1. YAZARLAR

  2. Ergun BABAHAN

  3. Balyoz kararının anlamı: Kürtler hariç, genel af!
Ergun BABAHAN

Ergun BABAHAN

Ergun BABAHAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Balyoz kararının anlamı: Kürtler hariç, genel af!

A+A-

Anayasa Mahkemesi’nin Balyoz Davası hakkında verdiği karar sonucu, İzmir’deki casusluk davası dışında tutuklu sanık kalmayacak. Balyoz kararları ilk açıklandığında Hasan Cemal, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumdan çıkmasının tek yolunun genel af olduğunu yazmıştı.

Sistem, başta Abdullah Öcalan olmak üzere PKK ve KCK davası hükümlü ve tutuklularına da özgürlük yolunu açacak böyle bir adıma cesaret edemedi. Sorun Anayasa Mahkemesi eliyle çözüldü.

AKP açısından sorun yok. Ergenekon ve Balyoz davalarıyla askeri vesayet sistemi çökertilmişti. Bu davalarda ittifak ettiği Cemaat ile arası bozulduğunda, kararları veren mahkemeleri dağıttığı gibi, komuta kademesinde ortaya çıkan boşluğu Cemaat mensubu olduğundan kuşkulanan askerlerin doldurmasını engelleyecek önlemleri de aldı.

Erdoğan, kendisi, ailesi ve bakanlarıyla ilgili yargılamaya bir darbe sonucu değiştirdiği Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu eliyle müdahale ederek bu gruba özel bir af sağlamıştı zaten.

Geriye kala kala Kürtler kaldı.

Ancak Kürt kartı, gerek cumhurbaşkanlığı seçimi, gerekse önümüzdeki dönemde gerçekleştirilmek istenilen anayasa değişikliğine kadar elde tutulmak isteniliyor. Bu yüzden, Öcalan başta Kürtlere özgürlük yolu açılmıyor. Bu yolla önce Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına evet demeleri, sonra da başkanlık sistemine destek vermeleri bekleniyor.

Adaletin siyasetin gölgesinde kaldığı bir dönem daha yaşıyoruz.

Anayasa Mahkemesi kararlarının siyasi saikle verildiğini iddia etmiyorum. Siyasi davranan, hukukun kural ve ilkelerini çiğneyen yerel mahkemelerdi. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bu kararlar, Türkiye’de yargının çarpık işleyişinin apaçık göstergesidir.

Ayrıca unutulmaması gereken bir konu, Anaysa Mahkemesi’nin sanıkları beraat ettirmediği gerçeğidir. Yüksek Mahkeme, sanıkların haklarını savunabilecekleri koşullarda yargılanma şansı vermiş bulunmaktadır.

Balyozda hukuku bu kadar zorlayan yerel mahkemelerin, bunu kendi tasarruflarıyla değil, bir takım telkinler sonucu yaptığıaçıktır. O zaman AKP-Cemaat işbirliği olduğu için bu gerçek ortaya çıkmamıştı.

Şimdi, medyanın büyük ilgi gösterdiği, CHP’nin birebir takip ettiği bu davalarda hukukun temel ilkelerini çekinmekten imtina etmeyen yerel yargının, Kürtler ve Gezi olayları davalarında neler yapabileceği çok net ortadadır.

Bir ülkenin yargısı sadece belli başlı bazı davalarda değil, devleti ve siyasi iktidarı ilgilendiren hiçbir davada yansız ve bağımsız karar vermemiştir, bu koşullarda uzun yıllarda veremeyecektir.

Hrant Dink davasından İsmail Korkmaz’a kadar uzanan bir yelpazede, siyasi iktidar yargı üzerinde kamu görevlilerini koruyan kollayan bir çadır görevi görmüştür, görmeye devam etmektedir. Bir cenaze taziyesinde öldürülen Uğur Kurt cinayeti soruşturmasının unutulmaya terk edilmesi, siyasi iktidarın bu davalara bakışının en açık göstergesidir.

Kürtler’in siyasi faaliyetlerinin konu olduğu davalarda durum vahimdir. Ancak hukukun üstünlüğü ilkesi veya adalet duygusu yerine ‘‘Bana ne yarar, ne zarar verir’’ fikrinden hareket eden bir siyasi iktidarın dönüp bu yargılamalara bakmasını, daha ötesi sahip çıkmasını beklemek saflık olur.

Türkiye yargının giderek siyasi iktidara bağlı hale geldiği bir ortamda, adalet duygusuyla birlikte toplumsal barışını ve birlikte yaşama arzusunu kaybedeceği bir döneme giriyor.

Bir devleti çökerten nedenlerin başında adaletsizlik gelir. Türkiye bu açıdan çok ama çok kritik bir noktada.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.