1. YAZARLAR

  2. Yıldız RAMAZANOĞLU

  3. Avrupa Arzusunda Gelinen Nokta
Yıldız RAMAZANOĞLU

Yıldız RAMAZANOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

Avrupa Arzusunda Gelinen Nokta

A+A-

     Geçtiğimiz eylül ayında TESEV ve Friedrich Ebert Stiftung’un ortaklaşa düzenlediği bir dizi toplantı için Brüksel’deydik. 

     Türkiye’den üç akademisyen arkadaşımızla birlikte Avrupa Parlamentosu üyeleriyle derinlemesine görüşme imkânı oldu. İki özel oturumun dışında tekli görüşmeler de gerçekleşti. Henüz Demokratikleşme Paketi açıklanmamıştı ve bütün görüşmeler dönüp dolaşıp Gezi olaylarına geliyordu. Avrupa Birliği Komisyonu’nun 2013 yılı için açıkladığı Türkiye İlerleme Raporu’nda olumlu gelişmelerle ilerleme kaydedilememiş meseleler arasında tutturulmaya çalışılan dengeli dil, Türkiye’yi gözden çıkarmanın ne kadar zor olduğunun kanıtı. Oysa bir ay önce Avrupa Parlamentosu’ndan üyelerle ve Türkiye uzmanlarıyla yaptığımız toplantılarda şaşırtıcı derecede olumsuz bir hava vardı. Öyle ki kişisel olarak AB’ye girişin artık tamamen muhal olduğu izlenimi edinmiştim.

     Mesela genişleme raportörü parlamenter Maria Eleni Koppa, laik ve Müslüman iki toplumun uzlaşma probleminden, zayıf demokrasimizden, Başbakan’ımızın AB ile dürüst ilişkiler kurmak yerine seçimler uğruna vurmayı yeğlemesinden bahsediyordu. Kuliste konuştuğumuz solcu bir parlamenter ise ilişkilerin karşılıklı olarak satranç oynar gibi gittiğini, içtenlikten yoksun olduğunu söylüyordu. Koppa, “En büyük ülke olan Polonya’nın bile iki katısınız, birliği nasıl düşünebiliriz, zaten Türkiye artık kendine başka hedef belirledi, post Osmanlı politikalar izliyor.” derken kapıları da kapatıyordu bir yandan. İsrail’le uzlaşmamayı, devrik Mısır Cumhurbaşkanı M. Mursi’ye bu kadar destek vermeyi olumsuz gidişat olarak öne sürüyordu.

     Türkiye’de AB’ye girme arzusunun %20’lere gerilediğini söylediğimde AB büyükelçisi olup Türkiye, Tunus, Fas, Libya gibi ülkelerde çalışmış bir uzman olan Marc Pierini rahatsız oldu. Ne istiyorduk öyleyse, AB yerine Rusya, İran ve Körfez ülkeleriyle yakınlaşmak mı? Peki Avrupa Türkiye’yi dışlayarak ne yapmak istiyor, ırkçılığın ve İslamofobi’nin yükseldiği kapalı bir gettoya mı dönüşmeyi tercih ediyor acaba? Grubumuzdan İdil Elveriş’in bir iyi niyet olarak vizeyi kaldırmalarının güven tazeleyeceğini söylemesine bile kimse ılımlı yaklaşmadı mesela. Aslında belli ki birçoğunun zihninde genişleme Hırvatistan’la bitmiş. Öte yandan sayısız dengeler yüzünden Türkiye’yi kaybetme lüksü de yok. Türkiye’nin de vazgeçme şansı görünmüyor çünkü katılım süreci demokratik ilerleme için büyük motivasyon sağlamakla kalmadı, vesayet rejiminin geriletilmesinde büyük destek oldu.

     ELEŞTİRİLERDEN DERS ÇIKARILABİLİR

     İlerleme raporunda demokratikleşme yolundaki adımların, yargı reformunda meclisten geçen yasaların AB standartlarını yakalamasının, Fatma Şahin’in yönettiği Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın aile içi şiddetle mücadelede “güçlü bir çizgi izlemesinin”, ekonominin son yıllardaki küresel dalgalanma göz önüne alındığında sağlam temeller üzerinde durup ekonomik şoklara dayanıklı olduğunun vurgulanması önemli. Mülteci başvurularının çokluğuna rağmen Suriyeli mültecilere yönelik kampların işleyişinin övülmesi de kayda değer bir farkındalık. Bu insanlık krizine Avrupa yeterince destek veriyor mu onu da sorgulamak lazım.

     Eleştirilere ise soğukkanlılıkla yaklaşıp gerekli derslerin çıkarılması kendi lehimize. Kamuda yolsuzlukların önüne geçmek için alınacak tedbirlere ilişkin uyarılar dikkate alınmalı. Gezi olaylarındaki şiddet, polisin aşırı güç kullanımı, ifade ve basın özgürlüğü önündeki engeller, Uludere olayının gizlilik kapsamında tutulup siyasi ve operasyonel sorumluların yargı karşısına çıkarılmaması eleştiriliyor. Basın özgürlüğünün engellenmesine yönelik hükümet görevlilerinin baskılarının yanı sıra, ‘medya dışında işleri, habercilikten öncelikli çıkarları bulunan medya patronlarının yarattığı basın özgürlüğü sorunu ve oto sansür’den söz edilmesi de manidar.

     Savunma makamının dosyalara sınırlı erişimi ve iddianamelerin kalitesinin düşük ve mantık silsilesinin yetersiz olduğu iddiaları önemli. Bu meseleler üzerine düşünüp daha ileri bir hukuk ve demokrasi için adımlar atılması lazım. Gösteriler barış içinde oldu derken, taleplerin yerine gelmesinden sonra da hükümeti uzaklaştırma hedefiyle yola devam edenleri görmezden geldi Avrupa Birliği bu raporla.

     Eylül’de karşılaştığımız sert ve kötümser yaklaşımlardan, Gezi’ye nedense can simidi gibi sarılmış görünen parlamenterlerden sonra bu rapor bana ılımlı göründü. İsveçli diplomat İngmar Karlsson’un İslam ve Avrupa kitabında betimlediği İslam ve Müslüman düşmanlığı ister istemez en sağduyulu Avrupalıyı bile etkiliyor. Irkçılığın, İslam’a da bir ırk muamelesi yapmanın iyice yükselişe geçtiği Avrupa, İslam dünyasıyla Türkiye üzerinden hakiki ve içten bir köprü kurabilecek mi? Bu karşılıklı satranç daha on yıllarca sürdürülebilir mi?

     Pierini diyordu ki, hükümete yönelik eleştirilerle vatandaşın umutları arasında denge kurmak lazım. Katılım müzakerelerine devam edelim büyük bir jest yapalım. Büyük jest de Erasmus’la öğrenci değişimini iki katına çıkarmakmış. Dönem başkanı Hannes Swoboda Avrupa’da Müslümanlara yönelik ayrımcılığı kınıyor ve eleştiriyoruz derken Türkiye’nin daha şeffaf yönetilmesi, sivil toplumun daha geniş bir yer edinmesi gerektiğinin altını çiziyordu. Süreç bir vakte kadar daha iyi gelecek bize. Sonuçta ne kadar iyileşsek o kâr. Ama bir gün AB ile kaçınılmaz olarak “game over” noktasına da gelinecek, bunu taraflar iyice düşünmeli.

     ZAMAN

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.