1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Azadî İnisiyatifi'nin Geleceği
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Hekib - Heybe
Yazarın Tüm Yazıları >

Azadî İnisiyatifi'nin Geleceği

A+A-

 

Azadî inisiyatifinin kuruluş bildirgesinde de geçtiği gibi Azadî’yi tanımlayan iki önemli kavram mevcut. İslam ve Kürdilik.

Azadî bu iki kavramın üzerinde bulunduğu düzlemde nerede durduğunu ve bu iki kavrama nasıl baktığını bildirgesinde net bir şekilde izah etmiştir.

Dolayısıyla Müslüman Kürtlerin durumuna ve Azadî’nin geleceğine mezkûr bu iki kavram üzerinden bakılırsa doğru bir yere varmış oluruz diye düşünüyorum... Bu düşüncemin sebeplerini aşağıda karınca kararınca izah etmeye çalışacağız.

Biz şuna çok net olarak inanıyoruz ki,İslam öğretisinin ne önden ne de arkadan gelen hiç bir takı ve eke ihtiyacı yoktur. İslam en yalın haliyle ifade olunduğu zaman o öz ve duru anlamını kazanır. Çünkü izan ve insafı yerinde olan herkesin malumudur ki İslamın hiçbir tez veya senteze ihtiyacı yoktur.

Bu nedenle hiç kimse, İslama mensup dindar Kürtleri sentezcilik yapmak gibi haksız bir ithamla itham edemez. Çünkü dindar Kürtlerin böylesi bir ajandaları hiç olmadı ve olmayacaktır. Zira dindar Kürtler gerek İslamı gerekse Kürtlüğü de tanıyıp tanımlarken bu tanıma ve tanımlama eylemlerini çok sağlam bir elekten geçirerek yapmış ve yapa geliyorlar...

Din ve ırk kavramlarının hiçbir varyantını birbirine karıştırmadan, onların tekabül ettiği sosyolojik gerçekliğin farkında olarak, Allahın dininin safiyetine karışmayacak bir ilim ve terbiye ile hadlerini çok iyi bilecek kadar edeplidirler…

Onlar kavramları birbirine karıştırıp toplumu ifsad etmek için değil, toplumu tenvir ve ıslah için her kavram kendi asli ve gerçek anlamıyla bilinsin gibi bir erdemle yola çıktılar. Çünkü onların yola çıkış amaçlarının nirengi noktası toplumu yıkmak değil onarmaktır. Bu nedenle dindar Kürtleri herhangi bir sentezcilik veya ifsadı murad eylemiş bir kafatasçılıkla itham etmek her şeyden önce büyük bir vicdansızlıktır.

İşte bu minvalde inançlarının temel kökenleri islama dayanan bazı Kürtlerin kendilerini İslamdan beri veya bağımsız bir üslupla ifade etmeye kalkışmaları, kendileri ile İslam öğretisi ve kültürü arasına bir bariyer veya mesafe koymaya kalkışmaları, kolay işlerini durup dururken zorlaştırmış olurlar. Hele İslamla bir bağları olmayan ve dine, dindarlığa dair bir müktesebatları olmayan kimi kesimlerin ana gövdesi Müslüman olan Kürt halkı adına kendilerini fetvalarına karşı gelinmez birer allameyi cihan sıfatıyla takdim eyleyip çok yüce bir fetva makamı veya yol göstericiler olarak görmeleri doğru ve tutarlı bir duruş değildir. Bir halkın değerleri uğruna mert bir şekilde mücadele etmek ayrı bir şey, bir halkın değerlerini sil baştan yeniden tanımlamaya kalkışıp ona yol gösterici kesilmeye kalkışmak çok ayrı bir şeydir. Hiçbir halk geçmişi bin yıllara dayanan değerlerini bir çırpıda silip yerine aşina olmadığı değerleri öyle kolay kolay koyamaz. Onun için varlık ve yokluk arasındaki o ince çizgide gidip gelen, her şeyini kaybetmek gibi bir riskle karşı karşıya kalan bir halkın bazı davranışları kimilerimizi çok vahim yanılgılara sürüklemesin.

Aklı başında olan herkes bilirki bunlar geçici tepkilerdir. Bir halkın asli kimliğinin bir göstergesi değildir.

Bu nedenle kimi yapıların cebri bir tutumla küçük bir azınlığı çoğunluğun temsilcileri olarak toplumun geneline dayatmaya kalkışmaları her şeyden önce insan hakları ve modern demokrasinin hiçbir kriterine uymaz. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde azınlık çoğunluğun yerini gaspederek onlar adına söz söyleme hakkını kendinde görmemiştir. Bunu yapmaya kalkışanlar toplumda sonu gelmez bir kaos, terör, şiddet, zulüm ve adaletsizlik sarmalının oluşmasına yol açmışlardır.

Oysa Kürt ve Kürdistan’ın hem canı hem de ciğeri bu uğursuz sarmallardan çok yanmıştır. Kürdistan’ın her ferdi ve her karış toprağı artık aşitî(barış)diyor. Biratiyek rast û durust(doğru ve dürüst bir kardeşlik)diyor. Sahili selamet, huzur u sükûnet diyor. Bijî jiyanek azad û serbilind(yaşasın özgür ve başı dik bir yaşam) diyor. Bimre birakujî (kahrolsun kardeş katli)diyor. Bimre bindestî.(kahrolsun ceberut tahakküm),Bimre koletî û komkujî.(Kahrolsun kölelik ve toplu katliamlar)…Özetle Kürd insanı ne kendisinin ne de başkalarının kanının artık akıtılmasını istemiyor. Bu istemini hem insani hem de İslami referanslarla çok yüksek perdeden dile getiriyor.

Çünkü İslam, Kürtlerin ana çoğunluğunun yaşam kodlarını belirleyen temel bir belirleyicidir. Burada hangi İslam anlayışına vurgu yaptığımız önem kazanıyor. Egemenlerin sefahat ve zulüm üreten çarklarını, iktidarlarını meşrulaştıran. Hak, adalet ve emek dengesini ıskalayan, garip gürebayı ezen, tahkir eden, farklılıkları yok sayan tahakkümcü İslam anlayışını biz değil İslamın ana kaynağı reddediyor. Bizim talibi olduğumuz İslam hakkı ve adaleti üstün tutan, zülüm ve mazlumiyeti değil, Hakk ve adaleti ve bunun paylaşımını hakkaniyetle üreten bir İslam anlayışıdır

Bu hakikate rağmen İslamsız Kürdün tanımı bir bakıma aydınlık bir günün ortasında üryan bir âdemin kalabalık bir şehrin en işlek bir caddesinden çok gürültülü bir şekilde geçmesi gibi bir tabloya benziyor…

Bu bağlamda Kürdistan toplumu, kim ne derse desin, ana gövdesi ile Müslüman bir toplumdur. Bu toplum adına yapılan bütün işler, verilen özgürlük mücadeleleri eninde sonunda dönüp dolaşıp onun ana rengine, ana damarında akan kanın akış biçimi ve rengine boyanacaktır. Bu eşyanın tabiatının zorunlu bir gereğidir. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Zira yaşamın ana mihverinde her şey aslına rücu eder. Toprağa buğday eken buğday, darı eken ise darı biçer. Aslan aslan doğurur, tavşan ise tavşan. Bunun başka türlü olması mümkün değildir.

Burada asıl yük, kendilerini Müslüman ya da dindar olarak tanımlayan insanlarımıza düşüyor. Bizler mevcut Müslümanlık halimiz veya dindarlığımızla suyu, ekmeği, havası, toprağı ve güneşiyle büyüdüğümüz Kürdistan’a ve içinde yetiştiğimiz toplumuna, yani kendi toplumumuza ne verebildik bu güne kadar? Ne verebiliyoruz ki bu toplumun yekten ardımıza düşmesini bekliyoruz? Gerçekçi olalım. Kendi eksiklik ve yetersizliğimizi görmek, görebilmek bir erdemliliktir. Bizim mevcut dindarlığımız bu güne kadar bu toplumun hangi sorununa bir çözüm üretti? Biz bu toplumun çocuklarının halen akmakta olan kanlarını mı durdurabildik? Yakıp yıkılan köylerinin virane olmasını mı engelledik. Zindanlarda, dağ başlarında bir ömür çürüten evlatlarını mı bağrımıza bastık? Yoksa şehirlere yığılan yoksul göçmenlerin yaralarına mı merhem olduk. Aç, be ilaç sefil bir halde gettolara yığılan milyonlarının imdadına mı koştuk? Gözlerimizin önünde oynana bu kan ve zulüm oyununa en azından yüksek perdeden isyan bayrağını mı açabildik?

Eğer bun sorulardan sadece bir tanesine gönül rahatlığıyla evet diyebiliyorsak o zaman şundan emin olabiliriz ki biz doğru yoldayız. Ve bu halk bizi bağrına basıp sesimize ses verecektir… Yok, eğer bir cevabımız yoksa o zaman şunu çok iyi bilmeliyiz ki, bizim bu toplumun kalbinde yer edinebilmemiz için çok ama çok emek sarf edip, ter dökmemiz gerekecek…

Ha belki birileri çıkar, inançlarımız ve ideolojilerimiz farklı olduğu için biz bütün bunlara sahip çıkmadık, diye bilir. Ama bu sadece sahibini bağlayan, reel gerçeklikten uzak bir iddiadan öteye geçemez.

Çünkü Allahın mutlak ve tek gerçek olan dininde mazlumun dini, Milliyeti ve de cinsiyeti sorulmaz. O din öyle bir dindir ki zalimin zulmüne engel olan, olmaya çalışırken ölen müntesibini şehit gören bir dindir. İşte biz bu dinin müntesipleriyiz…

Anormal süreçlerin doğurduğu fırtınalar bizi telafisi zor yanılgılara sürüklemesin. Akıl ve vicdanları yerinde olanlar şunu çok iyi biliyorlar ki, birileri yirminci asırda Kürtleri şu veya

bu şekilde tarih sahnesinden topyekûn silmeyi kurgulamıştı. Bunun için her türlü argümanı seferber etmişti.

Bu asırda Kürtlerin başında kopan fırtanın asıl nedeni budur. Kürtler bu yok oluş senaryosuna elinde hangi malzeme var idiyse onunla karşı durup isyan ettiler. Birilerinin kafalarının almadığı esas nokta budur. Sular durulup ırmaklar berraklaştığında her şey aslına döner. Yoksa Kürtler din değiştirmek, tarih öncesi dinlerine dönmek gibi, realiteyle, yaşanan gerçeklikle aslı, alakası olmayan bir macera için bunca kanlarını akıtmadılar. onbinlerce körpe canlarını kara toprağa düşürmediler.

Birileri hakikatten kaçmak için, Kürt toplumunun ilahi tabii haklarını vermekten kaçmak için, ilahi-kutsi bir hakikat kadar gerçek, tabii ve meşru olan Kürdistan gerçeğiyle yüzleşmemek için topu taca atmasın. Bari bu saatten sonra Kürtlerin kafasını karıştırmaya kalkışmasın. Hakka ve hakikate teslim olsun. Kürtlerin en az kendileri kadar Müslüman ve sahip oldukları hakları kullanma haklarına saygılı davransınlar. Belki sırf bu doğru duruşları için Allah geçmiş günahlarını hafifletir. Zira Kürt toplumu Müslüman bir toplumdur Kendi çağımızda yaşanan onca gayri insani maceraya rağmen Kürt toplumunun ancak yüzde bir veya ikisi islamı hesaba katmayan ideolojik bir kurguyla düşünüyor…

Bu kurguya bin bir türlü mecburiyetten dolayı destek verenlerin, onların takipçileri durumuna düşenlerin hepsi dedelerimiz, nenelerimiz, ana, baba, amca, dayı, hala teyze, bacı ve kardeşlerimizdir.

Eğer biz bütün bu yakınlarımızı kendimizden bilmiyorsak ve bunu da dini bir gerekçeye dayandırıyorsak kusura bakılmasın, o zaman bu şu anlama geliyor ki bu toplumda değil bizim dini algı ve anlayışımızda büyük bir arıza var demektir.Bunu göremeyenler Libya’nın efsanevi halk adamı Ömer muhtarın İtalyan faşizmine karşı verdiği mücadeleyi,Filistinli örgütlerin, Moro, Pateni, Bosna-hersek ve Sovyetlere karşı direnen Afgan halkının direnişlerini birazda Kürdistan coğrafyasının her parçasında verilen özgürlük mücadeleleriyle mukayese etsinler, o zaman neden söz ettiğimizi çok daha rahat anlarlar sanırım.

Ve şunu da çok iyi bilmeliyiz ki bu yakınlarımızın kendi coğrafyalarının hakikatine ters düşen bir yola itilmelerinin birinci müsebbibi, Kendilerine, “din kardeşlerimiz” diyerekten, onlara bayrağı, dili ve vatanı, Türklük olanı zorla dayatarak onları, ilahi-tabii haklarından mahrum bırakan, gençlerini öldürüp, yer yurtlarını tarumar eden, kendi milletlerinden olmayan sözüm ona “Müslüman” din kardeşleri ise.

İkinci müsebbibi de gereksiz tartışmalarla bir ömür çürüten, bu zulme olan isyanını yükseltmeyen, bu zulme itirazları olmayan, ya da itirazlarını adam gibi formüle edip kendi topraklarının hakikatinin, coğrafyalarının geleceğine dair kaderinin şekilleniş biçiminin yanında yer almayı beceremeyen, kendi reel gerçekliklerine körleştirilmiş, kendi milletlerinden olan, yani “ben müslümanım “ diyen Kürt din kardeşleridir.

Çünkü zulmün kudurmuş, harlanmış koyu kara alevi bu Kürt kardeşinin ev, barkını, yer yurdunu yakmaya gelirken kendisininkini de yaktı. Kendisi dindardır diye ne kayırıldı ne de ayrı bir muameleye tabi tutuldu. Sadece toplumu topyekûn sindirebilme işini daha rahat yapabilmesi için, Kürt toplumunda kardeşkanının daha fazla akması için bazı piyonlarını sahaya sürerek Kürt toplumunun insan cevherini bir takım sıfatlarla kirleterek devre dışı bıraktı. Kürt toplumunun topyekûn isyan etmesi gereken ana cevherini parçaladı, hepsi o kadar.

Onun için üzerinde yaşadığımız toprakların geleceğinin şekillendiği bu süreçte biz dindar Kürtler bu toplum için, kendimiz için somut adımlarla yola çıkmazsak, bu toplumun yarınlarını şekillendirenler yarına dair biz dindarlardan söz bile etmeyebilirler.

Oysa barışın egemen olacağı bir coğrafyada diğer adı selam yani esenlik ve barış olan bir dinin mensuplarının yani dindar Kürtlerin yurtlarının geleceği için şefaf, legal ve sivil bir ruhla şekillenmiş erdemli, yerinde bir söz ve örgütlü bir güçlerinin olması gerekir.

Bu nedenle Azadî’nin bu süreçteki rol ve konumu çok önemlidir. Bu rol ve konum hem Azadî’nin geleceğini belirleme hem de “Ben Müslümanım “diyen dindar Kürtlerin gelecekte bu topraklarda doğru bir zemin üzerinden söz söyleyebilme kabiliyetini ortaya koyabilecek düzeye sahiptir.

Bu kabiliyetin anahtarı, yukarıda da vurgulamıştık, dindar Kürtlerin elindedir. Hiçbir fikri ve düşünce veya sosyal hareket içinde doğduğu toplumdan kopuk olarak yaşayamaz. Topluma tepeden bakarak da yaşayamaz. Toplumla kavgalı bir şekilde hiç yaşayamaz. Hele baskı, cebir, şiddet ve korkuyla asla kök salamaz. Gerek tarih gerekse günümüz gerçekliği bu ve benzeri örneklerle çokça doludur. Gerek tarihte olsun gerekse günümüzde olsun bir hareket halkla ne kadar bütünleşmişse o kadar başarılı olmuştur. Bu başarının sırrı ise halkın derdiyle dertlenip sevinciyle sevinip, halkı için daha önce hiç yapılmamış bir fedakârlık ve özveriyi ortaya koymaktan geçer.

Azadî Hareketi, Pir rengî ve pir dengî(çok renkli ve çok sesli) olan Kürt toplumunun bir tarafında dini yönleri, öbür tarafında ise etnik yönleri ağır basan farklı kesimlerini geleceği ortaklaştıran bir vasatta, birlikte yaşamayı hazmedebilecek bir zemine taşımaya odaklanması gerekiyor.

Kürdün hiçbir klik ve hizbiyle basit polemikler ve kısır politik kaygılar ve sataşmalara hiç girmeden Dindar Kürdün, milli ve manevi duruşunu hem Kürt toplumuna hem de dış dünyaya doğru bir şekilde anlatmayı başardığı takdirde Kürdistan toplumunun milli duruşunda bütün taşların yerli yerine oturmasını sağlamış olacaktır. Bu da kendisinin en büyük başarılarından biri olacaktır. zira kürdün kendi geleceği için topyekun bir kenetlenmeye su kadar ekmek kadar ihtiyacı var. Bunu başaramazsa geleceğini kaybeder.

İşte Azadî ve onu oluşturan dindar Kürtler yukarıda saydığımız hususları doğru bir formülle yaşamın içine katabilirlerse hem kendilerini geleceğe taşırlar hem de gelecekte bu toplum için söylenmesi gereken değerli bir söze sahip olmuş olurlar.

Bu nedenle yakın gelecekte Azadî’nin, geleceği muğlâk bir inisiyatiften rol, yön, gelecek ve perspektifini belirlemiş bir hareket, siyasi oluşum veya partiye, artık şart ve imkânları bunlardan hangisine uygun düşüyorsa ona evirilmesinin doğru bir karar olacağına inanıyorum.

Hak, Adalet, Hürriyet ve İslam kardeşliğinin Kürdistan’da. Anadolu’da, Arap ceziresinde ve dünyanın her karışında hep birlikte yaşandığı yarınlar dileğiyle.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.