1. YAZARLAR

  2. Ufuk Coşkun

  3. Barış Sürecinde Eğitim ve Âkiller
Ufuk Coşkun

Ufuk Coşkun

SivilDüşünce
Yazarın Tüm Yazıları >

Barış Sürecinde Eğitim ve Âkiller

A+A-

 

     Barış sürecinin kamuoyuna anlatılarak desteği yükseltme formüllerinden biri olarak ortaya atılan âkil insanlar yollarda. Kuşkusuz Türkiye gibi kutuplaşmaların yoğun bir biçimde yaşandığı ülkelerde herkesin üzerinde hemfikir olduğu bir liste çıkarmak mümkün değil. 

      Komisyonun ağırlıklı olarak bu sürece destek verenlerden oluşuyor olması da normal karşılanmalıdır; neticede bu formül arayışı barışa olan desteği daha da arttırmak için ortaya atıldı. Ne var ki komisyonda barışı, özgürlükleri ve insan haklarını tavizsiz savunan farklı kesimlerin kanaat önderlerine yeterince yer verilmemiş olması bir eksikliktir. Ancak eksik bulsak ya da eleştirsek de bir gerçek var, o da barışı tesis etme yolunda hepimize düşen birtakım sorumlulukların yerine getirilmesidir. Neticede bu mesele 63 kişinin üzerine bindirilmiş bir yükümlülük değil hepimizi yakından ilgilendiren ciddi bir süreçtir. Bu hassas süreçte atlanmaması gereken çok önemli bir mesele de eğitimdir. Bu bakımdan Âkil İnsanlar Komisyonu’ndan eğitimi de gündemlerine almalarını ve eğitim meselesini mutlaka hükümete hatırlatmalarını umuyoruz. Çünkü mevcut eğitim politikalarının ivedilikle reforme edilmesi ve eğitimin barış sürecine katkı sunması gerekmektedir. 

     EĞİTİM FARKLILIKLARA MESAFELİ 

     Bugün Türkiye’deki mevcut toplumsal sorunların kökeninde farklı dil, inanç ve kültürleri dışlayan, yasaklayan ve onları yok sayan nasyonalist bir zihniyetle kurgulanmış bir eğitim sisteminin de payı bulunmaktadır. Ne yazık ki kimse meselenin eğitim boyutunu gündeme getirmemektedir. Partilerin hazırlamış oldukları 
anayasa taslaklarında da genel eğitim politikalarına dönük herhangi bir bilgiye rastlanılmamaktadır. Oysa mevcut eğitim anlayışı hâlâ otoriter, dışlayıcı, tektip insan yetiştirmeye endeksli işlev görmekte, dolayısıyla farklı kültürlere mesafeli yaklaşmaktadır. Geçenlerde Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı ve Avrupa Konseyi tarafından yürütülmekte olan ‘Demokratik Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi Projesi’ kapsamında bir çalışmada bulundum. Üç gün boyunca eğitim hayatını tanzim eden tüm yasa ve yönetmelikleri gözden geçirdik. Bakıldığında bugün eğitim hayatını tanzim eden tüm yasa, yönetmelik ve birtakım uygulamaların çok eski olduğu görülmektedir. Olağanüstü ortamlarda yürürlüğe sokulan bu tür yasalarla eğitim kuşkusuz bireyin özgürleşmesini, farklılıkları birer zenginlik olarak görmesini, dahası ufkunun ve hayal gücünün genişlemesini zorlaştırmaktadır. 

     Bu bakımdan insan haklarına dayalı, özgürlükçü, çokdilli, çokkültürlü, çoğulcu yeni bir eğitim felsefesine ihtiyaç duyulduğu aşikârdır. Kendine özgüveni olan, demokrat ve özgürlükçü bireylerin yetişmesine imkân tanımalıdır artık eğitim sistemi. Bu çerçevede eskiden kalma yasa ve yönetmelikler mutlaka gözden geçirilmeli ve eğitim, devleti değil bireyin hak ve özgürlüklerini koruyan bir anlayışla işlev görmelidir. Kısacası gelinen bu barış ortamında eğitimin multikültüralist bir perspektifle yeniden ele alınmaya ihtiyacı vardır. 

     YENİ ANAYASADA EĞİTİM

     Türkiye’de yaşayan herkes kültürel, bilimsel, dini ve sanatsal faaliyetlerinde anadilini kullanma, anadilinde eğitim, öğrenim ve kamu hizmeti görme hakkına sahip olmalıdır. Resmi dilin öğrenilmesi ve öğretilmesi, bu hakkın kullanımına engel olmamalıdır. 1982 Anayasası’nda yasaklanan anadil eğitimi yeni anayasada mutlaka özgürlükçü bir perspektifle yerini almalıdır. Aynı şekilde yeni anayasada birey, seçtiği dini, aynı inanca mensup insanlarla oluşturduğu cemaatlerle (sivil toplumla) yaşama, yayma ve örgütleme hakkına sahip olmalıdır. Cemaatler, vergi ödedikleri devletten çocuklarına dini eğitim vermesini de talep edebilirler. Verilecek olan din dersinin içeriğini belirleme hakkı da velilere ait olmalıdır. Dolayısıyla zorunlu din dersi kaldırılmalı, inanç gruplarına bu alanda serbestlik tanınmalıdır. 

     Öğrencilerin aldıkları eğitimle ‘insan haklarını’ hangi etnik kimlikten, dinden ya da mezhepten olursa olsun her kişinin yalnızca insan olması nedeniyle sahip bulunduğu özgürlük değerinin tanınması ve bunu her çeşit müdahaleye karşı korunmasını gerektiren bir ahlaki talep olarak görmeleri ve bu minvalde bir gayretin içerisinde olmaları barış ve huzur ortamının tesisi için daha yararlı olacaktır. 

     Kısacası bir ülkede yaşayan insanların değerlerine, giyimlerine, inançlarına, dillerine, mezheplerine, ırklarına ve düşüncelerine saygı duyulmadığı ve yasak getirildiği sürece o ülkede barış ve huzur ortamının sağlanamayacağı bilinmelidir. Bu bakımdan Türk’ün, Kürt’ün, Alevinin, Ermeninin, Müslümanın, kısacası tüm farklılıkların bir arada, huzur ve barış içinde yaşayabileceği evrensel insan haklarının geçerli sayıldığı ciddi bir hukuk devletine gerek vardır. İnsan haklarına dayalı, özgürlükçü, çokdilli, çokkültürlü, çoğulcu yeni bir eğitim felsefesine bu anlamda çok ihtiyaç vardır. Farklı kültürlerin, renklerin, ırkların ve inanç türlerinin var olduğu bir ülkede tektip düşünce tarzını ve eğitim politikalarını alabildiğince tartışmak ve çözüm önerileri üretmek durumundayız, üstelik tam da böylesi bir zamanda... 

     RADİKAL

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.