1. YAZARLAR

  2. Davut Hoca

  3. ARINMAYLA GELEN YABANCILAŞMA
Davut Hoca

Davut Hoca

Yazarın Tüm Yazıları >

ARINMAYLA GELEN YABANCILAŞMA

A+A-

 

Dünya, dur durak bilmeden dönerken, halden hale evrilip duruyor. Çok çeşitli zaman dilimlerinde, çok farklı boyutlarda değişim ve dönüşüme uğruyor. Değişim ve dönüşümün en çok yoğun olduğu alanlardan biri de, dünyanın kutsallardan arınmasıdır.

Bu arınma sadece dinler için değil, ideolojiler için de geçerli. Avrupa’da meydana gelen siyasi, ekonomik ve toplumsal olaylardan sonra, insanların artık dine, kutsallara mesafeli olması, hatta onlardan kurtulmaya çalışması olarak ifade edilen Sekülerizm, Hristiyan dünyasında meydana gelen bölünmelerden sonra, Protestanların da değişim göstermelerinin ardından ortaya çıktı. Aslında tam olarak karşılamamakla birlikte, mahcup bir ifade ile de olsa sekülerleşme dediğimiz ve ilkin Veber’in “Protestanlara ne oldu?” sorusuna verdiği cevapla ortaya çıkan bu kavram, insanın dünyaya yabancılaşması sürecini anlatmaktadır.

Sınırlı kaynakların ve sınırsız ihtiyaçların olduğu bu dünyada, dünyevi ihtiyaçlara cevap verebilmenin bir tezahürüdür sekülerleşme. Dünyevileşmenin gölgesinin tüm kutsalların üzerine düşmesi de denilebilecek sekülerleşme, bir nevi akıl ve vicdan tutulmasıdır da. Avrupa’da, pireye kızıp yorganı yakmanın bir tezahürü olarak ortaya çıkmış, Müslüman cenahtaki yansıması ise, bir taraftan bağnazlıktan kurtulayım derken diğer taraftan onun varlık sebebi olan unsurlardan uzaklaşmak olmuştur. İnsanın, geleneksel limitleri tüketerek artık sınır tanımayan hırsının, her şeyi tarumar ettiği vahşetin adıdır sekülerleşme.

Paylaşmanın, dayanışmanın, yardımlaşmanın artık iyice zayıfladığı, tedavülden kalktığı zamanları yaşıyoruz. Bu noktaya gelmemizi tetikleyen unsurlardan biri de kentsel talan olarak da ifade edilebilecek kentsel dönüşüm oldu. Kentsel dönüşüm ile birlikte şehirler de seküler yaşama ayak uydurmaya başladı. Daha önce gecekondularda yaşayan insanlar, iş güç sahibi olmasalar dahi kapılarının önünde ektikleri bir miktar sebze, arka taraftaki birkaç meyve ağacı, o da olmadı güvendiği komşusuyla yaşama tutunabiliyordu.

Şimdi yıkılan ve binalara sürülen bu insanlar, kimsenin kimseyi tanımadığı, bırakın yardımlaşmayı, selamlaşmayı bile rafa kaldıran bir yaşamın içinde kendisini buldu. Daha önce gördükleri dilenciyi, Hızır olabilir düşüncesiyle geri çevirmeyen gecekondu insanının yerini, dilencileri tinerci, saldırgan diyerek genelleyen beyaz yakalı insanlar aldı. Ailemle nerede oturabilirimin yerini, nerede iyi prim yapacak ev alabilirim düşüncesi aldı. Yuva gözüyle bakılan ev olgusunun yerini gösterişli mekânlar, yürekleri hoplatan konforlar aldı. Çatısı, bacası akan, merdivenleri dökülen evler, yerini her şeyi kendisi ayarlayan ve düşünen akıllı evler aldı. Artık, her insanın gelirine göre oturabileceği, her mevkiinin sakinlerinin bütçelerine göre belirlendiği bir mekânsal ayrışma gerçekleşti. Mekânlarla başlayan ayrışma haliyle kalplerde de karşılığını buldu ve kalpler de sahip oldukları paranın miktarına göre bölük pörçük oldu.

Üstünlüğün, meskenin kıymetine göre belirlendiği bu hayatta, tabi ki insani ilişkiler, komşuluklar da bu düzlemde olacaktır. Hâlbuki büyüklerimiz bizlere, “ev alma komşu al” derlerdi. Buna göre, paran kadar yaşarsın, paran varsa her şeyin vardır mantığı, dünyevileşmenin, insani olmayan bir gidişatın eseridir. Böyle bir hayatın tek metaı paradır. Sadece kendi nefsinin rahatı, rahatlığının putlaştırılması, vermenin değil almanın tek ölçü olduğu, dünyanın tüm dert kederine gözlerin kapalı olduğu, ben merkezli, ben putunun bencillik ayini ile kutsandığı bir hayat anlayışı. Seküler hayatın, kapital düzenin ona telkin ettiği hayat anlayışında; başkasının derdine derman olmak, başkasının üzüntüsünü paylaşmak, güce taparak affetmeyi aklının bile ucundan geçirmemek, kendisi için istediğini kardeşi için istememek, gurur ve kibir putunu es geçerek gerektiğinde özür dileyebilmek, nefis ve şehvet putu uğruna başkasının namusunu kurban etmemek, içindeki hırs ve ihtiras putuna rağmen başka bir gönlü hoş etmek diye bir şey yoktur.

İnsanlık, insan gömleğini sıyırıp çıkarırken, dünyaya bu kadar yabancılaşarak başka bir yaratığa dönüşebileceğini düşünmemişti herhalde. Modern dünya, güya yerlisi/yabancısı olmayan bir dünya olacaktı ama öz yurdunda garip kalmıştı bir kere…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.