1. YAZARLAR

  2. Ufuk Coşkun

  3. Başbakan Ülkesinde ve Dünyada Tek Hedef Haline Getirildi
Ufuk Coşkun

Ufuk Coşkun

SivilDüşünce
Yazarın Tüm Yazıları >

Başbakan Ülkesinde ve Dünyada Tek Hedef Haline Getirildi

A+A-

     Sözcü, Cumhuriyet ve diğer 28 Şubatçı yayın organları bir tarafa bu dönem sürpriz bir gazetenin manşetiyle başlayalım isterseniz. Gazetemizin adı; Taraf.

 

     Sürece bir günde üç manşetle hızlı bir dalış yapan Taraf ilk manşetinde; “Ekonomiyi Çökertecek” diyordu. Başbakan’ın Tunus’tan yaptığı açıklamaları nefesini tutarak izleyen piyasalar çok sert tepki verdi. Yarım saat içinde borsa çöktü, döviz ve faiz zirve yaptı.

 

     İkinci manşet; “Erdoğan Türkiye’yi yakıyor” Başbakan, Tunus’tan tansiyonu yükseltici açıklamalar yaptı. AKM’yi yıkacağını, Topçu Kışlası’nı yapacağını söyleyen Erdoğan, “ABD Büyükelçiliği’ne saldıranlarla Taksim’i yıkıp dökenler aynı” dedi.

 

     Üçüncü manşetimiz; "Hükümet hayal kırklığı yarattı” Hükümetin Gezi Parkı protestoları konusundaki yaklaşımını eleştiren Avrupa Parlamentosu: "Türkiye’nin tavrı bizi hayal kırıklığına uğrattı. Türk siyasetinde uzlaşma kavramı bulunmuyor." Asker kökenli yazar ise köşesinden “Çok korkuyorum çok” diye haykırıyordu.

 

     Ne diyelim, yeni döneminiz hayırlı olsun Taraf. Bir basın yayın organı olarak Türkiye’nin demokratikleşme tarihine adını altın harflerle yazdıran Yıldıray Ogur’lu Markar Esayan’lı kadrosuyla Taraf’ın yeni dönemde Kemalizm'in cenaze merasiminde ev sahipliği yapacağı hiç aklımıza gelmezdi. Biz o eski dönemi her zaman baştacı edeceğiz. Ne var ki yeni Taraf ileride 28 Şubatçı medya organları gibi raflarda yerini alacaktır.

 

     Gezi Park olayı çerçevesinde dünya basınında da üst üste dört seçim kazanmış legal bir hükümet aleyhine yayınlar yapılmakta. Ve bu hükümetin başbakanı "diktatör" olarak takdim edilmektedir.

 

     Örneğin ABD: CNN, FOX, ABC, New York Times, Washington Times, Washington Post, Boston Globe 


     İngiltere: BBC, The Guardian, The Times, The Telegraph, Daily Mail, Financial Times, The Independent, The Observer, Daily Mirror, The Sun 

 

     İtalya: Corriere Della Sera, La Stampa, RAİ 1

 
     Almanya: BİLD, ZDF, RTL, Allgemeine Zeitung, Berliner Morgenpost

 

    Fransa: TF1, Le Figaro, Le Monde, Liberation 

 

     İspanya: El Pais, ABC Spain 

 

     Norveç: Dagbladet, Nationen

 

     Danimarka: Politiken 

 

     Belçika: De Standaard gibi.

 

     Bu yayın organlarına bakıldığında Türkiye’deki olayların çarpıtılarak verildiğini görmekteyiz. Hatta Kanada’da bir milletvekili Atatürk’ten alıntılar yaparak başladığı konuşmasını Tayyip Erdoğan’ın diktatörlüğüyle bitirmekteydi. Kürtler'le 30 yıllık savaşta bırakınız üslubu, işkenceleri, asimilasyon politikalarını, inkârları vs sorun olarak görmeyen bir kesim nasıl olduysa Gezi Parkı projesi başta olmak üzere 3. Köprü adı, alkol gibi birtakım düzenlemelerde Başbakan'ın üslubunu ülkenin en ciddi sorunu olarak kamuoyuna takdim etmekte ve O'nu "diktatör" ilan etmektedir. Aynı zamanda 28 Şubat görüntülerini hatırlatan birtakım gösteriler ve o dönemin figüranlarını aratmayan şahısların piyasada etkin bir şekilde yer ettiğini görmekteyiz. Ve yine o dönemde olduğu gibi bu sefer de Taksim üzerinden benzer bir mahalle baskısı yaratılmaktadır. Taksim’e laf eden, eleştiren ve eylem biçimlerini yadsıyan kesimler çok ama çok ağır biçimde hakaret edilmekte ve hemen o anda psikolojik baskıya maruz bırakılmaktadır.

 

      Özellikle bu dönem Sayın Erdoğan’ı eleştirmeyenler, O'nun yanında yer alanlar "kukla", "satılmış", "uysal", "itaatkâr", sözüm ona "zalim sultana başkaldırmayan dilsiz şeytanlar" olarak yaftalanmakta ancak O'na küfredenler, diktatör, zalim sultan olarak görenler, haykıranlar ve O'nu hemen istifaya çağıranlar neredeyse birer kahramana dönüştürülmekte. Hatta hiçbir toplumsal meşruiyeti olmamasına rağmen oluşturulan bir platformun “Şuraya bu yapılmasın, bunu kaldırma, falanca projeni iptal et"  tarzında buyurgan bir tavırla sunduğu öneriler alkışlanmakta ve bunun bir zafer olduğu takdim edilmekte. Hatta bir yazar sokaklarda olan biten çatışmaları romantik bir devrimci edasıyla bunun bir halk direnişi olduğunu ve halkın bu zaferi kazandığını artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını sanatsal bir dille anlatmaya çalışıyordu. Sıkı bir çalışma olduğu aşikar. Bir taraftan sevgilisiyle el ele tutuşan apolitik bir gençlik diğer taraftan onlara namaz kıldıran kuran okuyan ve zalim sultana karşı cihada çağıran bir imam, diğer taraftan şehrin sokaklarına bol küfürlü “Diktatör Tayyip İstifa!” yazanlar ve tüm bunlar yaşanırken The Economist'in seçimle işbaşına gelen bir Başbakan'ı "Padişah" olarak manşete çekmesi ve BCC başta olmak üzere bir kısım dünya basınında Tayyip Erdoğan’ın diktatör olduğunun işlenmesi, yazarlar, sanatçılar, ajanlar, biber gazları, çanak çömlekçiler, ritüeller vs…

 

     Şimdi gelin de buradan romantik bir ortam çıkarın... Çıkmaz, çünkü bu ortam çok boyutlu, çetrefilli, kirli ve samimiyetsiz bir ortam..

 

     Zalim sultana başkaldıran, akabinde daha özgürlükçü ve demokratik bir ülke adına eylemde bulunanların elinde Alevi, Kürt, başörtüsü, eğitim sorunları başta olmak üzere bu ülkede yaşayan hemen her kesim adına üstelik "hemen şimdi" diyebilecekleri daha özgürlükçü bir anayasa talebi olsaydı eğer, buradaki netliği ve samimiyeti belki bugün daha iyi tahlil edebilirdik. Ama ne yazık ki bu tür talepler yok. Egemen Bağış tüm iyi niyetiyle olsa gerek bu tür olayların kökeninde kaliteli bir muhalefetin olmadığını gördüğü için onlara buradan yeni bir muhalefet partisi oluşturmalarını teklif etti. Bilindiği gibi diktatörlükle yönetilen ülkelerde çok renkli ve çeşitli bir muhalefet önerisi yapılmaz ve buna tahammül edilmez. Bana kalırsa buradan insan, ahlak ve vidan merkezli, ellerinde projeleri olan yen bir muhalefetin doğması gerekir. Aksi takdirde "Taksim Platformu" gibi toplumsal meşruiyeti olmayan sıradan derneklerin buyurgan tavırlarıyla bu iş götürülemez. Ters teper.

 

     Taksim olayları masumane bir niyetle ortaya çıkmış olsa bile gelinen noktada bu masumiyetten çıktığını ve bir iktidar savaşına dönüştüğünü görmekteyiz. İlhami Işık’ın Sivil Düşünce’ye verdiği röportajda yorumladığı gibi, önceden psikolojik ve siyasal algısı oluşturulmuş uluslararası boyutu da olan bir operasyonun hayata geçirildiğini tanıklık etmekteyiz. Durum böyle diye iktidarlar eleştirilmemeli mi? Hayır, iktidarlar muhakkak eleştirilmeli, hizaya sokulmalı ve devlet aygıtının kutsallıktan arındırılıp piyasadan elini çekmesi adına tüm eleştiriler ve öneriler paylaşılmalıdır. Ne var ki bunun yolu, yöntemi bu “dil” değil. Bu yapılmıyor. Çünkü burada mesele Başbakan'ın üslubu değildir, mesele Başbakan'ın gözünün üstünde kaşının olmasıdır. Bu yüzden bağcıyı dövme derdine düşülmüştür. Kimse iktidarlar değişse bile yetkileri arttırılmış ve kutsallık atfedilmiş bu devlet aygıtının insan nesline uğratacağı mağduriyetleri hesap edememektedir. Herkes sisteme değil tek bir kişiye odaklanmış o da; hedefteki Başbakan'dır. İnsanlar eski rejimin geçmiş başbakanların başına neler getirdiğini bildikleri için Anadolu’da kullanan yaygın bir tabirle “Yedirtmeyiz” diye haykırmaktadırlar ki bu durumda çok haklıdırlar.

 

     Son günlerde herkes sanki olaylar bitmiş gibi bu hadiseden çıkan dersleri yazmakta. Ben "şöyle ders aldık" ya da "almalıyız" demek yerine hemen acilen bu sürecin bir an evvel sonlandırılmasını, ateşe benzinle gidilmemesini ve tüm dikkatlerin yeni anayasaya ve barış sürecine çekilmesini öneriyorum. Bu tezgâhı boşa çıkarabilmeliyiz. Ülkenin öncelikli gündemi yeni anayasa ve özgürlükler olmalıdır.

 

     SİVİL DÜŞÜNCE

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.