1. YAZARLAR

  2. Cengiz ÇANDAR

  3. Başbakan, Şemdin Sakık, Ergenekon tuzağı...
Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR
Yazarın Tüm Yazıları >

Başbakan, Şemdin Sakık, Ergenekon tuzağı...

A+A-

Başbakan, 'Ergenekon'un tuzağına mı düşürüldü? Şemdin Sakık, 14 yıl sonra tedavüle niçin sürüldü?
Bundan üç ay önce Şemdin Sakık, bu kez, Yeni Akit gazetesi ve onun ikizi Habervaktim sitesi tarafından bana yönelik iftiralarla aradan tam 14 yıl geçtikten sonra “hortlatılınca” arka arkaya üç yazı yazdım bu köşede.
İlkinin başlığı “Yazıklar olsun size...” idi. İlk yazının sonunda “’Şemdin Sakık’ın itirafları’na dayandırılan ‘andıç’ devlet işiydi. ‘Şemdin Sakık’ın bombaları’na dayandırılan utanmaz, arlanmaz, bu son ‘tertip’ de 28 Şubat’ınkinden farklı bir odak tarafından düzenlenmiş dahi olsa, yine devlet işi olabilir” diye yazmış; “ Bize yönelik bu alçaklık ve hainlik karşısında içimden ‘Yazıklar olsun size’ demekten başka bir şey gelmiyor” diye de bitirmiştim.
Yeni Akit’in “Şemdin Sakık’tan bombalar” diye ön-haberini verdiği kepazeliğin arkasında, bundan 14 yıl önce “Şemdin Sakık’ın itirafları”nda olduğu gibi “devlet içi bir odak”ın “parmak izleri”ni kolaylıkla farketmiştim. 14 yıl öncekinin Genelkurmay içinde hazırlanmış “andıç” olduğu ortaya çıktı. İkincisi, “asker-sivil işi”; bundan o tarihlerden, hatta öncesinden haberim var.
Yeni Akit-Habervaktim gibi “nefret üretim merkezleri”nin benim açımdan önemi yoktu. Kime aracılık etmiş oldukları önemliydi. O dönemde, işin sanıldığından daha girift olduğunu anlatmak için didinirken, “bizim mahalle” omuz silkiyordu; “Yeni Akit’in ne olduğu belli, ne önemsiyorsun” havasındaydılar.
Ne Yeni Akit’i, ne “ikiz kardeşi”ni önemsediğim vardı; mesele, bu ikisinin “arkası”ndaydı. Ondan da önemlisi, “kumpas”ın içine “iktidar merkezi”nin de girmiş olması ihtimaliydi.
Ağustos ayındaki çabalarımın doğrulanması ve isabetinin ortaya çıkması için üç ay yetti. Pervasız “devletimiz”, Şemdin Sakık’tan “Ergenekon tanığı” üretti. Aklı başında herkes, Şemdin Sakık sayesinde Ergenekon davası sürecinin “lekelenmek istendiğini” de farketti. Şemdin Sakık, gizli tanığı olduğu davayla hiç ilgisi olmayacak şekilde benim de dahil olduğum isimlere iftiralar ve yalanlar yöneltti.
Üç ay önce, namuslu Ömer Faruk Gergerlioğlu, Yılmaz Ensaroğlu, Hidayet Şefkatlı Tuksal gibi İslami kimlikli aydınlar “Sessizkalmamakgerek.com” adlı bir internet sitesiyle alçaklığa karşı durmuşlar ve aralarında çalıştıkları yayın organlarında işlerini kaybedenler olmuştu.
Üç ay sonra, Şemdin Sakık, “gizliden açığa dönen tanıklığı”nda hiç yeri yokken yalanlarla bizi tekrar hedef haline getirmeye kalkıştı ve bu kez Taraf gazetesi de hedef oldu. Taraf’ın bu kez “suç duyurusu”nda bulunmuş olmasını hayra alamet gördüm.
“Devlet sistemimiz”, Şemdin Sakık’ın 14 yıl önce Genelkurmay marifetiyle hazırlanmış sahte “itirafları”ndan bu güne onu “süfli” bir görüntüyle getirdiği “Ergenekon tanıklığı”yla, “kullanma süresi”ni tüketmişe benziyor. Şemdin Sakık’ın kamusal itibarı yeraltında. Bir dönemin “itirafçı”sı ve ardından “tetikçisi” Yeşil’in itibarı kadar itibarı var.
Şemdin Sakık, bitik bir isim. Sorun, onun isminin ötesinde.Onu kullananda. Taraf’da dün Gürbüz Özaltınlı’nın sorduğu yerde.
“Şemdin Sakık’ın bir meczup olduğunu ya da unutulduğu köşede kendince kurnazlıklar peşine düştüğünü kaç kişi düşünüyordur acaba? Siyasi tarihi ahlak-hukuk tanımaz kirli operasyonlardan geçilmez bu ülkede, Sakık’ın oynadığı rolün ardında çapanoğlu aramayan ‘aydınlarımız’ var mıdır? Andıçları, Kerinçsiz kampanyalarını, ‘misyoner tehdidi’ tezgâhlarını yerli yerince okuyan bunca akıl fikir sahibi insanımız Sakık’ın saldırısını nasıl değerlendiriyor?” diye soruyordu.
Başbakan’ın önünde ve ardında iki büklüm duran basın çevresini ve yazı sahiplerini kastederek, “Hiçbirisinin bu kirli operasyon üzerine bir çift esaslı cümle yazmaya kalemlerinin varamamasını nasıl yorumlayacağız? Çok mu önemsiz görülüyor bu olay?” diye bir kez daha soruyor ve “Hiç sanmam. Bu tür olayların suikastlara kadar uzandığı bir sicilden geliyoruz” diye cevabını veriyordu.
Ve, birilerine sesleniyordu; şöyle:
“Sözüm Ergenekon tipi çalımların sahiplerine değil elbette. Böyle odaklara seslenecek kadar ahmak değiliz hiçbirimiz. Sözüm; gözlerine soka soka bir süredir tedavüle sokulan bu oyuna, hedefe konulan aydınlarla siyasi hasımlıkları olduğu için sessiz ve kör kalanlara. Açık iftiralar karşısında o aydınları yalnız bırakanlara. Kudretlilere dönüp, dünün Batı Çalışma Grubu’nun yerini başka çalışma grupları mı aldı diye sormayanlara.”
Bir önceki yazımda, Şemdin Sakık’ın kullanıldığı “karanlık oyun”dan söz etmiştim. Gürbüz Özaltınlı, “karanlık oyun”un senaristlerini ve rejisörlerini şu şekilde deşiyor:
“Neredeyse hiçbir temasın, hiçbir girişimin gözden kaçırılamadığı bu ülkede, kimler davanın bu ünlü gizli tanığıyla ilişki kurmayı göze alabildi? Davanın kendisini de sulandıran bu tuhaf role onu ikna etmeye, belki de satır satır bir andıç yazıp eline tutuşturmaya hangi gözükara odak cesaret edebildi? Bu kirli oyuna girerken, istihbaratına artık çok güvenen, Emniyet’i elinde tutan, Ordu’yu hizaya sokmayı başaran, kudretini herkesin teslim ettiği Başbakan’dan da mı korkmadılar?.. Bir taşla hem paşaları, hem PKK’yı, hem de şu dik kafalı yazarları vuruyoruz diye el ovuşturanlar kimler?”
Bunlar ilginç ve sorulması gerekli sorular. Benim aklımda bir başka soru daha var: Başbakan, bu “iş”in neresinde? Uçağına Şemdin Sakık’ı, eski MGK Genel Sekreteri, Ergenekon sanığı em. Orgeneral Tuncer Kılınç gibi “dürüst” ve “güvenilir” görerek, itibarlı biçimde manşetlerine yerleştirenleri almaya devam ediyor mu? Polemiklerinde, o tip kirli yayın organlarının çarpıtmalarına dayanmaya devam edecek mi? (Kasr-ı Kanco kuzu kebabı haberi gibi...)
İki önemli soru daha:
Başbakan, “Ergenekon”un tuzağına mı düşürüldü?
Şemdin Sakık, 14 yıl sonra tedavüle niçin sürüldü?

Önceki ve Sonraki Yazılar