1. YAZARLAR

  2. Ahmet Meroğlu

  3. Babaa, Pepe Yek Demiyor ki!
Ahmet Meroğlu

Ahmet Meroğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Babaa, Pepe Yek Demiyor ki!

A+A-

Tanıklılık ettiğim, baba ile çocuğu arasında geçen bir diyalogu paylaşmak istiyorum.

Baba, çocuğuna Kürtçe sayıları öğretmeye çalışıyordu; ama çocuk hiç dönüp bakmıyordu. Baba, ısrarla haydi yavrum, “yek” de, diye ne kadar telkinde bulunduysa da, çocuk hiç dönüp oralı bile olmadı.

Velhasıl baba ne yaptıysa çocuğuna bir kere bile olsa “yek” söyletmeyi beceremedi.

Babanın ısrarları devam edince, çocuk babasına dönüp kızgın bir ses tonu ile babaaa; Pepe “yek” demiyor ki,(!) “bir” diyor “bir”,  deyince çocuğun “yek”  dememe sebebini idrak etmiş olduk; böylece.

Evet, artık inkâr yoksa da ama maalesef asimilasyon ve imha bütün vahşeti ile devam etmektedir.

Zira yıllarca Kürtlerin inkâr edildiği, imha edildiği bu ülkede gelinen durum devlet, “yeni aklı” ile Kürtleri inkârdan, asimilasyon inkârına terfi edildiği her durumda zuhur edilmektedir.

Hele özellikle son zamanlarda devletin “yeni aklının” asimilasyon inkârında, çok ustaca bir hinlik, aldatma ve tuzak var.

Çünkü yeni strateji, Kürt çocuklarını “doğal” bir akışla zamanla sinsice usul usul asimile etmektir.

Zira gün geçtikçe teknolojik aygıtların çoğalması ve özellikle çocuk oyuncaklarının dili Türkçe olması, Kürt çocuklarının asimile olmalarının “doğal” zemini oluşturulmuş bulunmaktadır.

Hatta eğitim dili, resmi dil, sokak dili, pazar dili ve özellikle eğlence dilinin Türkçe olması, zaten doğal olarak Türkçeyi cazibeleştirmektedir.

Özellikle elektronik oyuncakların dili, oyun ve eğlence dili Türkçe olması, yeni nesil Kürt çocuklarının ana dillerini öğrenmelerini adeta imkânsızlaştırıyor.

İşte bütün bunlar, Kürt çocuklarının asimilasyonunu spontaneleştirmektedir.

Düşünün… Bir çocuğun oyun alanı tümü ile su veya çamurdan ibaret olduğunu. Böylesi bir ortamda oynayan çocuğun temiz kalması, üstünü başını batırmaması ve hatta hasta olmaması hiç mümkün mü?

Böylesi bir oyun alanında her gün oynamaya mecbur kalmak, esasında üşütüp zat türe olmak ve hatta bu hastalığa yenik düşmek değil midir?

Çünkü bu kirlenmek, kumda kirlenmek gibi bir durum değil.

Allah aşkına böylesi bir koşulda çocukların temiz kalacağını, hastalanmayacağını söylemek ne derece doğru ve inandırıcı olabilir ki…?

İşte böylesi bir durumda evden temiz çıkan bir çocuğun, eve temiz dönmesi ve hastalanmaması nasıl mümkün değilse; Türkiye koşullarında Kürt çocuklarının asimile olmamaları da o denli mümkün değil.

Çünkü Kürt çocukların ya da Kürtlerin ana dillerini muhafaza etmeleri, asimile olmamaları ve ana dillerini konuşmaları, tıpkı oyun yerinin su veya çamur olan çocuğunun kendini koruyabildiği, temiz kalabildiği ölçüdedir.

Yani bu “spontaneleştirilmiş” atmosferde Kürtlerin dillerine bağlı kalmaları ve asimile olmamaları adeta mümkün değil.

Nitekim Diyarbakır Büyük Şehir Belediye başkanı Osman Baydemir; ben, bu davaya 30 yılımı verdim; ama çocuğuma Kürtçe öğretemiyorum, diye hem itiraf, hem de sitem etti.                  

Evet, maalesef “Kürtçe yayın” yapan kanalların Pepeye ve Keloğlan’a alternatif olabilecek Kürtçe çizgi filmler yayınlamadıkları sürece, Pepe ve Keloğlan Kürt çocuklarını ana dillerinden koparmaya devam edecektir.

TRT6’in ise Kürtleri bir kılamla ve ilahi ile oyalama ve uyutma peşinde olduğu aşikârdır.

İşte bu durumda özellikle yerelde yayın yapan Kürtçe kanallar, 24 saat Kürtçe müzik yapma yerine, Kürt çocuklarını Pepeden ve Keloğlandan koparacak ve Kürt çocuklarına yönelik eğlenceli ve eğitici yayınlar yapmalılar.. Aksi takdirde yeni nesil Kürt çocuklarının, Kürtçe öğrenmeleri ve konuşmaları mümkün olamaz.

Kısacası, Kürt çocuklarının dillerinden koparılmaları ve asimile etme misyonu, “büyük beyler”  “küçük oğlanlara” bırakmış; haberiniz ola!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.