1. YAZARLAR

  2. Yıldız RAMAZANOĞLU

  3. Barış Yolundaki Şehirlerden Biri
Yıldız RAMAZANOĞLU

Yıldız RAMAZANOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

Barış Yolundaki Şehirlerden Biri

A+A-

     İlkbaharda yanlarına yavrularını da alıp Afrika'dan kuzey ülkelerine gitmeye başlayan kırlangıçlar, leylekler ve türlü çeşit küçük kuşlar, göçlerini haziranda tamamlamıştı. Eylül itibarıyla yırtıcı kuşlar güneye kanat çırpıyor şimdi.

     Şahinler, atmacalar, akbaba ve kara çaylaklar yollarda. ‘Kartallar yüksekten uçar' sözüne tanıklık ettiğim boğazda bir yandan da ertesi gün “Doğu Okuyor” programı çerçevesinde gideceğim Bitlis'i düşünüyorum. Gönüllü göçlerle zorunlu göçler arasındaki ince çizgiyi hatırlattı bana hayranlıkla izlediğim kartalların yorgunluğu. Kız kardeşim, yıllar önce mecburi hizmetini doktor olarak Bitlis'te yapmıştı ve nice yoksunluklara tanık olmuştu. Kardeşimin Anadolu gerçeğiyle yüzleştiği şehre ilk defa adım atacaktım. Çatışmaların açtığı toplumsal travmalar yüzünden en çok göç veren illerden biri olan Bitlis'e doğru Muş Havaalanı'ndan yola çıkınca gözlerimizi alabildiğine dinlendiren geniş Muş Ovası'yla karşılaşmak, binalara boğulduğumuz İstanbul'dan sonra ferahfeza duygulara yol açıyor. Son derece mümbit topraklar, ülkemizin eşsiz güzellikleri olarak serili dört yanımızda. Sık sık küçük ve büyükbaş hayvan sürüleriyle karşılaşıyoruz, yeşil geniş alanlara gönüllerince yayılmışlar.   

     Rahva ovasını aşarken yol hiç bitmesin istiyor insan. Şehre girerken İpek Yolu üzerinde olduğumuzun en belirgin göstergelerinden biri ise restorasyonu tamamlanarak çok amaçlı hizmetler ve etkinlikler için hazırlanan 16. yüzyıldan kalma El Aman Hanı. Restore edilen kervansarayın geniş, ferah odalarında, avlularında, hamamlarında, imaret yerlerinde dolaşırken insan aslına, o eski kültürlerin kaynaşma, buluşma, yoldaşlık ve alışveriş yapma zamanlarına geri dönüyor. Dünya bir mühletle konakladığımız, tutunamadan geçip gittiğimiz fani bir mekân ve burada yoktan yere başkalarına acı çektirmek, hak hukuk çiğnemek yolcuya en yakışmayan hal. Kervansarayın yapı taşı bölgenin ruhunu, hüznünü, derinliğini yansıtan hüzün tevazu ve mahviyet renginde.   

     Yol arkadaşım İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Emin Korkmaz ile bölgedeki ilim ortamını konuşuyoruz. Mesela babası Molla Hüsameddin Türkçe, Arapça, Kürtçe, Farsça olmak üzere dört dilde hutbe veren, okuyan yazan bir âlim ve böylesi bir eğitimi küçük bir belde olan Bulanık'ta alabilmiş. Eğitime gönül veren, kitap okuma için kampanyalar yapan, Bitlis'i bu yönde cazibe merkezi yapmak isteyen bir evlat yetiştirmiş. Vali, hayırsever işadamları ve çalışkan ekibiyle bu uğurda çaba sarf ediyor.  

     Bitlis, binlerce yıllık kadim bir şehir ve “eski Bitlis”in korunması için başlatılan projeye göre çarpık ve plansız yapılar yıkılacak, modern kent ovaya kurulacak. Bitlis'i Diyarbakır'a bağlayan eski yolu daha önce bir buçuk saatte üstelik şehir içinden geçerek kat eden TIR'lar, kamyonlar, şimdi yeni açılan bir kilometreye yakın Dideban Tuneli'nden onbeş dakikada geçiyor. Koca bir dağ delinerek gerçekleşen önemli bir yatırım. Barışmamızın ardından çok önemli gelişmeler olacak belli ki. Dünyanın en büyük ikinci krater gölü olan Nemrut krateri ise bütün dünyanın dikkatini çekmiş durumda. Binlerce yabancı turist gelmiş. Yolda, Bitlis'te Beş Minare türküsünün hikâyesini konuşmadan olmaz tabii. Bir savaş sonrası baba, hüzün içinde “Her şey yakılıp yıkıldı, şu tepeye çık da bak ne kalmış geriye oğul.” dediğinde tepeye çıkan oğlun seslenişidir türkünün ilham kaynağı: “Beş minareden başka bir şey kalmamıştır.”

     Tatvan, ilinin iki katı nüfusa sahip olan bir ilçe. Van Gölü'ne kıyısı olan en büyük yerleşim yeri. Burada yazmak üzerine konuştuğumuz Anadolu lisesi öğrencilerinin özgüvenleri, sordukları soruların zengin içerikleri, umut verici. Kitap okumak çok önemsenmiş olmalı ki, Bitlis'te önemli bir geleneği olan, toplumsal işlev gören ama kullanılmadığı zamanlar atıl kalan taziye evleri şimdi aynı zamanda birer kütüphaneye dönüştürülüyor.  

     Gelmişken Norşin'e uğramadan olmaz. Genç yaşta hayatını kaybeden, nice kadınları ilmiyle irfanıyla Fatih'teki mütevazı Suffe'sinde aydınlatan Süreyya Yüksel'in memleketi. Babası Sadrettin Yüksel hocadan ilk derslerini alan Süreyya, İstanbul'a geldiklerinde bir kelime Türkçe bilmeyen küçük bir kızdı. Bu ülkede barışın, adaletin tecelli etmesi için ilim yoluyla mücadele vermiş bir ailenin prenses gibi yetiştirilmiş kızı.  

     Sayısız askerin ve gerillanın hayatını kaybettiği çatışmalardan sonra şimdi barış günlerinin iyilik hali hâkim bölgeye. Baykan yolu üzerinde karşımıza çıkan Bitlis Çayı derin yatağında gürüldeyerek akıp sükûnet içinde Dicle'sine kavuşuyor. Çayın kenarında otururken karşımızdaki dağları gösterip kısık bir sesle fısıldıyor bir kahvehane müdavimi. Mesela diyor daha geçen sene bir operasyonda 15 PKK'lı genç kız öldürüldü. Neden teslim almadılar da öldürdüler? Bu, çok acı veren olaylardan biridir hatırladığımız. Her yan, acıyı hatırlatan olayların izleriyle dolu. Bellekler yüklü, kalpler kabarık. Barış sürecinden geriye dönüş nasıl olabilir ki. Dönülecek yer yok artık.

     ZAMAN

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.