1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Aynürrümmane
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Aynürrümmane

A+A-

Tarih, 13 Nisan 1975 

Lübnan'daki Filistinli mültecilerden bir grup, Beyrut'un güneyinde yine Filistinlilere ait bir merasime katılmak üzere eski bir minibüsle yola koyulur.

 

Merasimin olduğu ve minibüsün gitmek istediği bölgenin adı Aynürrümmane idi. Filistinlileri taşıyan minibüs, Lübnan'ın eski cumhurbaşkanlarından Emin Cemil'in babasının önderliğindeki Lübnan Ketaib örgütünün silahlı saldırısına uğrar ve şoförün dışındaki tüm yolcular öldürülür. Bu hadise, on dört yıl sürecek iç savaşın fitilini ateşler.

 

14 yıl devam eden iç savaş boyunca söz konusu minibüs, olay yerinde kalır ve farklı gruplara müntesip gerillalar, çatışmalar sırasında minibüsün enkazını siper olarak kullanırlar. Bu sebepten ötürü "Aynürrümmane Minibüsü" olarak maruf olur.

 

14 yıllık iç savaşa tanıklık eden minibüs, 1989 yılında bu iç çatışmaya son veren Taif Anlaşması'nı müteakiben başka bir bölgeye taşınır.

 

13 Nisan 1975 tarihi, Lübnanlılar için unutulması mümkün olmayan bir tarihtir ve unutmamaları da gerekir.

 

13 Nisan 1975, 14 yıl süren tahrip edici iç savaşın başladığı gündür. Lübnanlılar, bu acı hatıranın yıldönümleri iç gerginliklere denk geldiğinde, Aynürrümmane Minibüs'ünü hatırlar ve mümkün olduğu oranda aynı faciayı yaşamamaya çaba gösterir. Bu ülkenin vatandaşları, Lübnan'ın her tarafına, "kurtuluşumuz, birliğimizdedir" pankartlarını asarak tarihlerinki bu hadiseden ibret alınması ve tarihin tekerrür etmemesi gerektiğini dillendirdiler.

 

Aynürrümmane Minibüsü hala duruyor. Ancak Lübnanlılar onu iç savaşın anısı ve hatırası olarak görmekten ziyade savaşa bakıp barışı düşünmeyi, geçmişten ibret ve ders almayı sağlayan bir sembol olarak görmek istiyor.

 

Halkların birbirlerinin olumlu ve verimli deneyimlerini alıp daha bir ileri götürmesi ve hakeza birbirlerinin olumsuz deneyimlerinden ders alması ve faciayla sonuçlanmış siyasi denemeleri yeniden denemekten şiddetle kaçınması gerektiğine derinden inananlardan biriyim.

 

Umarım bizdeki tahakkümcü azınlık da dünyada ve ülkedeki değişimleri doğru okuyup ülkeyi yeni bir çatışmanın içine sürüklemez. Zira ne dünya ne de Türkiye eskisi gibidir. Çıkaracakları yangından kendilerinin de emanda olamayacaklarını idrak etmeleri gerekir. Bir evde yangın çıktığı zaman, sadece bazılarını yakmaz. Ev halkının tümü zarar görür.

 

Aynürrümmane Minibüsü, bizdeki acı hadiseleri anımsatır bana. Türkiye'de de bu minibüsü anımsatan hadiseler az değil. 1960 darbesi, 1971 muhtırası, 12 Eylül öncesi kanlı iç çatışmalar, Maraş olayları, 12 Eylül darbesi, 1985'ten beri süren çatışmalar, 28 Şubat post-modern darbe,  Sivas tahrikleri ve olayları, sağ-sol çatışmaları, sol ile solun çatışması, Kürd örgütlerinin birbirleriyle çatışmaları, Kürd milliyetçileri ile Türk milliyetçilerinin çatışmaları, Kürd milliyetçileri ile İslamcı akımların çatışmaları, istisna da olsa Müslümanlar arası çatışmalar ve en son Ergenekon çetesi ve AKP'ye açılan kapatma davası ve benzerleri…

 

Neden ve niçin inanç, tarih ve kültür müştereklerine sahip bir toplumda bunca çatışma yaşanır?

 

Neden devlet milletle çatışır?

 

Neden devlet, hem toplumdaki zenginlik sayılabilecek ve artıya dönüştürülebilecek farklılıklarla çatışır hem de onları birbirleriyle çatıştırır?

 

Hangi makul ve meşru delillere binaen bu kadar kan aktı ve akar?

 

Neden aynı ideolojik temeldeki farklılıklar bile birbiriyle kanlı bıçaklı oldu ve olur?

 

Neden ve niçin çatışma kültürü bu kadar revaç buldu ve bulur?

 

Mazideki bu çatışmacı kültürden doğrudan veya dolaylı etkilenen hazır neslin konuya ilişkin sorgulamada bulunması gerekmez mi?

 

Zihinlerde başlayacak sorular ve sorgular, önemli bir değişimin fitilini ateşleyemez mi?

 

Sorular yönelteceğimiz ve zihnimizde sorgulayabileceğimiz önemli olduğuna inandığım iki konuyu paylaşmak istiyorum.

 

Türkiye halkı çatışmacı bir tarihe ve kültüre sahip değil. Yakın tarihte asırlarca onca farklılıklarına rağmen barış ve yardımlaşma içinde bir arada yaşamış ve hatta aynı kültürle dünyanın çok önemli bir bölgesini de bu şekilde yönetmiştir. Çatışmacı kültürün önemli ölçüde Cumhuriyet dönemiyle başladığını söylemek yanlış olmasa gerek. Cumhuriyet döneminin çatışmacı kültürdeki payının muhalefetçe sorgulanması ve konunun boyutlarının kavranması, bir bütün olarak muhalefetin temel stratejilerinde önemli ve olumlu değişimlerin gerçekleşmesine imkan sunar. Bu, bir.

 

İkincisi, aile reisi hükmündeki devletin basiretsiz davrandığı veya bilerek yanlış tercihte ısrar ettiği sonucuna ulaşıldığında, aile efradı hükmünde olan toplumun veya toplum temsilcilerinin akl-ı selim muvacehesinde bir araya gelip konuya ortak bir çözüm bulma imkanını tartışması gerekir. Devletin bazı niteliklerine karşı olan muhalefet, yine karşı olduğu niteliklerle kuşanma gibi bir çelişkiyi içinde taşıdı ve taşıyor. Bu nedenle aile efradı arasında ortak çözüme dair diyalog sağlanamıyor, gizli ve açık çatışma sürüyor. Bu çatışma kültürü veya hastalığı, devletten millete sirayet etmiştir.

 

Çatışma kültürüne zemin hazırlayan ve zaman zaman doğrudan çatışma kültürünü destekleyen devlet politikalarına karşı toplum tarafından akılcı bir karşı politika geliştirilebilirdi/geliştirilebilir. Bir bütün olarak muhalefet, herkesin özgürlük sorununu çözecek, herkesi rahatlatacak müşterek ve stratejik ortak bir hedefe kilitleneceğine, her biri kendi din, ideoloji ve etnik temelinde iktidara talip oldu. Oysaki, iktidar doğası gereği kendi talipleri arasında çatışma zemini oluşturur. Bu zemine, devletin kendi muhaliflerini zayıflatmak, suçlu duruma düşürmek, toplumsal desteğini kesmek için çatışma zeminini daha bir uygun hale getirdiği gerçeği eklenince, çatışma kültürü muhalefet arasında da revaç buldu. Muhalefetin birbiriyle çatışması, çatışma kültürü üzerine kurulmuş devlet politikalarının değişmeden devamına yol açtı/açıyor.

 

Özgürlük arayışı içinde olan muhalefet, çatışma kültürünü bir kenara bırakır, devletin çatışmacı ve çatıştırıcı politikalarını boşa çıkarır ve herkese özgürlük sağlayabilen ortak bir hedefe kendi zaviyesinden yönelirse, bu gerçekleştirilebilirse, anayasal düzeni esaslı bir şekilde değiştirmek mümkün olacaktır. Aksi halde bizim de acı ama ibret alınmayan Aynürrümmane Minibüslerimiz çoğalmaya devam edebilir.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.