1. YAZARLAR

  2. Hadi Uluengin

  3. Balyoz Asabiyesi
Hadi Uluengin

Hadi Uluengin

taraf
Yazarın Tüm Yazıları >

Balyoz Asabiyesi

A+A-

ÖNCE “Harbiye Marşı”nı söylemişler. Sonra “Onuncu Yıl Marşı”nı söylemişler.

Tabii “İstiklâl Marşı”nı da unutmamışlar.

Eh, “Aziziye” veya “Mecidiye” marşlarını teganni etmeyeceklerine göre repertuarda “Gençlik Marşı”yla “Ankara Marşı” eksik kalmış gibime geliyor. “İzmir Marşı” da var...

Her hâlükârda “Balyoz” davası sanıkları ve onların yakınları hem karar açıklanmadan, hem de hüküm belli olduktan sonra yukarıdaki musikileri koro hâlinde icra etmişler.

***

İMDİİ, ister planlı, ister plansız olsun psikolojik açıdan “otomatik refleks” yansıtan ve “Pavlov şartlanması” kategorisine giren yukarıdaki tepkiye hangi adla teşhis koyacağız?

Ben kendi hesabıma İbn Haldun’un “asabiye” deyimini tercih ediyorum.

Malum, 14. yüzyılın büyük İslam âlimi bu kelimeyi kavim ve halkların zaman içinde edinmiş olduğu ruh hâllerini, davranış tarzlarını, sosyal eğilimlerini tanımlamak için kullanır.

Çok çok elâstikîleştirirsek, belki geniş anlamıyla kültür de diyebiliriz.

***

AMA yine zaman içinde Mukaddimedeki kavram kısmî anlam kaymasına uğradı.

Modern Arabî lügatte daha dar ve nispeten de mecazî bir boyut kazandı.

Meselâ iktidardaki bir kastın, meselâ meslekteki bir loncanın, meselâ eylemdeki bir grubun kendine özgü kodları, simgeleri, reaksiyonları vs. “asabiye” diye adlandırılır oldu.

Örneğin Cezayir Savaşı’ndaki “FNL” üyelerinin veya Baas ideolojisindeki Suriye subaylarının yahut Körfez’deki petrol emirlerinin “asabiye”sinden bahsedilmeye başlandı.

İşte, zaten daha önce yapmış oldukları gibi “Balyoz” sanık ve yakınlarının karar aşamasında da yine marş söylemesini böyle bir “asabiye” çerçevesine oturtmak gerekiyor.

***

“asabiye” ki, bebek yaştan itibaren her yurttaşa şırıngalanan milliyetçi dürtüyü ve çok muhtemelen de bünyesinde yetişilen ailevi ortamı geçsek bile, askerî okula girildiği andan itibaren kendisini artık“dönülmez yolun ufkundaki” bir parkurda empoze edecektir.

Militarizmin doğasında mevcut kast zihniyetine bir de “kurtarıcılık misyonu” eklenecektir. Artı, bu vehmi pekiştirmek için dokunulmazlık ve ayrıcalık zırhı örülecektir.

Panteondaki tanrılar ise zaten bellidir. Onlara adanan ilahiler de yukarıdaki marşlardır.

Dolayısıyla, eğer az biraz ruhbilim kitabı karıştırmışsak böylesine bir “asabiye”de şartlanmış insanların bu çemberi kolay kolay kıramayacağını ve dışına çıkabilmek için de çok ciddi bir iradi çaba gerçekleştirmek zorunda kalacaklarını baştan kabullenmemiz gerekiyor.

***

KABULLENDİK. En azından ben kendi hesabıma “Balyoz” sanık ve yakınlarının duruşmada marş terennüm etmesini yukarıdaki çerçeve içinde mazur görmeye çalışıyorum.

Tamam da bunun sonu yok! Nereye, nasıl, ne kadar gider ve gidebilir?

Panteondaki tanrılara ilahi yakıyorlar diye o tanrıların kutsalıyla ilelebet uzlaşamayız.

Aynı ilahilere hürmeten de koronun “asabiye”sini ebediyen kabullenemeyiz.

Yetti! İşte ezelden beri kendi ibadetlerini dayattılar ve kendi kasidelerini ezberlettiler.

Dolayısıyla laikleşmek, sekülerleşmek, lâdinileşmek zamanı çoktan geldi ve geçiyor.

***

KUŞKU yok bunun için işe en önceden, yani tabii ki askerî okullar dâhil, yukarıdaki “asabiye”yi üreten ve tekrar tekrar üreten eğitim ideolojisinden başlamak gerekiyor.

Panteondaki tanrıları ve ilahilerdeki kutsalı dünyevîleştirmek ilk aşamayı oluşturuyor.

Yoksa şu kesin: Kaçak inşaat yapanların bayrak çekerek yıkım önleyebildiği ve ceza alanların marş söyleyerek meydan okuyabildiği “asabiye” evcilleşmediği takdirde “şahikalar yaratan bir ırkın ahfadıyız” dizesi bizlere daha uzun süre asabiyet vermeye devam edecek.

hadiuluengin@taraf.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.