1. YAZARLAR

  2. Taha Kılınç

  3. Araplar ve biz
Taha Kılınç

Taha Kılınç

YENİ ŞAFAK
Yazarın Tüm Yazıları >

Araplar ve biz

A+A-

Yavuz Sultan Selim, Çaldıran'la İran'a boyun eğdirdikten sonra, 1516-17'deki ünlü seferleriyle Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırlarını Arap coğrafyasına doğru genişletmişti. Tarihin garip bir cilvesiyle, Yavuz'un muharebe yoluyla kontrol altına aldığı bölgeler, devlet zayıflamaya başladığında Osmanlı'dan ilk kopan coğrafyalar oldular. Önce İran, sonra (Kavalalı Mehmed Ali Paşa döneminde, resmen olmasa da fiilen) Mısır ve ardından Arap Yarımadası.

Modern Türkiye'nin İslâm dünyasında ciddi rekabet yaşadığı üç ülkenin İran, Mısır ve Suudi Arabistan olması, bu bağlamda tesadüf değildir. Tarihsel sürtüşme şuur altında devam etmiş, ana bünyeyle uyum bir türlü sağlanamamış gibidir adeta.

Atatürk'le İran Şahı Rıza Pehlevi'nin ve Ürdün Kralı Abdullah'ın kişisel temasları dışında, Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra Arap coğrafyasıyla temasımız kesildi. İsrail'in kuruluş sürecinde, sonrasındaki savaş ve çatışmalarda, Türkiye bölgede yoktu. Buna mukabil, Araplar da Kıbrıs gibi temel meselelerimizde yanımızda olmadılar.

Türkiye, on yıllar boyunca Arap coğrafyasını Batı başkentlerindeki kulisler üzerinden okudu. Bölgeyi İngilizce ya da Fransızca yayınlardan takip ederken, Arapça bilmek ya da Arap kültürüne dair malumat edinmek hem gereksiz, hem de ayıp görüldü. Bunun sonucunda, Arap başkentlerine giden diplomatlarımız, görev yaptıkları ülkelere Müslüman bir ülkenin bölgesel refleksleriyle değil, Batılı ülkelerin perspektifiyle baktılar.

 Yazının devami için tıklayın

Önceki ve Sonraki Yazılar