Mehmet ALTAN

Mehmet ALTAN

Mehmet ALTAN
Yazarın Tüm Yazıları >

A+A-

Biz pek ilgilenmiyoruz ama... Yeryüzü ve dünya basını en çok... Hatta neredeyse dün gece sona eren Dünya Kupası Finali’ne yakın ölçekte...

Meksika Körfezi tabanındaki kuyudan akan günde 100 bin varil ham petrolün yarattığı faciayla ilgilenmekte.

Lousiana eyaletinin 80 km güneyinde, bin 600 metre derindeki deniz tabanında, ABD Başkanı Barack Obama’nın tabiriyle “bela” olan petrol kuyusunun ismi “Macondo”... And Dağları’ndaki İnka Kızılderililerinin konuştuğu “Kiçua” dilinde, “kulakları sağır eden gürültü” anlamına geliyor.

***

Önceki gün...

Meksika Körfezi’nde dev boyutta petrol fışkırtarak çevre felaketine neden olan kuyunun ağzındaki kapağı değiştirme operasyonunun ilk aşaması tamamlansa da...

Meksika Körfezi’ne yayılan ham petrol, sayısız deniz canlısını ve kuşu öldürmeye devam ediyor.

***

Meksika Körfezi’nde beş kaplumbağa türü yaşıyor. Bunlardan üçü, nesillerinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya.

Oceana adlı hayvanları koruma örgütüne göre 20 Nisan’dan beri 300 kaplumbağa ölü ya da yaralı bulundu.

Neyse ki...

Kurtarma ekipleri, binlerce kuş, kaplumbağa ve yunus balığını Meksika Körfezi’ndeki petrol sızıntısından kurtarmayı başardı.

***

Geçen gün...

Biyologların Körfez sahilindeki yumurtaları toplayarak, kaplumbağa neslinin yok olmasını nasıl engellemeye çalıştıklarını izledim.

Kumsalı derinlemesine kazıyor, oradaki kaplumbağa yumurtalarını toplayarak özenle frigoforik kasalara yerleştiriyorlardı.

O özel kasalar NASA’ya gidecek ve orada yumurtaların sağ salim kuluçkalaşmasına imkân verecek serin bir ortama yerleştirileceklerdi.

Bir hafta, on gün içinde yumurtalardan çıkacak yavrular okyanusta temiz bir sahile bırakılacaklardı...

***

Meksika Körfezi’ndeki çevre felaketinin tehdit ettiği bölgedeki deniz canlılarını kurtarmak için Amerikalı yetkililerin çabalarını izlediğim haber ile Keşan’da üç madencinin ölüm haberi üst üste geldi...

2010 yılının ilk yedi ayında madenlerde yitirdiğimiz insanlarımızın sayısı 68’e ulaştı.

Türkiye, maden kazalarında sicili utanç verici olan bir ülke... Maden kazalarındaki can kaybı açısından Avrupa’da “birinci”, dünyada “üçüncü” sırada.

Keşan’da üç madenciye mezar olan maden için 26 Haziran’da “havalandırma sistemindeki eksiklik” nedeniyle “üretimi durdurma” kararı verildi. Ama karar, işçiler toprak altında mahsur kaldıktan bir gün sonra madene faksla tebliğ edildi.

***

Maden İşleri Genel Müdürlüğü, son bir ayda Türkiye’deki 241 özel maden işletmesini denetimden geçirdi. Bunların yaklaşık üçte birine tekabül eden seksen beşi hakkında üretimi durdurma kararı verildi.

Durdurma kararlarının nedenleri, proje eksikliğine dayalı olarak havalandırma sisteminin standartlara uygun olmaması, tünel güvenliğinin olmaması, tahkimat eksikliği.

Denetlenen ocaklardan 15’inin ruhsatı iptal edildi. 10 işletme ile ilgili altı ay geçici kapatma kararı alındı. Denetlemelerden, denetlenen işletmelerin sadece 123’ü geçebildi.

Maden Mühendisleri Odası, iş kazalarının yüzde 98’inin önlenebilir kazalar olduğunu söylüyor... Mühendislik bilim ve teknolojisi uygulansa bu kazalar olmayacak.

***

Ne kadar çok insanımızı yok ediyoruz.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün istatistiklerine göre, son 10 yılda trafik kazaları katlanarak arttığından 2002 yılında Türkiye’de 438 bin trafik kazası meydana gelirken 2009 yılında bu rakam bir milyon sınırını geçmiş.

2010 yılı rakamlarına bakıldığında ise trafik teröründe çarpıcı bir durumun ortaya çıktığından, ilk 5 ayda 2002 rakamlarına ulaşıldığından ve trafik kazası sayısının daha şimdiden 413 bini geçtiğinden de söz etmiyorum.

Benim en çok merak ettiğim, siyasete gereğinden fazla ilgi duyanların yaklaşımları.

Daha ziyade “insani” boyutu olmayan bir siyaset merakı var...

Bunu şöyle özetleyebilirim:

“Yönetilenlerin” yaşamları önemli değil ama yönetenler çok önemli.

***

Tuzla tersanelerinde ölenler...

Madenlerde ölenler...

Davutpaşa’da ölenler...

Askerde ölenler...

Ve en çok da trafikte ölenler...

Siyasetin, bunların tümünü önlemeye yönelik çok etkili bir araç olarak değil de, içine binip Saray’a kapağı atmaya yönelik bir araç olarak algılanması ise bu ölümlerden de beter.

ABD deniz kaplumbağalarının neslini korumak için kaplumbağa yumurtalarını özenle NASA’ya taşırken, biz insanlarımızı harcıyoruz.

Ama hangi insanlarımızı?

“Yönetilen” insanlarımızı.

“Yönetenler” kampına kapağı atan ise kurtuluyor...

Zaten onun için 61 siyasi parti var.

Önceki ve Sonraki Yazılar