M. Şakirê Koçer

M. Şakirê Koçer

Yazarın Tüm Yazıları >

A+A-

Kaplanla timsahın kavgasında öğretici dersler vardır. Kaplanla timsah amansız bir kavgaya tutuşur. Her biri büyük bir dirençle rakibini kendi güç alanına çekmeye çalışır. Kaplan timsahı karaya, timsah da kaplanı suya çekmeye çalışır. Eğer bunlardan biri diğerinin güç alanına sürüklenirse bu durum onun yenilgisinin ve avlanmasının başlangıcı olur.

Mevlana’nın da bu taktik savaşı ile ilgili çok veciz bir sözü var. Der ki: “Su ateşe galiptir. Ancak su bir kaba girerse, ateş o suyu kaynatır, yok eder.”

Hayvanlarda ve eşyada var olan bu mücadele, insanlarda mevcut olan bir gerçektir. Nitekim bu gerçeği başlangıcından bugüne kadar insanlık tarihi de doğrular durumdadır. Bugün de birbiri ile savaş halini yaşayan, birbiri ile rekabet ve mücadele içinde olan, birçok alanda ilişki ve çelişkiyi yaşayan insanlar, devletler, cemaatler, gruplar, kavimler ve cinsler arasında da durum değişmemiştir. Alemde ve canlılarda bir ilişki mevcut olduğu gibi, aynı zamanda bir çelişki ve çatışma da mevcuttur.

Darvin, bunun çelişki ve çatışma tarafını hiçbir doğru temele dayanmadan genelleştirerek, tüm hareketlere teşmil ederek izah etmeye çalıştı. Eşyada ve hayatta sadece çatışma ve savaş vardır diyerek, cidal düsturunu savundu. Orman kanununu insanlar için bir kader olarak kabul etti. “Büyük balık, küçük balığı yutar, bu insanlar için de geçerli bir kanundur.” dedi. ( Atatürk’ün de Darvin’den esinlenerek, “Uygar olmayan toplumlar, uygar olan toplumların çizmeleri altında ezilmeye mahkûmdur” diye bir söz sarf ettiğini biliyorum.) Batı’nın tüm stratejik ve taktik savaşlarını kendisi gibi düşünmeyen dünya ile olan ilişki ve çelişkilerini, askeri ve kültürel işgallerini bu zihniyetle planladığını ve konumlandırdığını, yüz yıl boyunca hiç dinmeyen yakıcı, yıkıcı, yok edici dünya savaşlarının bu canavarca mantıkla tutuşturulduğu da bilinmiyor değildir.

Tabi ki Darvin’in teorisini, yüce yaratıcı(Allah) tüm kutsal kitap ve suhuflarla yalanlıyordu. Allah, Darvin’in doğru düşünmediğine tanıklık yapıyordu kutsal kitaplarda ve Kuran’ı Kerim’de. Doğru olan Darvin’in teorisi değildi. Bu yanlış mantığın doğurduğu savaş ve facialarda bunu kanıtlar niteliktedir. Peki doğru olan nedir? Doğru olan eşyada ve canlılarda yerleşik olan “teavün” düsturudur.

Asıl olan yardımlaşmadır, dayanışmadır, desteklemedir, korumadır, kollamadır, kurtarmaktır, acımaktır, şefkat etmektir, el ele vermektir, muavenettir, sevgidir, hoşgörüdür, saygıdır, barıştır, huzurdur, Allah’ın rızasına, desteğine yükselmektir ve yardımlaşarak tekâmül etmektir. Evet, asıl olan budur.

Yüce yaratıcının(Allah’ın) tasarrufunda olan kozmik sistemde “teavün” düsturu geçerli olduğu halde, ne acıdır ki, bugünkü dünya devletlerinin hemen hepsi, “teavün” düsturu yerine, “cidal” düsturuna göre konumlarını belirlemişlerdir ve rakip belirlediklerini yenmek ve yemek için karanlık pusularına yatmış durumdadırlar. Ayrıca esaretinde bulunduğumuz Türkiye devletinin de zalim askeri rejimi ile bu kampta yer aldığını belirtmekte yarar var. Zulmü ve zorbalığı kendilerine ilke edinen bu asker devletler, doğal olarak yeryüzünde kaosa neden oldular. Yeryüzünde hayat ağacının damarları korumakla yüz yüze kaldı. Silah devreye girdi; mertlik yok oldu. Ama umut ağacımıza can aşılayan başka bir şey vardır ki, o da şudur: Henüz birçok cephede “teavün” düsturuna inanan, el ele veren, bel bele veren ve Allah’ın Kuran’da buyurduğu şekli ile, “ Hiç şüphe yok ki, Allah kendi yolunda duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever” (saff/4)   

Bu mümince cepheler, Müslüman dünyası başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde çok yönlü, kapsamlı, planlı ve güçlü mücadelelerine kendilerini adamış durumdalar. Emek, çaba sarf etmekteler. Dünya savaşına pranga vuran bu ceberut devletlerle kıyasıya çarpışmaktalar ve geleceğimize, özgürlüğümüze, özlenen ve beklenen sınırsız, sınıfsız, silahsız ve sonsuz kurtuluşa muhkem menfezler açmaktalar. Allah’ı dost, doğayı kardeş bilerek.

Türkiye askeri devleti ile yapacağımız mücadelede işin bu arka bilgisini de kuşanarak, taktik ve stratejik mücadele, müdahale ve muhalefetimizi başarıya ulaştıracak şeklinde konumlandırmamız lazım. Yoksa doksan yıllık savaşımımızda mazlumlar, mahrumlar, mağdurlar ve mahkûmlar olarak, Müslüman’ı, Kürt’ü, Alevi’si, Zenci Türk’ü ve azınlıklar olarak bugüne kadar hak, hukuk, adalet, asalet, izzet alanında kaybettiklerimiz artarak devam edecek ve bu günü arar duruma geleceğiz. Sistem içi mücadele yalanları, hemen hemen bütün cephelerimizi bizden başkası yaptı. Acaba bu durumun şu an kaç kişi farkında?  

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.