1. YAZARLAR

  2. Cihan AKTAŞ

  3. Barış Yolu: Dua, Salavat, Türkü
Cihan AKTAŞ

Cihan AKTAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Barış Yolu: Dua, Salavat, Türkü

A+A-

     Kitapları Yusuf’a sattım. Hepsini birden.

     Sen demeden güldüm. Sen gelmeden.

     Bu kadar yolu yürüdüm.  Sen dedim.

     Bu kadar yolu. Korkunç. Bankalar vardı.”

     Murat Güzel, “Ay Paramparça”dan.

     O en dar zamanlarında bile kitaplarını/kitabevini satmayı aklına getirmek istemedi, Ay Paramparça’nın öznesi gibi; öylece çıktı yola, ani bir kararla. Bir gün önce eşine söyledi ve ertesi gün ağır bir sırt çantasıyla yola düştü. Hantal bürokrasiyi, yasak savma kabilinden karşılamaları, çaresizliğe çağıran bakışları görmezden geldi. Ankara’daki İhtiyar Kitabevi’ni okuma evi/ocağı bilenlerin  İbrahim abisi çözümü ancak savaşta arayanlara barış ihtiyacını hatırlatmak için bir sabah vakti Hacı Bayram Camii’nden yola çıktı ve 15 gün süren bir yürüyüşün ardından Fatih Camii’ne ulaştı.

    Beni Nisan ayında İhtiyar Kitabevi’nde ağırlamış olan İbrahim Çolak’ı İstanbul’a adım attığı anlarda karşılamayı çok istedim,  kısmet olmadı. Daha sonra gidip onu Üsküdar’da buldum. Kitap Rengi’nden arkadaşım Çağlayan Ömerustaoğlu da İhtiyar Kitabevi’nin Yöneticisi’yle tanışıp konuşmak istiyordu; Fatih’ten geldi.

     Ülkemizde ve bölgede barış olsun, Suriye katliamları dursun, Baas oligarşisi  cinayetlerinin hesabını versin istiyoruz. Barış için bugün ya da dün elimizi kıpırdatmamışsak, Suriye’ye askeri bir müdahaleye yapılması konusunda nasıl haklı bir eleştirimiz olabilir ki… Ne yazık ki bölgesel güçler aralarında uzlaşıp bir inisiyatif oluşturamadıkları için  ölümleri durduracak çözümlere ulaşılmıyor ve çözüm Batı’dan bekleniyor. 

     Çolak, zaten zayıf bir adamdı, 15 günlük yürüyüşü sırasında birkaç kilo vermiş, daha da zayıflamış.  Üstünde “Rabia” amblemli bir tişört var. Her başlangıç noktasında bir 50-100 metre mesafe dışında yürüyüşüne katılan olmamış. Organizasyonsuz eylem bütün anlamlarıyla kendiliğinden fark edilsin ve niyeti paylaşılsın; bu, o kadar imkânsız mı? Haberleşmelerle bir oda ikramı belki mümkün olabilir uğrak yerlerde, ama o zaten parkta yatmayı göze almış; Suriyeli muhacirler arasında da parklarda yatanlar yok mu?  İlk gün 50 km yürümüş ve çok zorlandığı için geri dönmeyi düşündüğü anlar olmuş.  İradenin savaşı bu, “Amok Koşucusu” şiddetine terk edilmemeli yollar. İbrahim Bey 16-17 yaşlarındayken de oruçluyken Sakarya’dan İzmit’e koşmuş; arınma üstüne arınma.

     Kazan’da konakladığı mekânda bir süreliğine adımlarını yitirdiği endişesine kapılmış, gece yattığı yerde defalarca adım atmayı denemiş. Adımlarını en çok zorlayan ilk üç gün boyunca dua, salavat ve türkü eksik olmamış dilinden.  Yol üstünde bir çimenliğe uzanıp gökyüzünü izlerken özgürleştiğini duymuş. “Yılda bir kez insan kendini çöle bırakmalı”, diye anlattı. “Çadırına en yakın çadır bile 1 km. uzakta olacak.  O çadırda ister istemez tefekkür edersin. Ben toprağa yakın yaşayan bir insanım, ama bu kez başka bir şekilde duydum toprağın nabzını.”

     Başka türlü bir bakışın olmadığını öne süren söylemler, bizi alternatifin olmadığına inandırmak isteyen deklarasyonlar, uzun yolun yolcusunun bakışlarında oluşan bambaşka bir ufkun eleğinden geçiyor. Çolak, bölgesel sorunlarımızı silahla çözümleyemeyeceğimiz bir noktada durduğumuzu, silahın silahı (ve silah tüccarlarını) davet ettiğini, savaş tezgâhının kurbanlara ve yaslı kitlelere ulaşmayan karanlık yanları olduğunu yürüyerek duyurmak istedi dünyaya. 

     ABD,  tereddütlü bir sürecin ardından Rusya’nın da onayıyla Suriye’ye müdahaleyi kimyasal silah yaptırımına dönüştürdü. Bu bölgeye barış geldiği anlamına gelmiyor. Suriye hâlâ kan akıtıyor. Barış yanlılarının talepleri bölge halklarının ve devletlerinin inisiyatif almaktan geri durdukları oranda bir temenni olmaktan öte gitmiyor. Tarafları giderek daha güçsüz düşüren çatışmalar sürerken, ortalık parçalanma sebebi cümlelerden geçilmezken barış sebeplerini konuşmak fantezi gibi gelebilir. Geçtiğimiz günlerde aralarında bulunduğum bir grup yazar ve aktivist tarafından yayımlanan “3. Yol Mümkün” bildirisi, bu kaygının eseri olarak hazırlandı.

     İbrahim Çolak’a barış konusunda umutlu olup olmadığını soruyorum. Mümin olmanın Allah’tan umut kesmemek anlamına geldiğini söylüyor. İslam barış dini.  Barış sadece devletlere bırakılmayacak kadar önemli ve kişisel sorumluluk almayı gerektiren bir değer. Akla İbni Abbas’ın rivayeti geliyor: “Kim kardeşinin bir ihtiyacını gidermek için yürürse bu onun için on senelik itikaftan daha hayırlıdır.” (Taberani)  

    15 günlük yürüyüşünün sonunda İstanbul’da dostları karşıladı onu, ancak eylemi medyada hak ettiği yeri bulmadı. Halil Savda 1 Eylül 2012 tarihinde Uludere’den  Ankara’ya yürüdüğünde kendini hissettiren medya ilgisinden yoksundu İbrahim Çolak’ın eylemi. (Geçtiğimiz haftalarda Savda’nın yürüyüşünün Toroslar’dan sonraki kısmına tanıklık eden “Yürümek” belgeselinin galası yapıldı Beyoğlu sinemasında. “…ölü bedenlerin  ve köhne zorbalığın ağırlaştırdığı ruhumu hafifletmek için çıktım yola. Öncesinde kişisel bir yolculuk düşünmüştüm. Ancak yolun tek santimini bile tek başına yürümedim” diye yazıyordu Savda, Yeni Özgür Politika sitesindeki yazısında.)

     Gerçi haberli bir ilgiden yana olmadı İbrahim Çolak, her şey tabii bir şekilde gerçekleşsin istedi. Ancak eylemi bilinmiyor değildi, gazetelerde, sosyal medyada yer aldı 15 gün boyunca. Böyleyken medya kanalları bilmedi onun sızlayan ayaklarıyla İstanbul’a adım attığını. İhtiyar’da kitap-söyleşi için ağırlanmış medya mensupları elbet farkındaydı eylemin, ama çoğunluk,  karşılamaya gelme bir tarafa, arayıp sormadı bile.  Bu ilgisizlik bir burukluğa yol açsa da yeni yürüyüş planları yapmasına engel değil. 

     Eylemine imrendiğim bir gerçek; Halil Savda’nınkine de imrenmiştim. Pek, yürüyüş dışında başka ne yapılabilir? Herkesin elinden gelecek bir şeyler vardır, diye cevapladı sorumu Çolak. Yürüyüş devam ediyor, etmeli. Her şey siyasetten beklenmemeli. Sadece Başbakan Erdoğan’la değil, gezicilerle de diyaloğa girebilmeliyiz. Kardeşliği yeniden tesis etmeliyiz. Tabii tartışacağız, ama selamı da ihmal etmeyelim. Bir masada oturup tartışsak da selamla kalkabilmeliyiz. “ 

     İbrahim Çolak Gerede girişinde...


     DÜNYA BÜLTENİ

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.