Ali BAYRAMOĞLU

Ali BAYRAMOĞLU

Karar
Yazarın Tüm Yazıları >

 Avcı, Ç

A+A-

 

2012'nin dikkat çeken son haberlerinden birisi de 'Çiller Özel Örgütü' başlığı altında Susurluk olayları ile Tansu Çiller ilişkisi hakkındaydı.
 
Susurluk dönemine ait tüm sorumluluğu, eski Başbakan'a, Çiller'e çıkaran bir MİT raporundan kaynaklanıyordu bu haber.
 
Yeni değil…
 
Çiller suç örgütü vurgusu, eski Başbakan'ı ve eşini sorumluluk açısından merkeze koyan yaklaşım 28 Şubat günlerinde de revaçtaydı.
 
Bu yaklaşım elbette nedensiz değildi.
 
Çiller'in devletin haber alma örgütlerine hakim olmaya çalıştığına, onları kendi çıkarları için kullandığına dair pek çok söylenti, hatta kanıt vardı.
 
Ayrıca Çiller'in Susurluk döneminin en kanlı günlerinde Başbakanlık yaptığı malumdur. Susurluk çeteleri olarak tanımlanan gayri meşru ve yasal olmayan devlet yapılanmasında taşıdığı sorumluluk da ortadadır. Daha sonra bir kısmı öldürülecek Kürt iş adamları listesi ve meselesi bunların başında yer alır.
 
Ancak yeni olmayan başka bir şey daha var.
 
O da devlete ilişkin yaygın bir sorumluluğu, tek bir kişiye, tek bir kesime çıkararak, isteyerek ya da istemeden, sisteme ilişkin bir karanlığı, ortak büyük bir sorumluluğu örtbas etmektir.
 
Susurluk cinayetleri ve döneminin sorumluluğunu tek kişiye çıkarmak da böyle bir iştir. Bu durumda askerin sorumluluğu rafa kalkar, MİT sorumluluğu rafa kalkar, diğer siyasilerin sorumluluğu rafa kalkar.
 
Gerçekten öyle midir?
 
Sadece şu soru ve kısa yanıtı bile büyük resmi görmek için yeterlidir:
 
'MİT o dönemde tüm karanlık gelişmelerin dışında yer alan, kendi Susurluk dokusuna sahip olmayan, askerle iç içe bulunmayan, dolayısıyla Susurluk açısından tam gözlemci, sözüne ve raporuna güvenilecek bir kurum muydu?'
 
Elbette 'hayır'…
 
Susurluk komisyonuna verdiği ifadelere o karanlığın bir nebze aydınlatılmasında rolü olan Hanefi Avcı'nın neler söylediğini hatırlayalım.
 
"PKK'nın ve destekçilerinin susturulması için yasa dışı araçlarla hareket edecek operasyon birimlerinin Emniyet, MİT ve ordu içerisinde aynı kollardan kurulduğunu söylüyordu. Bu grupların Emniyet'te Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'a bağlı özel harekatçılar ve sivillerden, MİT'te Mehmet Eymür'e bağlı eski özel harpçiler, eski ülkücüler ve mafya elemanlarından, orduda JİTEM adı altında Veli Küçük'e bağlı subay ve itirafçılardan oluşturulduğunu söylüyordu…'
 
Sivil istihbarat, polis ve asker…
 
Yani tüm bir devlet cihazı…
 
Bu arada şunu hatırlatmak da yarar var:
 
Hanefi Avcı bu açıklamalarından dolayı açığa alınmış, türlü idari cezalarla karşı karşıya kalmıştı…
 
Ancak aynı kişi Avcı yıllar sonra, 2008'de içinde pek çok Susurluk unsurunun da yargılandığı Ergenekon davasında tanık olarak dinlenecekti.
 
Ve ne gariptir ki, tüm bunlar unutulacak, Avcı yazdığı bir kitap ve yeni açıklamalarından dolayı basında infaz edilecek, tutuklanacak, davası Ergenekon dosyasıyla birleştirilince bu kez Ergenekon sanığı olarak yargılanır duruma düşecekti. Dahası yargılandığı dosyanın diğer sanıklarının tek tek tahliyesini izleyecekti.
 
Tüm bunların simgeledikleri de yeni değil…
 
Mesele önce sistem meselesi, sonra zihniyet meselesidir o zaman…
 
Ve gerçek anlamda temizlik daha başlamamıştır bile…
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.