1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. AYDIN KORAL’dan Açıklama...
AYDIN KORAL’dan Açıklama...

AYDIN KORAL’dan Açıklama...

A+A-

Aydın Koral`ın Açıklaması

Son günlerde medyada yer alan " Umut davasında yeni gelişme" adı altında yapılan yayınlarda ismimin yer alması dolayısiyle bu açıklamayı yapma gereği duymuş bulunmaktayım.

Sözkonusu yayınlarda dile getirilen iddia, itham ve iftiralara yönelik açıklamalarımı ifade etmeden önce bir-iki hususu vurgulamayı gerekli görmekteyim.

Bilindiği üzere 'Ergenekon Soruşturması'yla ilgili davayı sulandırmak ve saptırmak ve en önemlisi de akamete uğratmak için yargıya baskı oluşturmak amacıyla bazı çevrelerde ve medya organlarında yoğun bir çaba gözlenmektedir.

Özellikle de, önemli birçok 'faili mechul' olaylarının birer birer aydınlığa kavuşmaya başlamasıyla, siyasî alanda ve medyadaki bu gönüllü 'Ergenekon' avukatlarının taşkınlık ve hırçınlıkları iyice gün yüzüne çıkmaktadır.

Öte yandan, İtalya`da devlet içindeki 'Gladio' terör örgütlenmesini soruşturan savcılarına yönelik yüksek yargı çevrelerinin engelleyici yaklaşımlarında olduğu gibi, Türkiye`de de 'Ergenekon Soruşturması'nda mâlum bazı yüksek yargı kurum ve mensuplarının (YARSAV ve S. Kanadoğlu gibi) müdahaleci tavırları da dikkat çekmektedir.

Bu bağlamda son örnek Vural Savaş`ın 'Ergenekon davasıyla Türkiye`de hukuk devleti rafa kaldırılmıştır.. İslamcı ve faşist bir yönetim sözkonusudur..' şeklindeki açıklamalarıdır. Ki, kendisi birkaç gün önce de 'Esasen Türkiye`deki bütün darbelerin arkasında ABD vardır' şeklindeki bir beyanıyla da tüm darbeci Türk generallerini dolaylı olarak ABD uşağı olmakla nitelendirmişti.

Bu çerçevede, memleketin birçok yerinde darbecilerin/ çetecilerin silah depolarının ve suikast planlarının ortaya çıktığı günlerde, tam bir gündem saptırmasıyla Ankara`daki mezkur soruşturma gazetelere servis edilmiştir.

Hiçbir yeni bilgi ve gelişmenin sözkonusu olmadığı bu iddianame hazırlığı, aynen "müflis tüccarın eski defterleri karıştırması"nı çağrıştırmakta...

Bu soruşturma, hiçbir yeni mâlumat ve hukukî delile dayandırılmamakla birlikte, gazetelerde yer aldığı şekliyle şahsımla ilgili kamuoyunda yanlış kanaat ve düşüncelere sebebiyet verecek tezvirat ve hılaf-i hakikat isnadlar da ihtiva etmektedir.

Birinci 'iddianâme'de ismim geçmekle birlikte hakkımda herhangi bir isnad ve tutuklama kararı sözkonusu değildi. Aradan 10 yıla yakın bir süre geçtikten sonra (medyada yer aldığı şekliyle) ağır işkenceler altında ifadeleri alınan bazı şahıslara yapılan ithamlar, hiçbir bilgi ve belgeye dayandırılmaksızın şahsıma da yapılmış gözükmektedir.. Dolayısiyle ortada tam bir hukuk skandalı sözkonusu olmaktadır.. Tabiîdir ki, hazırlanan iddianameyi bütünüyle görmediğimiz için belki de iddianame içinde bu iddialar yer almamaktadır.. Bu takdirde de, şahsıma yapılan iftiralar, tamamen bu haberleri yapan gazetecilerin işgüzarlığı olacaktır..

Bir hususu önemle belirtmeliyim ki, Türkiye`de '28 Şubat zorbalığı'nın hüküm sürdüğü yıllarda, bir yandan Hakk'ı, adaleti ve özgürlüğü savunarak yıllarca, o günlerde yayın hayatında olan 'Selam' gazetesinin Yazı İşleri Müdürü olarak gazetecilik ve yayın faaliyeti yaparken, diğer taraftan da üniversitelerde akademik kariyer ve çalışmalarını sürdüren bir kimse olarak, hiçbir zaman gayr-i meşru şiddeti, eylemi veya örgütsel bir aktiviteyi imâ edecek en ufak bir beyan ve eylemim olmamıştır.

Ancak, Amerika ve İsrail muhibbi '28 Şubat' darbecilerinin, milletin mukaddeslerine ve İslam'ın değerlerine karşı sürdürdükleri kirli saldırılarına karşı kalemimle mücadele etmekten ve inancımızı savunmaktan da bir an geri durmadık.

Bu noktada gazetede yazdığım yazılardan dolayı hakkında DGM`lerde 26 ayrı davadan (312. madde dolayısiyle) 157 yıla kadar hapis cezasi talep edilen bir gazeteci olarak vatanımı terketmek zorunda bırakıldım.. Aynen, '28 Şubat' darbesi ve başörtüsü zulmünün hicret etmeye mecbur bıraktığı yüzlerce-binlerce mazlumu gibi...

Elbette bu hicret benim için bir şeref ve inşaallah bir ecir vesilesi olurken, bu zorbalıkları yapanların alnında da kara bir leke olarak tarihe geçecektir.

Ayrıca şunu da belirtmeliyim ki, ortada ne "Umut davası", ne de başka bir gelişme varken, tarih olarak 'Umut davası'ndan tam 5 yıl önce gazeteciliği bırakarak vatanımı terketmeye mecbur bırakıldım.. Dolayısiyla soruşturmadaki iddia ve ithamların hem benim açımdan, hem de ulusal ve uluslararası hukuk açısından bir değeri yoktur.

Haksöz-Haber

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.