1. YAZARLAR

  2. M. Latif YILDIZ

  3. Babamın Sandığı
M. Latif YILDIZ

M. Latif YILDIZ

sorgu / yuksekovahaber
Yazarın Tüm Yazıları >

Babamın Sandığı

A+A-

    Kürdlerin önemli iki eksiği olduğunu düşünürdüm. Birincisi okumaya karşı olan isteksizlikleri derdim. Nitekim Ortadoğu’da okuma yazması en az olan etnik köken Kürdler olduğu bir gerçek. Ancak yanıldığımı anladım; yaklaşmasını ve ikna etmesini bilsen, fırsat ve imkan verirsen Kürdlerin eğitime, okuma yazmaya aşık bir millet olduğunu görürsün.

    1972 yılında o günün imkansızlıklarına rağmen er öğretmen olarak atandığım Siirt’in Muvele (Kelekçi) köyünde Muhtar, İmam ve köyün ileri gelenleri ile kurduğum diyalog ve iyi ilişki sonucu 35 kız 50 erkek toplam 85 öğrenci kaydederek bölgede rekor kırdım.

    6 ayda dağ yamacında okulsuz, kumu kara tahta, Dicle kenarında toplattığım renkli taşları tebeşir yaparak okuma yazmayı öğrettim. Çünkü sıfır ama çatlak binayı 3 ay teslim almamakta direttiğim için Milli Eğitim okul sıra ve tahta göndermedi, Bayındırlık da anahtarı vermediği için ayazda ders yaptım. O çarpıklığı çalıştığım Günaydın gazetesinde haber yaptım. Aynı belgeyi Hawar Hasankeyf’in Çığlığı kitabımda da resimleri ile yayınladım.

    Kürdlerin tarih boyu yazılı eserlerden mahrum kalmalarının ikinci sebebi ise bana göre Osmanlı öncesi yaşadıkları dağ köy ve mezralarda yaşamaları; krallık, şahlık, sultanlık gibi yönetim şekilleri; feodal yapı, şeyh ve ağaların getirdiği handikap; savaşlar, göçler ve eğitim düzeyinin bölgede az olmasının etkisi önemli bir faktör olmuştur diye düşünüyorum.

    Bir başka neden Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde yapılan bilinçli asimilasyonlar sonucu Kürdlere sürekli “okuyup ta ne yapacaksınız” telkin ve baskıları. Okumak isteyenleri de özellikle Cumhuriyet döneminde Türkleştirme girişimleri çok önemli rol oynadı.

    Kürdler İslamiyet’e geçtikten sonra Kur-an’ın ilk emri olan “ıkra-oku” mesajından yola çıkarak okuma yazma olarak Kur’an-ı okuyor ama bu okuma yazma biliyor anlamına gelmiyordu. Bende Kur’an-ı sular seller gibi Arapça harfleri ile okuyorum. Ama tercüme edemem. Hac’ca de, umreye de gittim. Araplar ile konuşamadım bile. Kürdlerin neredeyse yüzde 50’si benim gibi Kur’an-ı sular seller gibi okur. Ama manasını bilmez. Sadece öylesine okur. Bu yüzden yıllardır Kur-an’ın Arapçasını okurken Türkçe, Kürdçe mealine başvururum ki okuduğumun ne anlama geldiğin bileyim.

    Yüz yıllarca oluşan bu yaklaşım sonucu çoğu Kürd çocuklarını mecburi olmadıkça (yasaların zoru) okullara göndermemek için içgüdüsel direnç göstermeye başlandı. Özellikle köylerde oldukça yaygınlaştı. Gerçi bazıları son yıllarda okula göndermemeyi asimilasyona karşı başkaldırı olarak yorumlasa da (ki kısmen katılıyorum); ama bu okula göndermemek olmamalı. Asimilasyona karşı en azında evde, mahalle ve çevrede bir çare ve siyasi bir ana dil yolunu bularak okuma alışkanlığı mutlak geliştirilmeli. Zira tahsil, meslek edinme alışkanlığı bugün bile Kürdler arasında yer bulmaması için egemenler ne gerekiyorsa yaptığını biliyoruz. Üniversitelerde saldırıya uğrayan, soruşturulan, atılanların Kürdler olması tesadüf değil.

    Bana göre bir diğer önemli eksiklik okuma yazması ve tahsili olan Kürdlerin bu tarihi süreçte günlük not tutmamaları, kitap (roman, şiir, hikaye, masal, tiyatro vb.) alışkanlığın kazanmamış olmaları da etkin olmuş. Gerçi yazılı olmasa da sözlü stran, dirok dediğimiz yöntem ile yüz yıllarca bir birine aktararak kimlik ve kültürlerini muhafaza etmiş olsalar da medeni dünyada geçerli olan yazılı edebiyat ve tarihimiz bir hayli zayıf kalmış.

    Örneğini ilk Kürd şiiri M.Ö. 330 yılında Baraboz yazmış, ama arkası gelmemiş. Yine 1400 -1700 yılları arasında Kürmanci lehçesiyle yazan ünlü şair ve düşünürlerin sayısı dördü geçmiyor. Eliye Heriri (1425-1495), Feqiye Teyran (1590-1660), Meleye Ciziri (1570- 1640) ve Ahmede Xani (1650-1707) gibi. Bir elin 5 parmağı kadar bile değiller.

    Kürd tarihini yazan ve Kürd olan Ali İbn el-Esir (1160 - 1233(43?) El Kamil Fit Tarih adlı eseri. Yahudi kökenli olan, sonra Müslüman olan Reşiddün Fezlellah Hemedani’nin yazdığı (1247- 1318) Cami et - Tevarih kitabında Kürdler var. Birkaç yerli, yabancı yazardan sonra ilk Kürd tarihini yazan Şerefxan Bitlisi’nin (1543-1604) Şerefname’sini görüyoruz.

    Tarih boyu Kürd edebiyatçısı, Kürd yazar ve tarihçisi, Kürd okur, yazarı ve Kürd eserleri bu kadar olmamalıydı. Özellikle, Kürdler İslamiyet dinini isteyerek benimsedikten sonra medreselerde oldukça kariyerli Seyda (günümüz karşılığı profesör) Melle (günümüz karşılığı doktor) olmuşlar. Ancak bırakın sayıları kadar, yok denecek kadar eser bırakmışlar.

    Çünkü tahsil onlara unvandan başka bir paye kazandırmadığı için kitap, eser, şiir, edebiyat, anı, tarih yazmak yerine çoluk, çocuklarını, ailelerini nasıl geçindirecek telaşına düşmüşler. Görev yaptıkları cami ve medreselerde geçinecek kadar gelirleri ya da kadroları olmadığı için öğrenci (faki) okutma adına köy, mahalle ve semtin zengin adamları ya da ağa, beg, mir, şeyh gibi nüfuzlu insanların tayin (yemek), zekat ve sadaka ile geçiniyorlardı.

    Tabii bu durum bir savunma ya da bahane olamaz. En kısıtlı koşullarda imkansızlıklar içinde rahmetli babam Seyda’ye Melle Abdülkerim ile Cegerxwin (Mele Şehmus 1903 -1984 ) de aynı koşul ve imkansızlıklar içinde olmalarına rağmen Cegerxwin ünlü bir Kürd şairi olmayı başarmıştı. Üzülerek belirtmek isterim ki son 30 yılı saymazsak Kürdlerin on binlik geçmiş tarihinde yazılı zengin bir edebiyat, tarih, şiir ve tiyatro geçmişini göremiyoruz.

    Biliyorum, yazımın başlığındaki “Babamın Sandığı” ile yazdıklarının ne ilgisi var dediğinizi duyar gibiyim. Merhum babam Seyda’ye Melle Abdülkerim de diğer meslektaşları gibi yazılı bir eser bırakmadı. O da diğer meslektaşları gibi zenginlerin, ağa ve şeyhlerin eline bakarak, baba ve dedesi gibi (onlarda Seyda idi ama Allaha şükür köyde bağ, bahçe, tarlaları vardı) mesleğini sürdürmektense daha iyi koşullar için Batman’da petrol keşfedildiğinde (1948) Batman’a ilk yerleşen, TPAO’da önce işçi, sonra esnaf ve şehrin sayılı Tüccarlarından biri oldu. 7 erkek, 1 kız evladı için büyük çabalar gösteren onları doktor, gazeteci, öğretmen, teknisyen, yönetici gibi, meslek, sıfat ve de unvanlar kazandıran bir babaydı.

    Kürdlerin, okuma, yazma ve okuyanların eser bırakmama gibi talihsizlikleri olduğu gibi, kütüphane bulundurma alışkanlıkları da zayıftı. İşte babamı diğer meslektaşlarından ayıran en önemli yönü buydu. Eser bırakmamasına eser bırakmadı ancak TPAO’da çalışırken sondaj için elmas uçların muhafaza edildiği ve de oldukça sağlam (sanırım ceviz ağacından yapılmıştı) sandık peydahlamıştı. 1 metre yükseklikte, 70x150 ebadında bir sandıktı. Babam öğrencilik, Mellelik ve Seydalık dönemi ile, ticaret yaptığı yıllarda gittiği şehirlerde aldığı mesleki eserleri bu sandıkta topluyordu. Yani babamın kütüphanesi o sandıktı.

    Zaman zaman, sandıktaki bazı bilgileri bizimle paylaşırdı. Mesela bütün çocuklarının doğum tarihi, yıl, ay, gün, saat olarak o sandıktaki bir defterde yazılıydı. Bazı özel bilgileri de o sandıktaydı. Ancak babam Türkçe okur yazar olmasına rağmen tahsili Arapça harfleri ile yaptığı ve dili Kürdçe olduğu için o kitaplıktan yalnızca kendisi yararlanabiliyordu. İş yerinde yapılan ve şehrin alim ve ileri gelenlerin katıldığı bazı toplantılarda sorulan sorulara doğru cevap vermek için akşamları saatlerce cilt, cilt eserleri çevirir, durur, notlar alırdı.

    İşte o kitaplığı yani sandık babamın ölümünden (1980) sonra okuma yazması olmayan (ümmi) annem; bizler Arapça eğitimi almamışız diye adını, sanını, kimliğini bilmediğimiz ve asla söyletmediği birine bizden habersiz verdi. Bütün ısrarlarımıza rağmen de o kişiyi ölene kadar saklı tuttu. Bize ait, babama ait çok önem notlar, bilgiler, kitaplar kayboldu. İzine bir daha rastlamadık. Düşünüyorum da tıpkı babamın sandığı gibi tarih boyu başka Kürd alim ve aydınların böylesi sandık ve kitapları olmuştur, ama kayboldukları da kesin. Kim bilir belki de bilmeyen cahil kişilerin elinde sobada ateş yakmak için çıra bile olmuştur.

    Biz Kürdlerin en büyük talihsizliği bu olsa gerek. Bir Kürd öğretmen, gazeteci ve yazar olarak bundan ders çıkardım. 1972 yılından beri 42 yıldır anılarımı ve günün siyasi olaylarını yazıyorum. Ayrıca 1990 yılından beri 24 yıldır Türkiye ve Ortadoğu’daki önemli olayları; özellikle Kürdler ile ilgili gazete, dergi ve internette çıkan haber, yorum, röportaj ve makaleleri alıntı yaparak her sene 14-15 bin sayfalık stokları kayıt altına alıyorum.

    Dilerim bundan sonra eser bırakan dede ve babalarımızın sandıklarına, olanların kütüphanelerine; benim gibilerin anıları, notları ve alıntılarına çocukları, kardeşleri, torunları, diğer yakınları ya da Kürd halkı sahiplenilir de kaybolmaz/kaybedilmez. Zira Kürd milletinin geleceği için çok ama çok önemlidir. 


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.