1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Basit Sorular
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Basit Sorular

A+A-

Haklı haksız tartışmalarını bir kenara bırakarak bir kaç basit soru sorulabilir:

İstanbul Dolmabahçe ve Ankara SBF'deki olaylar Hakkari'de cereyan etseydi medya aynı tepkiyi verir miydi?

Kürdistan'da sahnelenen benzer olaylara ve korkunç cinayetlere neden aynı tepki verilmez?

 

İstanbul ve Ankara'daki öğrenci olaylarının cereyan ettiği günlerde Gölcük'teki Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde gizlenmiş on çuval belgenin ele geçirilmesi neden medyanın ilgisini çekmez?

 

Bu soruların cevabı, gündemi işgal eden konuya ilişkin değerlendirme yapmayı zaruri kılıyor.

 

İstanbul'daki öğrenci eylemine karşı polisin kullandığı yöntem, totaliter devlet anlayışının terk edilmediğini, Kürdistan'a ilaveten ülkenin başka yerlerinde de yer yer uygulandığını göstermektedir. Bu tavırlar, gerçekte Ak Parti iktidarının da yıllardır gerçekleştirmek istediği politikalara ters düşmektedir. Herkesten önce bu yaklaşıma iktidarın ve iktidar partisinin karşı çıkması gerekirdi. Tepkisiz kalmaları veya polisin yaptıklarını savunmaları, kendi politikalarıyla çelişmektedir.

 

Yaklaşık seksen yıl şiddet kültürüyle yönetilmiş bir toplumda güvenlik güçlerinden toplumsal katmanlara kadar ilgili herkesin bir davranış biçimi olarak içselleştirdiği şiddeti kısa sürede terk etmesi ve özgür ortamda özgürlüklerden doğru yararlanma alışkanlıklarını kazanması kısa sürede hayata tatbik edilebilecek bir konu değildir. Mücadele, zaman ve sabır gerektiren bir konudur.

 

Güvenlik güçlerinin zihniyet değiştirmesi gerekiyor. Güvenlik güçlerinin tümü, muhalifleri ve muhalefeti düşman gibi görme saplantısından kurtulmadığı sürece ülkenin her yerinde benzer veya daha vahim olaylar yaşanmaya devam eder.

 

Dünyanın her yerinde gençlerin ve öğrencilerin dünyası bütün istismarcıların rahatlıkla sızabileceği bir alandır. Gençler ve öğrenciler, siyasal amaçlar için bir araç olarak kullanılmak istenen kesimlerin başında yer alır. Gençlik kesiminin bu özelliğine bir de bizdeki İngiliz sömürgeciliğinin 'parçala ve yönet' şeklindeki stratejisini içe doğru uygulayan devlet geleneği eklenince, gençlerin müdahil olduğu her olayda ister istemez gizli bir parmak arama ihtiyacı duyuyor insan. Çünkü geçmişimizde çok vahim örnekler vardır. 12 Mart öncesi 3 bin ve 12 Eylül öncesi beş bin gencin hayatını kaybetmesi, 12 eylül öncesinde aynı tabancayla sabah sağcı bir öğrencinin, öğleden sonra da solcu bir öğrencinin öldürülmüş olması ve bir çırpıda sayılabilecek yüzlerce örnek, bu tür olayların arkasında birileri mi var sorusunu sormayı kaçınılmaz kılıyor. İstihbarat örgütlerinin yasal, yasa dışı, legal ve illegal her türlü oluşumda yer almaya çalışmaları, sızıp yönlendirme istek ve arzuları ve bu yöndeki marifetleri ve de çok sayıda gizli darbe planının varlığı hatırlanınca kuşkuları gündeme getirmek, dikkatli olan her insanın hakkıdır.

 

Askeri vesayetin devamı için her türlü ahlak dışı yönteme başvuran belirli medya odaklarının ve siyasi bazı teşeküllerin bu olayı ön plana çıkarması ile üç generalin açığa alınması arasında bir irtibat var mıdır diye bir soru sormak da bizim hakkımız. Askerin her geri itilişinde karşı bir hamlenin gelmesi, bu olayların da kaşı bir hamle olabileceği ihtimalini akla getiriyor. Çünkü bu olaylar üzerinden harekete geçenlerin, konuyu özgürlük alanlarının genişletilmesi ve özgürlüklerin kullanılması temelinde değil, iktidarı devirme planı temelinde işlemesi insanın kuşkusunu arttırıyor.

 

Kürdistan'da kör kurşunlara hedef olan çocukların ölümüne karşı ölüm sessizliğine bürünenlerin İstanbul ve Ankara'daki sıradan olaylar üzerinden iktidarı vurmaya kalkmaları, amaçlarının özgürlükler ve gençler olmadığını kanıtlıyor. İsrali'e, Amerika'ya ve başka ülkelere satılmak üzere yığınla bilginin subaylar tarafından saklanması ve satılması  karşısında sessiz kalanların ülke menfaatleri adına da bir kaygı taşımadığı ve öğrenci olaylarına da benzer bir kaygıyla yaklaşmadıklarını gösteriyor.

 

Şiddete, askeri vesayete, darbeye ve darbeciliğe karşı çıkma ve özgürlükleri herkes için isteme konusunda samimi davranmama problemi farklı oranlarda herkesimde varlığını bir şekilde koruyor. Kemalistinden Sosyalistine, Kürtçüsünden Türkçüsüne, Sünnisinden Alevisine, AKP'sinden BDP'sine, MHP'sinden CHP'sine kadar her kesimde ama farklı oranda bu samimiyetsizlik bir şekilde açığa çıkıyor. Hatta çoğu sivil toplum kuruluşları bile bu hastalıktan kurtulmuş değildir.

 

Her ne zaman Hakkari'deki bir olayla İstanbul'daki bir olaya, Başı örtülü bir Müslüman hanıma yapılan haksızlık ile Alevi bir gence yapınla haksızlığa, Ak Parti'ye yapılan bir haksızlık ile BDP'ye yapılan bir haksızlığa ve solcu bir dernek ile İslamcı bir derneğe yapılan haksızlığa karşı 'adil' bir şekilde tepki verirsek, o zaman sözü edilen samimiyetsizlikten uzaklaşmış olur ve söylemlerimiz toplumda hakkettiği olumlu yankıyı bulur.

 

Haksızlığın her türüne karşı çıkmak insani ve İslami bir tavırdır. Mazlum, dinine ve ideolojisine bakılmaksızın savunulmayı hakkeden biridir. Önce haksızlığa karşı çıkmak, sonrasında önceliklerimizi, doğrularımızı ve inançlarımızı tartışmak ve yaşamak gelir.

 

Müslümanların, haksızlıklara karşı çıkmada ve insanca yaşamak için gerekli olan temel özgürlükleri savunmada samimi davranışlarıyla öncü olmaları gerektiğini unutmamalıyız.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.