1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Azadî Büyük Hayaline Yürümeli
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Hekib - Heybe
Yazarın Tüm Yazıları >

Azadî Büyük Hayaline Yürümeli

A+A-

     Azadi kadrosu ve gönüllüleri gerek hareketleşme veya partileşme sürecinde gerekse sonrası için büyük bir hayale sahip olmalı. Ve o büyük hayale koşarak yürümeli. Yoksa yıllardır beklenen o büyük buluşma gerçekleşmeyebilir. Ve yüreklerdeki özlem büyük bir hüzne dönüşebilir.

     Hayali olmayanlar yaşayamaz. Bu hem birey hem de toplumlar için geçerli bir kaidedir. Bireyler hayallerinin peşinden koşarlarken yorulabilir, üşenebilir, hatta korkup girdikleri yoldan geri dönebilirler. Ama toplumların ve toplumsal hareketlerin böyle bir lüksleri yoktur.

     Eğer o toplumsal hareket, toplumun belli bir kesiminin düşünce, ruh ve gönül dünyasının merkezine oturmuş, yüklü bir toplumsal uğraş ve talep içinde ise, sanal bir zemin ve ihtiyaçlar üzerinden kurgulanmamışsa, o zaman bu şansı hiç yoktur.

     Toplumsal bir talebi olan bir hareket girdiği yolda gömlek değiştirebilir. Hal, yol, yöntem, plan ve projelerini revize edebilir. Hatta belki amaç ve hedeflerinden bile sapabilir. Ama savunduğu değerlerden ve girdiği yoldan geri dönüş yapamaz. Başka bir ifadeyle kapısına kilit vurup tabelasını indiremez.

     Çünkü bu hareketlerin büyük hayalleri vardır. O büyük hayal, hayali de aşarak somut bir gerçeklik ve toplumsal bir talep olarak kendini ortaya kor. Toplumların kaderinde kalıcı bir değişime yol açan bütün hareketlerin bu yönü çok net olarak görülür.

     Azadî'ye bu çerçeveden baktığımızda Azadî, Kürt toplumunda yüzyıllardır hayali kurulan, özlemi duyulan bir değişim talebinin ifadesi olarak kendini ortaya koymuştur. Kürt toplumunun çok derininde ifade edilmeyi bekleyen bir büyük hali, büyük bir düşü, uçarı bir talebi gün yüzüne çıkarmıştır.

     O büyük düş şudur: Bin yıldır bir üvey evlat, sahipsiz bir yetim konumuna düşürülmüş Müslüman Kürt ruhu ve kişiliğinin kendi vatanında, onuru, şerefi ve haklarıyla birlikte legal bir zeminde meşru bir yöntem ile kendini ifade etme, edebilme hayalidir.

     Allah’ın kendisine bahş ettiği bütün haklarına sahip olma ve çıkma arzusudur. Adı Kürdistan olan vatanını bütün işgallerden kurtarıp topraklarının nimetlerinden faydalanma hülyasıdır.

     Bu bağlamda bu gün Kürdistan coğrafyasına baktığımızda, bu hayali bu kadar meşru bir çerçevede ve halkın zarar görmeyeceği bir şekilde formüle eden, halkın değerleriyle barışık başka bir oluşum ne yazık ki yok.

     Evet, bu gün Kürdistan'da bu dava uğruna kanını akıtan, canını veren yapılarımız var. Din adına ortaya çıkıp haksız yere bir sineği bile incitmemeleri gerekirken can alan yapılarımız bile var.

     Bu vatanın kurtuluşunu, miadı geçmiş, ütopik düşünce kalıplarında bulanlar bile var. Ama hepsinin ortak noktasına baktığımızda şunu görürüz:

     Bunlar nihai hedefte Kürdistan'ın bu parçalanmışlık halini ortadan kaldırabilecek bir vizyondan yoksunlar.

     Kafalarındaki uçuk ütopyalarını marazilik yüklü metazori bir takım yöntemlerle halka dayatmak gibi bir hal ile maluldürler.

     Bu yapılar maalesef Kürdistan'ın bütün halklarını kucaklayabilecek milli bir ruh ve duruştan. Halkın gerçek taleplerini formüle edip karşılamaktan uzaklar. Halkı zoraki yöntemlerle manipüle ederek arızi ütopyalarını halkın talepleri olarak lanse etmeye çalışırlar. Seküler olanlar da, dini söylemleri olanlar da bu konuda aynı durumdalar.

     Bu çerçevede kürdistandaki toplumsal ve siyasal çalışmalara baktığımızda:

     1- Modern toplumlarda artık klasik cemaat ve stk mantığıyla halka inilemiyor. Çünkü cemaatler kapalı ve dar yapılarından dolayı halkın teveccühünü kazanmakta yetersiz kalıyorlar. Ve bunun yanı sıra bazı cemaatlerin bazı şaibeli işlere bulaşmış olmaları da cemaatlerin imaj kaybına yol açmış. Toplumda ciddi bir kırılma oluşturmuştur.

     2- Partileşen veya bir harekete dönüşen yapıların toplumu etkileyici bir skalası oluşur. Kamusal görünürlükleri çabuk gelişir. Bunun yolu da siyasetten Geçer. Siyasetin ise en büyük kanal ve kapısı bir siyasi partidir.

     3- Bu gün İslami hassasiyetleri olan Kürt tabanının milli ve manevi değerlerini savunabilecek dört başı mamur bir siyasal kürdi yapı halı hazırda yok maalesef.

     Bu bağlamda Azadî'ye baktığımızda Azadî, bu boşluğu doldurmaya adaydır. Bu nedenle Azadî Kürdistanî hiçbir güce karşı kurulmuş bir hareket veya yapı değildir. Kim bu topraklar için bir damla kanını dökmüş ise Azadî'nin dökülen o kana saygısı vardır…

     Bu nedenle Kürd siyasal hareketlerine karşı kurulan bir hareket veya parti ahlaki olmadığı gibi Kürdistan zemininde meşru bir gerekçesi de olamaz.

     Ancak bu durum, şu andaki mevcutların bizim ruh ve fikriyatımızı temsil etmediği gerçeğini değiştiremez… Bu çerçevede bu gün Kürdistan'ın kuzey kısmında siyaset yapma iddiası olan üç aktör mevcut.

     a) BDP: Tabanı itibariyle İslami değerlere en yakın duran partidir. Tabanı büyük çoğunluğuyla dindar Kürt köylüsüdür. Araştırmacıların verilerine göre, beş vakit namaz kılan ve başörtülü insan ve üye sayısı en fazla olan partidir. Ama ne yazık ki bu açık ve net gerçeğe rağmen yönetim tabakası bu gerçeğe en soğuk, en uzak ve hatta en lakayt duran bir partidir. Dünyanın hiçbir yerinde böylesi bir tablo yoktur.

     b) AKP: Müslüman coğrafyanın kuşatıcı dindarlığından çok Türk dindarlığını temsil ediyor. Ana gayesi Türk devlet- ebed-müddet mefkûresini ilelebet olacak şekilde muhkemleştirmektir. Kendini bazen örtük, bazen de açık bir dille buna adadığını sık sık beyan ediyor. Ve Kürdistan'daki varlığı, Kürtler'in milli değer ve hassasiyetlerini törpüleyip öğüten bir çark görevi görüyor. Kürdistan'ı Kürdistan yapacak taleplere bütünüyle kapalı bir parti olmasına rağmen yine de iktidar partisi olmanın avantajıyla çeşitli vaat ve manipülasyonlarla mağdur ve mazlum hale düşürülmüş Kürtler'den hala oy alabiliyor. AKP, menfaatlerini herşeyin önüne koyan, daha çok sermaye sahiplerini, cımbızla seçer gibi Kürtler'in içinden seçerek siyaset tüccarları sıfatıyla Kürt coğrafyasına salarak bu mazlum halkı, meşru haklarından mahrum bıraktırmaya çalışıyor. AKP sırf bu nedenden dolayı bile olsa Kürdistan'da gayr-i meşru bir yapıdır.

     c) HüdaPar: Tabanı kendine özgü bir argümanla ütopik bir İslamcılık'a savrulmuş Kürt varoşlarının köy kökenli dindarlığını yaşayan bir tabandır. Toplumu çekip çevirebilecek entelektüel bir potansiyeli yok. Tavanı, yani yönetim kademesi toplum nezdinde çok soğuk bir imajla duruyor. Hala kabul görmüş değil... Yakın geçmişteki faili meçhuller, cinayetler, diğer İslami kesimlere yönelik yapılan eylemlere dair bir öz eleştiri geliştirmemiş olması. Ve Kürdistan'ın dindar kimliğiyle örtüşmeyen dini bir terminoloji kullandığı ve bir hakikat olarak duran Kürdistan gerçekliğini özellikle dini argümanlarla sürekli ötelediği için halı hazırda Kürt toplumunun içselleştirmediği partidir.

     4- Bir fantezi olsun diye partileşme olgusu istenmez. Böyle bir çaba içerisine girilemez.bu çalışmanın alt yapısı iyice olgunlaştırılmalı. Tıpkı bir bitkinin sağlıklı gelişimi için nasıl ki uygun bir zemin ve doğru emek gerekiyorsa, bu olgu içinde uygun zaman ve zemini oluşturmak durumundasınız. .Bitkiye gereksiz yere ve fazladan su verirseniz, çürütürsünüz. Suyunu yeterince ve zamanında vermezseniz bu sefer kurutursunuz.

     5- Siyasetle uğraşıyorsak bunun doğal bazı sonuçları olacaktır. Partileşme olgusu da bunun doğal sonuçlarından biridir.

     6-  Altyapı ve teşkilatlanma ile ilgili ciddi bir saha çalışmasına ihtiyaç vardır: a) Ekonomi, b) Teşkilatlanma.

     Bu alandaki boşluk doldurulmadan ciddi bir adım atılamaz.

     7- Bugün belki birilerine göre Azadi hareketinin bir parti veya oluşum olarak var oluşunun ciddi bir anlamı görünmeyebilir.

     Ama yarın Kürt sorunu çözüldüğünde ve Kürdistan coğrafyası çok renkli çonk dinli ve çok dilli kimliğiyle demokratik bir zemine oturduğunda mevcut Kürt partilerinin çoğu anlam ve söylem kaybına uğrayıp boşa düşecekler… Bugün savundukları fikir ortaya koydukları pratikler bütünüyle anlamsızlaşacaktır. Kürtler'in hem milli hem muhafazakâr damarına hitab edecek bir oluşuma daha şimdiden çok ciddi bir ihtiyaç var. İşte bu boşluğu ancak Azadi benzeri hareketler dolduracak. Mevcut durumda bunu hakkıyla yapabilecek başka bir aktör görünmüyor.

     Çünkü Azadî, yukarıda kısaca değindiğimiz arızalı durumlardan, hem zihin dünyası hem yöntem itibariyle, uzak bir profil çiziyor...

     Legaldir. Şeffaftır. Ve halka hiçbir şey dayatma arzusunda değildir. Tam tersine halkın kendisini onaylamasını ister bir yapıya sahiptir…

     Bunun için Azadî, aceleci heyecanlara kapılmadan uzun erimli bir geleceğe yönelik somut plan ve projelerle ve emin adımlarla yürüyüşüne devam etmelidir.

     Asıl varlık sebep ve nedenleri TC rejimini ayakta tutmak olan yapılar içindeki kısa süreli şaşalı ünvanlar Azadî fertlerinin büyük umutlarına çelme takmamalı. Çünkü Kürdistan hakikati ve halk gerçekliği düşünüldüğünde unvanların hepsinin ömrü çok kısa olacaktır. Ve Azadî ruhu onlarla mukayese edildiğinde çok daha uzun ömürlü bir gelecek oluşturacaktır.

     Daha somut söylersek Azadî'ye mensup insanlar belki kısa sürede vekil, bakan, belediye başkanı, encümen falan, belki bir muhtar bile olamayacaklar.

     Ama şu ünvanı kesinkes kazanacaklardır. Yarın onların çocukları, torunları, onları Kürdistan'ın doğru ve bir yöntem ile kurtuluş mücadelesini vermiş onurlu kahramanları olarak anacaklardır. Tıpkı bizim onurlu büyüklerimizi andığımız gibi.

     Bu nedenle Azadî, kurumsal varlık ve kimliğini daha üst bir aşamaya taşıyarak uzun erimli mücadelesinde kendinden emin bir adım daha atmalıdır. Bu bağlamda imkân ve şartlarımız neye tekabül ediyorsa ona yoğunlaşmamızda fayda var demektir.

     Ben kendi adıma, Kürt tarihinde pes edip eriyen pek çok siyasi kurum gibi Azadî hareketinin bir takım yersiz korkulara kapılarak kendini fesh etmek gibi bir çaresizliğe düşmesini, bu toprakların ruhuna aykırı buluyorum.

     Bunu bağımsız ve özgür Kürdistan hayalinin ölümü olarak okuyorum. Böyle bir niyeti tartışma konusu bile etme taraftarı değilim...

     Ben inanıyorum ki biz doğru bir hal ile bir başarıya odaklanmışsak, Rabbim bizden yardımını esirgemeyecektir. Çocuklarımız, torunlarımız hayalini kurduğumuz özgür dünyada bizi rahmetle, sevgiyle anacaklardır. Korkmayacağız. Yılmayacağız ve durmayacağız. Allah yar ve yardımcımız olsun.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum