1. YAZARLAR

  2. Fikret YAŞAR

  3. Atatürk'e dokunmak
Fikret YAŞAR

Fikret YAŞAR

Fikret YAŞAR
Yazarın Tüm Yazıları >

Atatürk'e dokunmak

A+A-

Atatürk Türklerin atası mıdır?

Atatürk Türk ulus devletinin kurucusudur.

Bu yüzden Türkiye’de bir Atatürk kültü ve buna bağlı tapınma vardır.

Türklerin Anadolu’da devlet olma nedenleri Atatürk olduğuna göre, putlaştırılması da anlaşılabilir,  “Türk, Arap, Laz, Çerkes  ve Kurdi ile hep beraberiz.” Diyordu. Oysa Arapları sevmediği gibi, Kürtleri de her zaman tehlike olarak görüyordu.

Samsuna çıktığı  zaman “memleketin sahipleri” dediği Kürt aşiret beyleri ağaları ve şeyhlerine mektuplar yazarak memleketin gavura yar edilmemesi ve dinin elden gitmemesi için birlik çağrısı yapmış ve bunu da başarmıştı. Ancak Milli mücadele öncesinde milliyetçiliğini gizleyen Atatürk’ün, milli mücadeleyi İslam milletinin mücadelesi gibi gösterip Türk dışı unsurları kandırması ve  mağdur etmesi, bu kesimleri hayal kırıklığına uğratmış ve sevilmemesine neden olmuştur.

Türklerin yüreğinde yaratıcı rol alan Atatürk, mücadele sonrasındaki manevrası ile Kürtlerin yüreğine ateş düşürmüştü.

Osmanlı döneminde "Türk'üm" demek ayıp sayıldığı için tekamül etmiş kamil bir Türk ulusu  yoktu. Ancak cumhuriyet kurulduktan sonra Atatürk, Kürtleri inkar teziyle, diğer halkları da asimilasyona uğratınca yeni bir Türk ulusunu yaratmanın fırsatı doğmuştu.

Osmanlı imparatorluğu kendisini bir Türk devleti kabul etmediği hatta Türklüğü aşağıladığı halde Jön Türkler ile devşirmelerin siyasi manevraları sonucu emanet bir coğrafyada Türk kimliği ile tanımlanan bir devlet kurulmuş ve bu göçmen halk memleketin yeni efendisi olmuştu.

Sevr antlaşmasını bertaraf edip Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni Lozan Antlaşması ile dünyaya kabul ettiren M.Kemal liderliğindeki Türkçü ekip artık yere göğe sığdırılamaz olmuştu. Başarının mimarı da M. Kemal’di.

Tanrılık iddiasında bulunan firavunlar ve nemrutlar bile kendi coğrafyalarının dışında göçmen oldukları yerlerde bunu başaramamışlardı.

Atatürk başarısıyla firavunları bile geride bırakmıştı.

Dolayısıyla Türk halkı tarafından ölümsüz (namırit) kabul edilmesi yadırganmamalı.

Ne var ki, insanın tanrılaştırıldığı dönemler geride kaldığı için Atatürk’e ancak peygamberlik mertebesi izafe edilebilmiştir.

Behçet KEMAL Atatürk’ü peygamberlik mertebesine oturtmak için adına mevlit yazdı.

Çünkü Atatürk, artık bir tapınma kültüydü.

Yaratıcı ve hükmedici gücü eline geçiren Atatürk, esas amacına ulaşmak için kendisine muhalefet yapacak kişi ve grupları bertaraf etmeye başladı.

Yarattığı korku, ona karşı oluşan muhalif hareketlerin yaşamasını engellemiş olsa bile eleştiriler, daha çok kendisine yakın kişiler tarafından başlatılmıştır.

Ancak, Atatürk’ü eleştirmek darbecilik suçuyla cezalandırılıyordu. Bu yüzden kendisini eleştirme cesareti gösteren yakın dostları dahil herkes cezalandırılmıştır.

İnönü pullara ve paralara resmini bastığı zaman “sen de kim oluyorsun?” denerek aşağılanmıştır. Çünkü para ve pullarda sadece tanrısal figürler olmalıydı, İnönü ise sadece bir askerdi.

Kadro dergisi Atatürk’e sadık bir kesimden oluştuğu halde, Atatürk’ün Bolşeviklerle olan ilişkisini eleştirdiği için, Türk ocağı ve Türk kadınlar birliği de eleştiri odağında görüldükleri için, ittihatçı Hüseyin Cavit Bey de dergisinde “mutlakıyetçi cumhuriyet” eleştirisi yaptığı için cezalandırılmış ve dergileri kapatılmıştır.

K.Karabekir:”  Milli mücadeleyle istiklalimizi kazandık, ama tek parti rejimi ile hürriyetimizi kaybettik.” Diyerek  pişmanlığını dile getirmiş ancak muhalifliğinden dolayı o da cezalandırılmıştır.

Osmanlı saltanatı yıkılmıştı ama tekçi zihniyete sahip yeni bir lider başa gelmişti.

Ancak gelişen muhalefet karşısında bir şey yapması gerekiyordu.

1930'da serbest fırkayı kurdurarak tek partili sistemi revize etmek istediyse de gelişen muhalif güç karşısında korkuya kapılarak üç ay sonra kurulan yeni partiyi kapatmıştır.

Muhalefet İzmir İktisat kongresinde onu öldürtmeye çalıştı ancak başaramadı.

Gelişen ve kendisini yok etmek isteyen muhalefeti bertaraf etmenin bir yolu kalmıştı, o da ultra Türk milliyetçiliğine sarılmaktı. “Milletime tavsiye ederim ki, başa geçireceği adamların kanındaki cevher-i asliyeye dikkat etsinler.” Diyerek, Türk’ten gayrı kimsenin bu ülkeyi yönetmesine izin verilmemesini istedi. Ülke yönetiminde yer almak isteyenlerin kendilerinin Türk olduğunu ispat etmeleri gerekiyordu artık, aksi taktirde uşak olmaktan başka çareleri kalmayacaktı.

Oysa antropolojik verilere göre, Atatürk’ün fiziki özellikleri, kemik yapısı ve rengi Orta Asya / Ural Altay grubuna benzemiyordu! Ural Altay grubuna dahil kişilerin kafaları yuvarlak, gözler çekik, saçlar siyah, elmacık kemikleri çıkıktır.

Atatürk ise kumral saçları, renkli gözü ve kafa kemik yapısıyla daha çok Aryanik bir özellik taşıyordu. Ama Türklük sevdası taşıyordu.

Yoksa Atatürk bir devşirme miydi?

Hem devşirme, hem de diktatör müydü acaba?

Diktatör ya da faşist ne düşünülürse düşünülsün ama, Atatürk Türklük/Türkler için bir mucizeydi.  

Bu nedenle de Türkler Atatürk’ü dokunulmaz kılıp, tapınma kültüne dönüştürdüler.

Ancak zaman ve şartlar bu kültün altındaki taşları da oynattı ve put yıkılmak üzere...

Değişim şart… 

Statükocu bir anlayışla değişime karşı koyan Sovyetler, Irak, Yugoslavya, Romanya, Bulgaristan, Şah ve daha nicelerinin putları yıkıldı.

Değişimi çağdaş bir yaklaşım kabullenen Çekoslovakya, Slovakya ve batlık ülkeleri ise  geleceği doğru okuyarak gereken değişimi/devrimi yapabildiler.

Onların bizden farkları nedir?

Daha fazla insani düşünce ve iradeye sahip olmaları mıdır, acaba?

Demek ki onlar bizden daha fazla Müslüman ve insan olmayı da başarabilmişler.

Başka dinlere mensup olanları Müslüman saymam kimseyi kızdırmasın, zira Müslümanlık  kişinin hangi sosyal örgüte / kulübe üye olduğuyla alakalı değil, ne kadar doğru olduğuyla ilgilidir.

Kozmik güç, aidiyetle değil, ne kadar doğru yaşadığıyla yargılayacak insanı.

Atatürk sevabıyla ve günahıyla bize bir miras bıraktı.

Bu mirası ötekilerle paylaşmak kolay gelmeyebilir!

Ancak takip edilen yol dar ve de son duraktayız.

Karanlık basmadan barış çubukları yakılmalı…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.