1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Barış Süreci Karmaşası: Duyarlılıklar ve Duyarsızlıklar
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Barış Süreci Karmaşası: Duyarlılıklar ve Duyarsızlıklar

A+A-
     Bin yılı aşkın bir süre boyunca aynı ailenin efradı şeklinde ve aynı çatının altında (İslam Çatısı)  beraberce yaşayan İslam halkları (her toplumda olduğu gibi İslam toplumunda da elbette ki zaman, zaman marjinal gruplar çıkmıştır); ırkçılık fikirlerinin rüzgârına kapılması sonucu darmadağın oldular. Rabbimizin kardeş olarak tarif buyurduğu inanç birliği dâhilindeki halklar; ırkçılık feveranlarıyla düşman kamplara bölündüler/böldürüldüler ve bu kardeş halklar birbirlerine düşman kesildiler. İşte bu kamplaşma sonucudur ki; İslam ümmeti bölük pörçük olmakla kalmadı; bu bölünmüşlük istikbar güçlerin kuklaları tarafından da yönetilmek suretiyle ümmetin evlatları birbiriyle çatışır hale geldi/getirildi. Ulusçuluk /milliyetçilik hareket ve fikirlerin sonucunda, ırkçılık damarları cahiliye fikirleriyle beslenildi ve ümmet sathında huzur, güven, rahat yüzü kalmadı. Bu süreç içerisinde ümmeti oluşturan halklar içinde ise en çok Kürt halkının mazlum ve mağdur duruma düştüğü/düşürüldüğü tecrübe edildi.

     İslam coğrafyasının neresine bakarsak bakalım; yüzyılı aşkındır bir keşmekeşlik, bir karışıklık, bir çatışma hali vardır. Her tarafta kan, gözyaşı, feryat ve figan yükselmektedir. Bu tarifi zor sıkıntıların dinmesi için muhakkak İslam halklarının kendi özüne gerçekçi bir dönüş yapmaları lazımdır. Hassaten ’ÖZE DÖNÜŞ PLATFORMU’NUN teşekkülü, ümmet içinde bir nebze olsun (yerel anlamda olsa bile)bu derde deva olabileceği kanaati ve umudu hâsıl olmaktadır. Temennimiz ve gayretlerimiz, bu nüvenin (ÖZE DÖNÜŞ PLATFORMU’NUN) tarihi ve QUR-AN’İ sorumluluğunun daha de yol gösterici kılması ve ümmet bazında bu yönden yeni gayretlere, oluşumlara da yol açmasıdır. Aksi durumda İslam ümmeti içerisindeki bu melüllük hali daha da katmerleşerek devam edecektir. Ümmetin bu hazin halinden unutulmamalıdır ki; ümmet bilincine sahip her bir Müslüman Allah katında sorumluluk sahibidir. Bu uğurda gösterdiği ve göstermediği her türlü çabanın karşılığını muhakkak bulacaktır.

     Türkiye’nin durumuna bakacak olursak; ilk kuruluşunda halkların egemenliği ve eşitliği üzerine kurulmasına rağmen, çok kısa bir süre sonra ırkçı diktatörlüğe bürünmesi; Türkiye’de ciddi sıkıntılara neden olmuştur. Irkçı diktatörlüğün de ötesinde halkların tarihine, değerlerine, kültürüne, ananelerine… savaş açması ise, olgunun ayrıca can yakıcı bir yönü olmuştur. Evet, Kürtler gelişen bu seyir ile tarifi imkânsız elemlere duçar oldular. Lakin Türkler ve diğer halklar da özellikle manen çok sıkıntılar çektiler.

     Bu istemsiz halden kurtuluş ve İslami öz değerlere dönüş için Müslümanlar arasında kardeşlik şuur ve hukuku tekrardan vücut bulmalıdır. Türkiye’de ÖZE DÖNÜŞ PLATFORMU yanı sıra; Çözüm süreci de bir fırsata dönüştürülebilinir ve bu anlamda süreç, köklü bir fırsata ve değerlendirmeye devşirilebilinir. Zira bu çözüm süreci, ümmetin hayrına sonuçlanır ve aynı zamanda Kürt-Türk kardeşliği gerçekleştirilirse; bu iyimserlik ve hayır rüzgârı bir domino etkisi meydana getirebilir. Aslında ümmeti oluşturan halkların büyük bir kısmı, bu sürece pür dikkat kesilmiş ve bir bakıma ümit bağlamış bulunmaktadır. Türkiye sathında oluşturulacak bir siyasi birlik ve kardeşlik; ümmet coğrafyasına yayılabilir ve tüm ümmetin bu ırkçılık zilletinden de kurtulma ihtimali olabilir.

     İslami hassasiyet sahibi her bir Müslüman, aslında resmi sürecin yanı sıra; gerçek manada İslam kardeşlik bilinç ve şuurunun yeniden hayat bulması yönünde çaba harcamalıdırlar. İslami inanç birlikteliğinin sağlanmasına yönelik olarak gayret göstermek, her bir muvahhit Müslüman’ın en başta gelen Rabbani sorumluluğudur.

     Bu bağlamda Türkiye’de, önce milli birlik ve kardeşlik adına gündeme getirilen, daha sonra da çözüm süreci olarak adlandırılan ve yıllardan beridir bir oyalama sürecine dönüşen ahval, (mevcut haliyle ayak oyunu) yaşanmaktadır.  Resmi anlamda bu süreci devam ettirenler, galiba sürdürdükleri sürecin önemine vakıf değildirler. Analar ağlamasın diyerek çıkılan yola; anaların feryatları pek dinmediği gibi; dineceğe dair emareler de ufukta gözükmemektedir. Daha doğrusu tutulan bu yolun istikameti düzeltilmediği, dürüst davranılmadığı, tabular yıkılmadığı sürece mevcut halin düzeleceği de yoktur. Çünkü bu  “Barış Süreci”nin, mevcut taraftarlarından samimiyet eksikliği haşmetli bir şekilde kendisini göstermektedir. Şimdiki siyasi erk sahiplerinin düşünce ve fikirlerinin arka planlarında, anaların gözyaşlarından, yürek dağlanmalarından ziyade; siyasi rantın devşirilmesi gözetilmektedir. Özellikle de her ne zaman bir seçim yaklaşınca, bu süreç siyasilerin diline pelesenk olmakta, seçim sonrasında ise bir sonraki seçimde kullanılmak üzere hassas bir şekilde rafa kaldırılmaktadır. Ta ki bir sonraki seçimde tekrar gündemdeki hararetli yerini koruyabilsin diye! Pek çok siyasinin bu sorumsuzca, aldırmaz, vurdumduymaz tavırları ve ilkesizlikleri, nice ailelerde tarifi imkânsız acılara sebep olmakta, hayatları karartmaktadır.

     Art niyetli fırsatçıların fırsat kolladığı gibi, belki siyasilerin büyük bir kısmı nerede, ne zaman bir can kaybı olur, bir gencin kanı akar diye merakla beklemekte ve bu can kaybı, bu akan kan üzerinden cafcaflı laflar yapılmak istenmektedir. Tabi ki kaybedilen can veya akan kanın sahipleri birazcık hatırı sayılır kimselerden olursa, böyle davranılmaktadır. Şayet yitirilen can veya akan kan bir garibana, bir kimsesize, bir mazluma ait ise; bu durum daha da farklılaşmakta ve daha da hazin bir hal almaktadır. Yani siyasiler tarafından gündem edinilmesine bile değer bulunmamaktadır. Çünkü garibanın, fakirin, mazlumun canı ve kanı siyaset için üzerinde durulacak, zaman harcanacak derecede kıymete, değere (belki de oy potansiyeline) haiz değildir/bulunmamaktadır.

     Bu söylediklerimizin en bariz örneği ise geçtiğimiz günlerde üniversite öğrencileri arasında yaşanan hazin iki olayı gösterebiliriz. Evet, her iki gencimiz de ana evladıydı. Her iki olayda da yürekler dağlandı. Her iki olayda da birer fidan; bir daha yeşermemek üzere kökünden kurutuldu. Biri Ege Üniversitesi öğrencisi merhum Fırat ÇAKIROĞLU’NUN katledilmesi, diğeri ise Kırklareli Üniversitesi öğrencisi Adıyamanlı Ramazan FIRAT’IN katledilmesidir. Her ikisi de kirli bir savaşın, ırkçılığın yeniden hortlatılmasına matuf olarak gerçekleştirildi. Ne yazık ki pek çok genç de buna alet olmaktadırlar.

     Siyasilerin ve devlet erkânının Fırat ÇAKIROĞLU’NA gösterdikleri ilgi elbette olmalıydı. Olay kınanmalıydı. Failleri yakalanmalıydı. Gerekli cezalar verilmeliydi. Gencin ailesine taziyeler de bulunulmalı ve acıları paylaşılmalıydı. Ama diğer yandan Ramazan FIRAT ile ilgili olarak siyasiler sanki dut yemiş bülbüle döndüler. Herhangi bir açıklama, eleştir veya ciddi tepki gösterilmedi. Diğer taraftan bazı sivil inisiyatif sahipleri sık, sık dile getirdikleri Berkin ELVAN ve benzeri gençlerin öldürülmeleri de tam bir samimiyetsizliğin göstergesi olmaktadır. Zira aynı odaklar da Ramazan FIRAT ile ilgili en cılız bir tepki bile sergilemediler.  Haliyle bu tür yapılar da ikiyüzlü ve fırsatçı olmaktan öteye gidememektedirler.

     Barış sürecini isteyenler (ki Türkiye sınırları dâhilinde yaşayanların tümünün hayrına olan bir süreçtir) fedakârlığın her türlüsünü göstermek zorundadırlar. Çünkü hiçbir mevzii çıkar, hiçbir candan evla değildir. Ayrıca bu topraklarda yaşayan hiçbir fert de, başka bir fertten herhangi bir eksikliğe veya fazlalığa sahip değildir. Hiç bir kimsenin çıkarı, başka birisinin canı üzerinden pazarlığa tabi tutulmamalıdır.

     Eğer siyasiler tarafından halkların müreffeh geleceği gözetiliyorsa; seçim arifelerindeki kısır rant peşinde oyalanmanın bırakılması mutlak gerekliliktir. Samimiyetle, topluma yol göstericilik yapılmalıdır. Zihinlerin arka planları asla olmamalıdır. Halka, hakça muamele edilmeli ve halkın yararına hakkın tecellisi yoluna gidilmelidir. Sen-ben meselesinden ziyade; eşit kardeşlik hukukunun inşasına gayret edilmelidir. Hiç bir provokasyona mahal verilmeden; fıtri haklar ve gerçekler her şeyin üstünde tutulmalıdır.’Fırat’ın kenarında bir koyunu kurt kapsa, hesabı benden sorulur!’  inancı, bu günkü siyasilerin de sergilemesi gereken bir öz hasletimizdir. Özellikle barış süreci kapsamında, değil ki canların kaybı; bir kuzunun kaybı bile her bir siyasinin karşısına, verilmesi gereken bir hesap olarak çıkacaktır. Ayrıca toplum içindeki kanaat önderleri ve sivil yapılanmalar da bu sürece azami katkıyı adilane bir biçimde sunmak durumundadırlar. Vurmak, kırmak, dökmek hiçbir Müslüman’ın harcı değildir ve olmamalıdır. Hele, hele bir Müslüman’ın bir Müslüman’a karşı ise, bur türden herhangi bir fiilinin asla olmaması lazımdır.Toplumun güven ve huzuru barış ve birlikteliği mevzii çıkarlara endekslenmemeli, bu topraklarda kardeşliği adalet temelli sağlanması ve gelişmesi yolunda herkesin elinden gelen gayretin azamisini göstermelidir. Samimiyetle, feragatle ve ön koşulsuz olarak…


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum