1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Arınç'ın Üslubuna Hayran Yazar
Arınç'ın Üslubuna Hayran Yazar

Arınç'ın Üslubuna Hayran Yazar

A+A-

Gülay Göktürk/Bugün

Bülent Arınç'ın üslubu

AK Parti muhaliflerinin ve "laikçi" kamuoyunun Bülent Arınç'a karşı duydukları nefreti biliyoruz. Ama ona karşı tepki bu çevrelerle sınırlı değil.
 
AK Parti içinde onun üslubunu provokatif ve zararlı bulanların epey yaygın olduğu da malum. Basında, onun söylediklerinin "özde" doğru olduğunu yazanlar bile bir şerh düşmeden edemiyor: "Evet, söyledikleri haklı olabilir ama üslubu ölçüsüz."

Bense Bülent Arınç'ın üslubunu özellikle seviyorum ve takdir ediyorum.

Nedir bu üslubun özelliği?

İlkelilik dobralık ve netlik... Arınç nabza göre şerbet vermeyi reddediyor; lafını eveleyip gevelemeden cesurca söylüyor ve kendini haklı gördüğü sürece geri adım atmıyor.

Türkiye'deki vesayet rejiminin temsilcilerinin ona karşı duydukları nefreti anlamak çok kolay. Çünkü o müdanaasız... Hiçbir çıkar beklentisi, koltuk hırsı olmaksızın siyaset yapıyor ve bu yüzden de kontrol edilemez bir insan. İktidar sahipleri kontrol edemeyecekleri insanlardan hep korkarlar ve nefret ederler. Doğru bildiğini eğmeden, bükmeden dosdoğru ortaya koyuşu, politikacıları karşılıklı çıkar ilişkileri temelinde rehin almaya alışmış çevreleri çaresiz bırakıyor. Ona karşı duydukları nefret bu çaresizlikten... Bu üslüp nasıl bir siyasi çizgiye eşlik ediyor diye baktığımızda, Bülent Arınç'ın başından beri AK Parti Hareketi'nin çıkış ilkelerine sadık kalınmasında ciddi katkıları olduğunu görüyoruz. Arınç, partinin sivil-asker bürokrasi tarafından "kuşatılmaya" ya da "teslim alınmaya" çalışıldığı her kritik dönemde parti içinde sivil ve demokratik perspektife sahip çıkan kişi olarak karşımıza çıkıyor. Meclis Başkanlığı seçimlerinde Vecdi Gönül karşısında aday olması böyle kritik bir andır. Bir diğeri ise, cumhurbaşkanı seçimi sürecidir. Bu süreçte AK Parti içinde ortaya çıkan "askeri bürokrasinin kabul edebileceği bir aday çıkarma" eğilimi karşısında direnen ve Gül'ün adaylığının gerçekleşmesi için "kendini ortaya koyan" kişi yine Arınç'tır. Özetle, Arınç'ın dobra ve net üslubu hep ilkeli bir siyasi çizginin hizmetinde olmuş ve bu siyasi çizgi birçok kere AK Parti içinde ortaya çıkan  askeri vesayet rejimiyle uzlaşma teşebbüslerinin karşısına dikilmiştir.

Bütün bunlar aslında vesayetçi rejim savunucularının ona karşı duydukları düşmanlığı da açıklıyor ve meselenin sadece bir üslup meselesi olmadığını koyuyor ortaya. O yüzden bence demokratik kamuoyunun da Arınç'ın yürüttüğü bu misyonu kavraması, karşı cenahtan yükselen nefretin etkisi altında kalarak onu günah keçisi yapmak ya da "üslüp eleştirileri"yle kendini o çizgiden ayırmaya çalışmak yerine ona sahip çıkması gerekir.

Siyasetteki herkesin onun gibi olmasını bekleyemeyiz ama, hiç değilse arada bir çıkan böyle insanların da kıymetini bilmek lazım.

                          x              x                     x

Gelelim Genelkurmay'ın son açıklamasına...

Doğrusu artık her şeyin ayyuka çıktığı, kazılan her çukurdan ordu malı silahların, Botaş'taki ölüm kuyularından "faili meçhul" kol bacak kemiklerinin fışkırdığı bir zamanda, ben ordumuzun yöneticilerinin böyle üst perdeden açıklamalar yapmak yerine, biraz olsun mahcubiyet içinde olmasını ve bunu bize belli etmesini beklerdim.

Tamam, hepimiz zaten son derece dikkatliyiz, boyuna altını çiziyoruz; bütün bu olup bitenler ordunun bütününü bağlamaz; her kurum içinden "çürük elmalar" çıkar diye...

Ama el insaf...

Bir kurumun içinden bu kadar çok çürük çıkmışsa, bu kadar korkunç suçlar işlenmişse, o kurumun da bu gafleti sorgulaması gerekmez mi? Mesela bizlere neden Karargah Evleri konusundaki MİT istihbaratını değerlendirmediklerini, neden bu kadar geç soruşturma açtıklarını izah etmesi gerekmez mi?

Hepimiz biliyoruz ki bu kadar suç herhangi bir sivil kurum içinde işlenmiş olsaydı çoktan elbirliğiyle topa tutmuş, söylenmedik laf bırakmamıştık. Ama ordumuzun tarihi alışkanlıklarını, malum hassasiyetlerini bildiğimizden elimizden geldiğince incitici olmamaya çalışıyoruz.

Buna karşılık onlardan da artık şu "burnundan kıl aldırmama" tutumunu bir yana bırakıp toplumla daha eşit bir ilişki kurmayı denemelerini bekliyoruz.

Hani özeleştiri filan beklemek hayal olur da, hiç değilse "gözünün üstünde kaşın var" diyeni azarlama huylarından artık vazgeçseler iyi olacak.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.