldığı savunulabilir. Bu yaklaşımın doğruluğu mümkün ama Kürdlerin bu siyasetlerden bekledikleri sonuca ulaşamadıkları kesindir.

Kürdlerin tampon olarak kullanılmasının veya Kürdlerin kendi istekleri ve amaçları doğrultusunda sundukları katkıların bir de Osmanlı ile ilgili kısmı vardır. İran örnekleri kadar bu tarafta da örnekler söz konusu. Özellikle de Küdlerin Kürdlere karşı kullanılması örnekleri.

Salahhaddin-i Eyyubi'nin torunlarından olduğu söylenen Soran Valisi Mir Muhammed, bağımsız Kürdistan devletini kurmak amacıyla Güney Kürdistan'da ayaklanma başlatır. İran ve Osmanlı içindeki Kuzey Kürdistan'ın da önemli bir bölümünü ele geçirir.  Uzun süren savaşlarda Osmanlı ordusu yenilince, Sultan II. Mahmut ateşkes konusunu ve Müslümanlar arası barış konusunu gündeme getirir. Bu tartışmalar içinde Kürd mollalardan Molla Khati, "Her kim halifeye karşı savaşırsa, mülhittir" fetvasını yayınlar. Fetvanın etkisiyle Mir Muhammed'in savaş gücü zayıflar ve  teslim olmak zorunda kalır. İki yıl İstanbul'da tutulduktan sonra geri dönmesine izin verilir ama dönerken Trabzon'da 1837 yılında katledilir.

Yine Bedirhan Bey'in 1840'lı yıllarda başlatıp 1847 yılına kadar sürdürdüğü başarılı ayaklanma, Osman Paşa'nın Bedrihan Bey'in yeğeni ve Kürd ordusunun doğu komutanı olan Yezdanşir'i kendi tarafına çekmesiyle Bedirhan Bey yenilgiye uğrar.

Amcası olan Bedirhan'a ihanet eden Yezdanşir de 1855 yılında ayaklanma başlatır. O da İngilizlerin Kürd aşiret reislerini parayla satın alması sonucu yenilgiye uğrar ve teslim olur.

Loristan ve Kürdistanın önemli bir bölümünde egemenlik kuran, Hicri 930 yılında Bağdat'ı ele geçiren ve Irak'ta Kürdistan devletini kurarak kendi adına para bastırıp hutbe okutan Zülfükarhan, Safevi padişahlarından olan Tehmasb'ı, Kürdü Kürde karşı kullanma yoluna sevk eder. Zülfükarhan Safevilere karşı Kanuni ile yakınlaşmaya başladığı için Tehmasb, Zülfükarhan'ın kardeşini ikna eder ve kardeşi eliyle onu zehirler.

Kürdlerin  yaşadıkları bu süreçlerin en önemli nedenlerinden biri, büyük Kürdistan'ın önceleri Farslar ile Rumlar, sonraları Farslar ile Araplar ve Farslar ile Türklerin egemenlik temelinde geliştirdikleri stratejilerin çatıştığı ve çakıştığı bir alan olmasındandır. Çok yünlü karşılaşmaların yaşandığı bu bölgede kimi zaman Kürdler tampon olarak kullanılmış kimi zaman Kürdler vatan savunması için savaşa girmiş, kimi zaman da Kürdler kendi bölgelerindeki egemenliklerini korumak veya merkezi hükümette yer edinmek için kendi iradeleriyle savaşmışlardır.

Örneğin Kürdler Hicri 83 yılında Haccac bin. Yusuf (Haccac-ı Zalim)'e karış ayaklanan Abdurrahman bin. Muhammed el-Aş'as'a yardım ederek Kufe'nin düşmesini sağlamışlardır. Buna mukabil de Fars  bölgesinde serbesti kazanmışlardır. Genel olarak İranlılar Araplar tarafından yenilgiye uğramış olmasını hiçbir zaman hazmedemediler. Bu duygu Kürdlerde de olmalı ki, Araplar arasında çıkan iç sorunlarda taraf olmaktan kaçınmamışlardır.

Abbasi padişahı Mehdi zamanında İranlı Ruyger İran'ın bağımsızlığı için baş kaldırır ve Bağdat'a yürür. Kürdler Ruyger'e büyük destek verir ve Ruyger de bu katkıya karşılık Muhammed bin Abdullah'ı Huzistan hakimliğine atar.

Yine Selçuklular zamanında Selçuklu Sultanı Melikşah ile amcası arasında çatışma çıkar. Kürdler Melikşah'a destek vererek amcasını yenmesini sağlar. Melikşah da Kirman bölgesinin bir kısmını Kürdlere hediye eder.

Bu ve benzeri örnekler ve meşrutiyet dönemine dair verdiğim örnekler, Kürdlerin kendi iradeleriyle ve belirledikleri hedefler için devreye girdiklerini gösteriyor.

Çaldıran savaşında İran'ın yenilmesinden sonra başta Farkinli Ahmet Bey ve Sasonlu Muhammed Bey olmak üzere 25 Beyin Osmanlı tarafını tutması, buna mukabil kendi bölgelerindeki muhtariyetleri sürdürmelerini özgür bir tercih olarak görenler olabilir.  Ancak bölgedeki hakim koşullar dikkate alındığında tercihlerin normal şartlar altında değil, savaş koşullarının, varlık ile yokluğun söz konusu olduğu şartlarda alındığı dikkati çeker. Olağanüstü koşullarda olağan kararların veya doğru kararların alınması güçtür.

Kürdlerin bir yandan büyük güçlerin hakimiyet kavgası verdiği bir coğrafyada yaşıyor olmaları, öte yandan da kadim zamanlardan beri süren aşiret, emirlik ve hanlık şeklindeki iç siyasal yapılanmalarından doğan kendi aralarındaki çatışmaların varlığı, Kürdleri daima önemli ama ikinci derecede bir aktör konumunda tutmuştur. Bu nedenle Kürdlerin tercihlerinin veya belirledikleri strateji ve hedeflerin de ikinci derecede kaldığını sanıyorum. İç ve dış koşullardan dolayı siyasetin hep ikinci liginde oynamışlardır. Büyük siyasetler yerine küçük siyasetler öncelenmiştir.

Kürdlerin küçük düşünmesinde Med devleti hariç büyük devletler kuramamış olmaları önemli bir etken olsa gerek.Hep emirlikler, beylikler veya kısa süreli küçük devletler şeklinde yaşadıkları ve birbirleriyle de uğraştıkları için bölgesel ve uluslararsı düzeyde stratejiler geliştirip hayata aktarma başarısını gösterememişlerdir. Daha çok emirlikler, beylikler, hanlıklar ve aşiret düzeyinde stratejiler geliştirilmiştir. Bu durum, küçük parçalar halinde yaşayan Kürdlerin, birbiriyle yarışan büyük devletlerle irtibatına yol açmış ve hep büyük oyunlarda belirleyici bir rol üstlenmek yerine  katkı unsuru olarak kalmalarına neden olmuştur.

1994 ila 1998 yılları arasıda Barzani ileTalabani arasındaki çatışmaları konuya ilgi duyanlar hatırlar. Mağdur ve mazlum durumunda olmalarına rağmen birbirleriyle feci şekilde savaştılar. Kürdler birbirleriyle savaşınca, onlarla ilgili hedefi ve kaygısı olanlar da doğal olarak devreye giriyor. Herkes bir tarafa yardım ediyor. Savaş verenler de çaresiz olarak kendilerine uzanan her ele evet demek zorunda kalıyor. Böylece kendi elleriyle kendilerini başkalarına kullandırmış oluyorlar.

 Kürdler yer yer tampon olarak kullanılmışsa, suç tamamen kullananlarda değildir. Kullananlar kadar kendilerini kullandıran Kürdler de mukassırdır. Birilerini araç olarak kullanmak, siyasetin doğasında vardır. Kendini kullandırmamak da siyasetin içinde yer alan aktörlere düşer.

Barzani'nin son yıllarda Kürdler arası her türlü savaşa ve çatışmaya karşı çıkması, siyasi bilinç gelişimi açısından önemli bir ilerleme sayılır. Umarım bütün Kürdlerde siyasetten kan davalarına kadar her alanda 'artık Kürdün Kürdü öldürmesine ve Kürdün Kürde karşı savaşmasına son veriyoruz' bilinci hakim olur.  Kuşkusuz bu bilinç, Kürdlerin tampon olarak kullanılmalarına da engel olacaktır. İslam'da adam öldürmek en büyük günahlardandır. Kürdler de Müslüman olduğundan dini ve milli kimlikleri,  taz'if edilmelerine ve kullanılmalarına zemin hazırlayan iç çatışma şeklindeki kötü gelenek ve siyasetlerden uzaklaşmalarını gerektiriyor. İç çatışmadan uzaklaşamazsak,  tampon olarak kullanılmaktan da kurtulamayız.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.