1. YAZARLAR

  2. Cengiz ÇANDAR

  3. 'Barzani-Karayılan uzlaşması' mı?
Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR
Yazarın Tüm Yazıları >

'Barzani-Karayılan uzlaşması' mı?

A+A-

Halk Meclisi ile Suriye Kürt Ulusal Konseyi'nin anlaşması, Suriye Kürtlerinin temsilini sağlayacak 'Yüksek Kürt Konseyi'ni öngörüyor." 

İstanbul KCK Ana Davası’nda dün Büşra Ersanlı ve 16 kişi tahliye edildiler. Daha iki gün önce “Büşra Ersanlı dışarı” başlığı altında bu köşede yazısı yayımlanmış birisi olarak son derece sevindirici bu gelişmeyi elbette selamlıyorum.

Ancak 140 sanıklı bir davada, içeride 124 kişinin kalmış ve mahkemenin savunmanın bütün taleplerini reddetmiş olmasının göz ardı edilemeyeceğini de kayda geçirmek istiyorum. Türkiye’de özellikle Kürtlere ve Kürt sorununa ilişkin “adalet açığı” maalesef devam etmektedir.

Türkçe ifade vermiş olanların dışında kalanların içeride bırakıldığı ileri sürülüyor; gerçekten böyle bir durum söz konusuysa Türkiye’nin yakın geleceğinin hayli sıkıntılı olacağını söylemek büyük bir kehanet sayılmaz.

Kuşkusuz, yakın geleceğe ilişkin belirsizlikler ve “potansiyel sıkıntılar”ın odak noktası Suriye. Suriye’yi nasıl bir geleceğin beklediğini hiç kimse net biçimde kestirememekle birlikte, ilgili tüm “aktörler”, Suriye’nin “gelecek projeksiyonu”na yönelik hazırlanıyorlar. Birkaç gün önce, Suriyeli Kürt örgütlerin, Erbil’de Mesud Barzani’nin himayesindeki birleşmelerini de bu çerçevede görmek icap eder.

Erbil’deki gelişme, Türkiye’de şimdiye dek kavranandan çok daha önemli bir adım ve sonuçları da Türkiye’yi çok yakından ilgilendiriyor olmalı.

“PKK’nın Suriye kolu” olarak nitelenen PYD’nin (Demokratik Değişim Partisi) de bünyesinde bulunduğu Halk Meclisi (Meclisa Gel) ile 16 dolayında Kürt örgütünün çatı örgütü Suriye Kürt Ulusal Konseyi (Encümena Niştimani ya Kurdi li Suriyeye –ENKS) bir anlaşma imzaladılar.

Halk Meclisi ile Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nin anlaşması, Suriye Kürtlerinin ulusal ve uluslararası temsilini sağlayacak “Yüksek Kürt Konseyi”nin oluşturulmasını öngörüyor. Buna her iki kuruluş, 5’er üye verecek.

Yedi maddelik anlaşmaya göre, “Yüksek Kürt Konseyi”nin altında üç uzman komite de kurulacak. Bu komiteler “Ulusal ve Dışilişkiler Komitesi”, “Kamu Hizmetleri Komitesi” ve “Güvenlik Komitesi”. Bu üç komitenin oluşumunda da 5+5 esasına riayet edilecek. Bu komitelerin, il, ilçe ve köy temelinde şubeleri olacak.

Bütün bunlar ne demek?

Suriye Kürtlerinin örgütsel yapılanmasında, “silahlı örgüt” olarak sadece PKK-PYD var. Salih Müslüm liderliğindeki (asıl bağlı oldukları isim Abdullah Öcalan) bu örgüt, rejimin kontrolünden çıkan ve Kürtlerin yoğun yaşadığı bütün bölgelerde –başta Afrin- duruma fiilen el koymuştu.

PYD’nin, şimdi Mesut Barzani’nin nüfuzunun hissedildiği ve çoğu tabela örgütü olan parti ve grupların çatı örgütü SKUK (Suriye Kürt Ulusal Konseyi) ile hem de Mesut Barzani’nin “sağdıçlığı”nda Erbil’de uzlaşması, birkaç şeye birden, aynı zamanda, işaret ediyor:

1. Suriye Kürtleri, Başşar sonrasının Suriyesi’nde “özerk Kürdistan” hazırlığına şimdiden başlamışlar ve saflarını sıklaştırmaktadırlar. Önlerindeki “emsal”, başkanlığını Mesut Barzani’nin yaptığı, yanı başlarındaki “Irak Kürdistan Bölge Yönetimi”dir.

2. PYD (ya da Meclisa Gel yani Halk Meclisi) ile SKUK Anlaşması, genel anlamda bir PKK (Kandil de denebilir) ile Mesut Barzani uzlaşmasının sağlanması demektir.

PYD’nin asıl kararlarının Kandil’de alındığına, PYD’nin güçlerinin Kandil’den devşirildiğine pek az kişinin kuşkusu var. PYD’nin lideri Müslüm Salih’tir ama Murat Karayılan’ın Müslüm Salih’in de üzerinde olduğuna pek kimsenin itirazı yoktur. Dolayısıyla, Mesut Barzani’nin katkısıyla ve huzurunda Erbil’de imzalanan anlaşma, bir anlamda, Mesut Barzani ile Murat Karayılan arasında Suriye Kürtleri için anlaşmaya varılması demek oluyor.

Kürt Ulusal Konseyi, -Türkiye’nin Barzani üzerinden güttüğü tüm gayretlere rağmen- Suriye Ulusal Konseyi’ne (SUK) bir türlü entegre edilememişti. SUK’un İstanbul Toplantısı’ndan KUK, Suriye muhalefetinin Kürtlere yeterince hak tanımadığı gerekçesiyle çekilmişti.

Bu ay başında Kahire’de yapılan toplantıya hem KUK hem de PYD birlikte katıldılar. Bu kez, SUK’un başında Arap kimliğinin öne çıktığı söylenen Burhan Galyun değil, yıllardır İsveç’te sürgünde yaşamakta olan bir Kürt aydını, Abdülbaset Seyda vardı. Yine olmadı, Mesut Barzani etkisindeki KUK da “Suriye PKK’sı” olarak nitelenen PYD de bir Kürt’ün başkanlık ettiği SUK’a katılmadılar. Tam tersine, Kahire toplantısını terk ettiler.

Kahire toplantısında, Suriye’nin Arap ve kimisine göre Sünni-Müslüman omurgalı muhalefeti ile birleşmemek ve Kahire’yi terk etmek, iki Suriyeli Kürt grubun Irak Kürdistanı’nda, başkent Erbil’de bir araya gelmelerine ve Kürtler olarak kendi aralarında birleşmelerine yol açtı.

Suriye muhalefeti ile Suriyeli Kürtlerin bir türlü birleşememelerinin nedeni basit; Başşar sonrası Suriye fotoğrafında anlaşamıyorlar. Arap eksenli muhalefetin, Suriyeli Kürtler için büyük ilerlemelerden sonra geldiği nokta, bugünkü AK Parti iktidarının Kürt haklarına ilişkin geldiği nokta kadar. Yani “federasyon”, “özerklik” ya da “özyönetim” gibisinden Kürt “statü” taleplerine, Arapların kulağı kapalı.

Suriye Kürtlerinin ölçüsü Mesut Barzani başkanlığındaki Irak Kürdistanı olduğu için, Barzani’nin Kürtlere, “Bizden azıyla yetinin” diyecek hali pek yok. Suriye Kürtlerinin kendi yol göstericiliğinde birleşmeleri, Barzani’nin bölgesel profilini de güçlendiriyor. Ancak böyle bir birleşme PKK-PYD unsurları olmadan da olmuyor.

Peki, Suriye Kürtleri için PKK ile uzlaşan Mesut Barzani, Ankara hükümeti adına PKK’nın üstesinden nasıl gelecek, niçin gelecek?

Erbil Anlaşması’ndan sonra sorulması gereken soru bu.

İkinci soru da şu: Tayyip Erdoğan ile Mesut Barzani’nin arasından su sızmazken, Suriye’de Kürtler, Türkiye’nin yakın dostu Mesut Barzani’yi takip ederek, PYD’li bir “özerk bölge” kurmaya kalkışırlarsa AK Parti hükümeti ne yapacak?

Suriye Kürt bölgeleri, Türkiye sınırına bitişik olduğuna göre, Suriye topraklarına, Başşar’a karşı göndermediği askeri mi gönderecek?

Üçüncü soru: Gönderse bile, PKK’nın Türkiye’deki silahlı mücadelesi bitmediğine göre, bunun “cephenin genişlemesi”nden nasıl bir farkı olacak?

Dördüncü soru ise şöyle: Bütün bu soruların sorulmasına gerek bıraktırmayacak bir “Türkiye-Kürt uzlaşması” mümkün değil mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar