1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Başarısızlık korkusu
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Başarısızlık korkusu

A+A-

Hükümetin devletçi bir konuma kaydığı, bazı AKP siyasetçilerinin daha milliyetçi hatta zaman zaman ırkçı bir söylemi benimsemeye başladığına dair yaygın bir gözlem var. Bazıları bu yalpalamanın işin doğasından kaynaklandığını, AKP’nin geldiği toplumsal damarın zaten milliyetçi ve muhafazakâr olduğunu söylüyorlar. Onlara göre bu partinin AB yanlısı reformları da mecbur kalındığı için atılan adımlardı... Bu bakış açısı genelde soldan bakanların kolaycılığını yansıtıyor ve özellikle cemaatler arası bakışta ortaya çıkan içkin bir pozitivist algılamaya dayanıyor. Solun esas olarak laik kesimde yeşermiş bir ideolojik yaklaşım olması, onu Türkiye’deki aşırı modernist laiklik yorumunun da esiri yapmış gözüküyor. Buna göre muhafazakârlık bir tür geriliğin ifadesi olduğu için, muhafazakâr bir hükümetin de gerçekten özgürlük ve eşitlik adımları atması gerçekçi değil. Eğer böyle bir reformist görünüm varsa, bunun nedeni bir iradi tercihten ziyade bir zorunluluk olması gerekiyor...

Buna karşılık AKP ve tabanına içerden baktığınız anda epeyce farklı bir analiz üretmek zorunda kalıyorsunuz. Her şeyden önce muhafazakâr kesim de son derece heterojen ve bu niteliği giderek artıyor. Dolayısıyla Türkiye’deki muhafazakârlığa ‘özcü’ bir tutum atfetmek pek anlamlı değil. AB reformlarının birçoğu ise zaten kendilerini yeterince özgür ve eşit görmeyen muhafazakârlar için çok daha cazip. Nitekim bugün Anadolu’nun hızla serpilmekte olan kentlerine gittiğinizde, söz konusu reformlara ilişkin taleplerin AKP’yi de aşan bir tutarlılıkla ve açıklıkla seslendirildiğini görüyorsunuz. Buradan hareketle normal beklenti, hükümetin tabanın taleplerine uygun olarak reformist tavrını sürdürmesi olurdu. Ne var ki AKP’nin yaklaşan seçimler arifesinde taktiksel bir esneklik uğruna siyaseten pasifize olmayı kabullendiğine ve devlete yaklaşarak muhalefeti söylemsiz bırakmaya çalıştığına tanık oluyoruz.

Bunun nedeni AKP’nin son seçim zaferinden sonra Anayasa Mahkemesi kararıyla kırılgan hale getirilmiş olması, daha doğrusu bizzat AKP üst yönetiminin kendilerini çok riskli bir süreçte hissetmeleridir. Bugün AB reformları durmuşsa, bunun nedeni AKP’nin kendini güçlü hissederek ‘aslına’ dönmesi değil... Tam aksine kendini güçsüz hissettiği ölçüde AKP’nin ancak devlete yaslanarak seçim virajını alabileceği değerlendirmesini yapması. Kısacası hükümet beceremeyeceği girişimlere başlamaktan çekiniyor, başarısız olmaktan korkuyor ve bunları seçim sonrasına erteliyor. Öte yandan devletçi söylem üzerinden muhalefeti sıkıştırmanın akabinde, hükümetin Kürt ve Alevi taleplerine ilişkin olarak çok daha yumuşak bir tavır göstermesi kimseyi şaşırtmamalı. Böyle bir açılımın inandırıcılığı çok fazla olmamakla birlikte, unutmamak gerek ki diğer partilerin neredeyse faşizan ideolojileri yanında AKP’nin fazlasıyla pragmatist tavrının yine de seçmen nezdinde çekiciliği olacaktır.

İkinci AKP döneminin siyasi analizi, bu partinin kendini ve misyonunu algılama biçimine ‘içerden’ bakmayı şart kılıyor. Çünkü karşımızda sıradan bir ‘sağ’ iktidar yok... AKP’nin temel hedefi Türkiye siyasetinde başat konumunu muhafaza etmek ve ayakta kalabilmek. Yapılması gerekenler ikincil... Diğer bir deyişle bu parti belirli reformlar uğruna kendi bekasını riske atacak hiçbir adımı atma niyetinde olmadığı gibi, bu durum kendi seçmeni tarafından da dikkate alınıyor.

Söz konusu değerlendirmeye göre Türkiye’de iktidar olmak için hükümete gelmek yetmiyor. Çünkü hükümetler üç ayaklı bir sacayağının ortasında sıkışmış durumdalar. Bu sacayağı bürokrasi, medya ve iş dünyasından oluşmakta ve eğer hükümetler her üç taraftan da destek alamazlarsa hızla siyasetin dışına itilebiliyorlar. Nitekim son birkaç yıl muhafazakâr kesimin medyada ve iş dünyasında önemli bir hamle gerçekleştirdiğini, kendi basın organlarını ve işadamı konfederasyonlarını kurduğunu görüyoruz. Diğer taraftan AKP’nin bürokrasi içinde kadrolaşmaya gittiği şikâyetleri de, üçüncü ayağın boş bırakılmadığını ortaya koyuyor. Bu stratejinin en hassas noktası ise tabii ki asker ve yargı çünkü bunlar devletin herhangi bir bürokratik kurumundan öte, bir nevi muhalif siyasi parti gibi davranıyorlar.

Bu nedenle Erdoğan seçmenine şimdilik ‘sabır’ öneriyor. İlk hedef kazasız belasız seçimleri geçmek ve Türkiye’nin meselelerine çözüm getirebilecek tek partinin AKP olduğunu kesin bir biçimde kanıtlamak. Ancak bu gücü bulduktan sonra reformlara yeniden dönülecek ama o sürecin de partiyi riske atan bir sürate sahip olmayacağı açık...

AKP’yi eleştirmek kolay... Eleştirenler haksız da değil... Ama itiraf etmek gerek ki, alternatif bir siyasi hareket üretmeyen bir toplumun ve özellikle laik kesimin AKP eleştirisi epeyce naif kaçıyor. Çünkü hükümetin psikolojisini anlamadan siyasetini anlamak pek mümkün değil.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.