1. YAZARLAR

  2. Davut Hoca

  3. BABA YADİGÂRI
Davut Hoca

Davut Hoca

Yazarın Tüm Yazıları >

BABA YADİGÂRI

A+A-

Babamız Âdem’in, şeytan tarafından oyuna getirilmesinin üzerinden bayağı zaman geçti. O gün bugündür babamızın düşmanı Şeytan ile aramız bozuk. Tabii ki babamızın düşmanı bizim dostumuz olamaz asla. İnsanlık töresine göre de kıyamete kadar bu böyle devam edip gidecek. O, bu aldatma ile çıkan vukuatta Yaradan’dan zılgıtı yemişti bir kere. Bu azardan sonra bize olan kin ve adaveti kat be kat artmış, bir tekimizi salim koymamaya yemin billah ederek yol haritasını çizmişti.

Gelin, insanlık tarihinin kaderini çizen bu unutulmaz sahneyi bir kez daha anımsayalım.

Ta-ha(120): Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: “Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?”

Ta-ha(121): Bunun üzerine onlar (Âdem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı.

Ta-ha(122): Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi.

Ta-ha(123): Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker.”

Evet, iblisin Âdem babamıza yaşattığı bu kumpas meğerse bu oyunun fragmanıymış. Bu mel’un alçak, asıl oyunu bizim üzerimizde oynayacakmış. Yani anlayacağınız, büyük gösteri Dünya sahnesinde olacaktı. Bu öyle büyük bir oyun ki, yeryüzünün her köşesinde bir sahne kurmuş, bu sahnede durmadan sayısız gösterime girmiş ve her gösterimde gösteri rekoru kırmış. Her yıl rekorunu egale etmekle kalmamış, sürekli çıtayı yükseltmiş de yükseltmiş. Peki, neden bu profesyonel oyuncu ve yönetmenin bu oyununun gerçek yüzü hiçbir zaman gün yüzüne çıkmıyor da bunun bir tezgâh olduğu anlaşılmıyor. İşte, asıl dananın koptuğu nokta burası. Biz Âdemin çocukları, bu oyunun hilesini çözdük mü kurtuluşa ereceğiz demektir. Âdem babamızdan bu yana onca Peygamber, evliya, enbiya, asfiya, âlim, abit, zahit, mücahit geldi, neden hiçbir zaman bizler tam manasıyla bunca uyarıya rağmen bir türlü uyanamadık. İşte buna tam manasıyla cevap verebildiğimiz an bu oyunu bozmuş olacağız.

Yeryüzüne inen bir karı, koca ve bir de hasım. Bunlar, cennet sakinleri iken, hasımlarının onları yalan vaatlerle kandırıp aldatarak yasak meyveyi yedirdikten sonra dünya beldesine nakledilmişlerdi. Bir tarafta Yaradan’ın onlara sunmuş olduğu onca nimet, bir tarafta onları yalan vaatlerle aldatarak yasak meyveyi yedirerek onları yerlerinden yurtlarından eden bir hasım. Âdem ve Havva, Yaradan’ın insan olarak yarattığı ilk numuneler. Şimdi bunlar, yerlerinden yurtlarından olduklarına mı yansınlar, bir yalancının sözüne inanıp da onlara yasak edilen şeye tenezzül ettiklerine mi yansınlar, yedikleri o yasak meyveden sonra üst başlarının açılıp saçılmasına mı yansınlar, yoksa onları Yaratan Allahu Teâlâ’ya verdikleri sözü tutmayıp O’na mahcup olduklarına mı yansınlar.

Âdem babamız bir hata etti, yasak meyveden yedi, ancak tövbe etmesini de bildi. Bugün Âdemoğlu, atası Âdem’in yaptığı gibi işlediği hatadan sonra gerçek bir tövbe ve günahından doğan mahcubiyeti gösterememektedir. Dolayısıyla atası Âdemin ’in izinden giderek onun rol modelliğini benimsememektedir. Beşerin baş düşmanı Şeytan’ın babamızın başına getirdiklerinden hiç mi hiç ibret almıyoruz. Hasmımızın yalan yere vaatlerde bulunması, bizim en büyük zaafımız olan ebedi yaşama emelimizi kullanması, yasaklara karşı meylimizin olduğunu bilmesi, hata ettirilen merciin büyüklüğünü gizlemesi, haram bir yoldan helal bir yola çıkılamayacağını unutturması…

Anne ve babamızın bu yasak edilen meyveden yemesinin ardından ayıp yerlerinin kendilerine görünmesi ve onların da bu yerlerini ağaç yaprakları ile örtmesi. Daha önce görünmeyen ayıp yerlerinin, helal kılınmamış olan, yasaklanan bir şeyin yenilmesi ile ortaya çıkması. Haramın, ayıpları sere serpe ortaya çıkarması. Âdem’in isyanı ile meydana çıkan bu çirkin görüntüden sonra Rabbimiz, bize bu çirkinliği en güzel bir şekilde örtebileceğimiz şekilde yol gösteriyor. Bu giyiniklik sadece maddi kıyafetten ziyade, Âdemoğlunun ruhen de çıplaklığını örtecek, onu Rabbine en güzel bir kul olacak şekilde örtecek olan Takva giysisidir. A’raf(26); ‘Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah’ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik)’

Âdem babamızdan bu yana çok zaman geçti. Âdemoğlu, babası gibi yasak olan meyveden yiyor yemesine de tövbe etmede pek de istekli olmuyor. Haliyle, yediği her yasak meyveden sonra ayıp yerleri meydan çıkıyor, ancak o yine babası gibi davranıp bu ayıp yerlerini örtmeye çalışmıyor. Yediği yasak meyveden sonra bunun tövbesini yapmayan ve ortaya çıkan ayıp yerlerini örtmeyen bir Âdemoğlu var şimdi. Babamız bize insanın hata yapabileceğini öğretti ancak bu hatadan sonra tövbe etmesini ve hatasından sonra ortaya çıkan halini düzeltmesini de öğretti. Ve şimdi bu aksaklıktan sonra tekrar dünya arenasından cennet mekânına yapılacak yolculuk da sakata gelmiş oluyor. Cennetten dünyaya olan seyrin tekrar dünyadan cennete olabilmesi için baba yadigârı olan eylem hali ile hemhal olunması şartı gün gibi ortadadır.

Ey Âdemoğlu! Ne kadar da unutkansın, nankörsün, cahilsin, vefasızsın. Âdem babanın sana bıraktığı öğretileri, ondan sonra gelen onca Peygamberlerin ve Salihlerin nasihatlerini kulak ardı ediyorsun. Dünya tarihinde bu uyarıları yapan, bu durumu işaret eden, tüm bunların farkında olan niceleri geldi geçti. İşte bunlardan biri olan ve ne Sünni kesimin ne de Şia’nın hiçbir zaman benimsemediği, adeta arafta kalanların makûs talihini yaşayan Ali Şeriati de çok veciz bir şekilde ifade etmiştir. ‘İnsan zalimdir, çünkü yasak meyveyi yemekle kendini rahatlık ve lezzet cennetinden, eziyetsizlikten alıp, eziyet, korku ve ızdıraba müptela etti. Dünya sorumluluğunun ağırlığını ve eziyetini Yunan pehlivanı Atlas gibi omuzuna aldı. Cahildir, çünkü uyanış ve görüşün sonuçlarının ne kadar çok eziyet verici olduğunu bilmiyordu! Şimdi bile henüz cennette yaşayan (!), Âdem’le (yeryüzüne) gelmeyen ve yasak meyveyi yememiş olan kimseler çoktur. Yasak meyveyi yiyerek, Âdem ile dünyanın ızdırap yükünü omuzuna almış olanlar çok azdır.’

Evet, babamızdan yadigârdır bu dava, kıyamete kadar sürüp gidecektir. Atamızı nimet diyarından nikmet diyarına sevk etmeye sebep olan, onu aldatarak haram yedirip hem Yaradan’a isyan etme noktasına getiren hem de bu fiil yüzünden mahrem yerlerinin açılmasına sebep olan bu iblis ile baba yadigârı bir davamız vardır. Şimdi bizim idealimiz ve aynı zamanda onun da hedefi olan şey aynı şey. Biz, babamızın geldiği yere tekrar yükselmek gayesinde iken o bizi tekrar ordan etmenin gayesini sürüyor. Bu dava bitmek bilmeyen baba yadigârı bir davadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.