1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Antlaşmaya ve Yemine Bağlı Kalmak
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Antlaşmaya ve Yemine Bağlı Kalmak

A+A-

 

Toplumların istikrarının sağlanmasında ve toplumdaki sosyo-ekonomik ilişkilerin temelinin sağlamlaştırılmasında ikili, yöresel, bölgesel ve uluslararası antlaşmalara bağlı kalmak önemli rol oynamaktadır.

 

Antlaşmalara ve ahde vefa göstermek, İslam’ın en güçlü farizalarından sayılmaktadır. Antlaşmanın karşı tarafı kafir, müşrik, Ehl-i Kitap da olsa, Müslüman da olsa antlaşmayı, antlaşmanın içeriğine aykırı olarak bozmak büyük günahlardandır.

“Ahitleştiğiniz zaman, Allah’ın ahdini yerine getirin, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Çünkü Allah’ı üzerinize kefil kılmışsınızdır. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı bilir.(Nahl:91)

Sözleşmeye/antlaşmaya vefa göstermek, birliğin temelini oluştururken antlaşmayı bozmak, vahdetten kesrete, birlikten ihtilafa dönüşe yol açmaktadır. Bu nedenle Allah u Tebareke ve Teala, müminleri aldatma ve hokkabazlıktan sakındırmaktadır:

“Bir toplum diğer bir toplumdan daha çok olduğu için yeminlerinizi aranızda bir hile aracı edinerek ipliğini sağlamca büktükten sonra çözüp bozan gibi olmayın. Allah, bununla sizi imtihan etmektedir. Hakkında ihtilafa düştüğünüz şeyi kıyamet gününde mutlaka size açıklayacaktır.

Eğer Allah dileseydi,, sizi tek bir ümmet kılardı; ancak dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir Yapmakta olduklarınızdan mutlaka sorulacaksınız.

 “Yeminlerinizi aranızda hile ve bozgunculuk vesilesi yapmayın. Yoksa bu yüzden sağlamca yere basmakta olan ayak sürçebilir, Allah yolunda alıkoymanıza karşılık kötü bir azap tadarsınız ve büyük bir azaba uğrarsınız.”(Nahl:92-95)

Antlaşmaya bağlı kalmanın getirileri, antlaşmayı bozmaktan umulan geçici faydalara karşılık yitirilmemeli. Antlaşmaya uymanın dünyevi ve uhrevi büyük getirileri var; uymamanın da kaybettirecekleri. Antlaşmayı bozan taraf, basit çıkarlar için toplumsal düzeni bozduğundan ötürü sefih olarak tanımlanır bu dünyada, ahirette de bu antlaşmadan hesaba çekilir. “Ahde vefa gösteriniz. Çünkü ahitten hesaba çekileceksiniz”(İsra:34)

Antlaşma ve yemin, şer’i sözleşmelerdendir ve onlara bağlılık farz, onları bozmak da haramdır. Yukarıdaki ayetlerde sözleşmeyi haksız yere bozmanın sonuçlarına ilişkin dört noktaya dikkat çekilmiştir:

1-Allah, yaptıklarınızın tümünden haberdardır. “Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı bilir.”

2-Allah, kıyamet günüde aranızdaki ihtilafı açıklayacak ve kimin haklı olduğu belli olacaktır. “Hakkında ihtilafa düştüğünüz şeyi kıyamet gününde mutlaka size açıklayacaktır.”

3-Haklı ve haksız belli olduktan sonra haksız hesaba çekilecektir. “Yapmakta olduklarınızdan mutlaka sorulacaksınız.”

4-Haksız olanlar, yeterli kanıt sunamayacakları için çetin azaba maruz kalacaklardır. “Allah yolunda alıkoymanıza karşılık kötü bir azap tadarsınız ve büyük bir azaba uğrarsınız.”

92. ayet, 91. ayeti, herkesin sözleşmeyi bozmanın çirkinliğini anlaması için teşbih-i makul bilmahsusta bulunarak yani soyutu somuta benzetme yaparak güzel bir örnekle tefsir etmektedir. Antlaşmayı bozanları, ‘Rabıta’ veya ‘Rite’ ismindeki aptal kadının hizmetçileriyle birlikte sabahtan öğleye kadar ördüğü muhkem ipleri öğleden sonra tekrar söküp pamuk haline getirmelerine benzetmektedir. “Yeminlerinizi aranızda bir hile aracı edinerek ipliğini sağlamca büktükten sonra çözüp bozan gibi olmayın” Yani muhkem yaptığınız sözleşmelerinizi dünyevi küçük çıkarlar için, pamuğu örüp muhkem ip haline getirdikten sonra onu yine eski haline çeviren gibi olmayın. Yeminlerin bir hile ve bozgunculuk vesilesi yapılmaması te’kitle emrolunuyor ve iki kez bu konuya işaret ediliyor. Yani yemini başkalarının malını yemek veya güç ve kudret elde etmek için bir hile olarak kullanmanın ve bu işe Allah’ı aracı etmenin çirkinliğine dikkat çekiliyor.

Allah’ın adını zikrederek, O’nu kefil, şahid tutarak bir işi yapmaya veya yapmamaya dair verilen sözlere/yeminlere vefasızlık, antlaşmaları bozmaktan daha çirkin ve cezası daha ağırdır. Neden mi?

Çünkü Allah’ın adını zikrederek, Allah’ı kefil ve vekil göstererek verilen sözlerde, söz veren taraf, bir şekilde Allah’ı bu vadin garantörü olarak karşı tarafa sunuyor. Verdiği söze riayet etmediği zaman aradaki garantöre ve garantiye karşı ihanet etmiş oluyor, Allah’a karşı saygısızlık etmiş oluyor. Aynı zamanda söz veren tarafın sözüne güvenen insan da Allah adıyla kandırılmış oluyor. Yani Allah’a olan inancı ve saygısı dolayısıyla gadre uğramış oluyor. Dolayısıyla Allah adıyla kandırılan veya mağdur edilen kimsenin, dönüp Allah’tan hakkını isteme hakkı doğuyor. Allah adil ve güçlü olduğu için, kendi adına başkasını kandıranı cezasız bırakmaz ve Allah’ın cezası şedidtir.

Beşeri ilişkilerde birini kefil yapmak için kefilin rızası gerek. Denilebilir ki, biri Allah’ı kefil gösterdiğinde böyle bir durum yoktur. İşte bu imtihan vesilesidir. “Allah, bununla sizi imtihan etmektedir” Herkes Allah’ın adını zikrederek O’nu kefil kılabilir ama bu ahitte sözüne riayet ederse mükafatına, etmezse mücazatına ulaşır.

93. ayette Allah u Zülcelal, insanların kendi iradeleriyle sözleşmelerine bağlı kalıp birlik olmalarını dilediğini, isteseydi onları birlik içinde tek ümmet haline getirebileceğini beyan ediyor. İhtilaf ve bölünme, antlaşmalara riayet etmemenin sonucudur. İhtilafı ittihada dönüştürmenin iki yolu var: 1-Zorla yaptırmak. 2-İnsanların kendi iradeleriyle yapması.

Eğer Allah dileseydi, bütün beşeri ihtilafsız tek ümmete dönüştürürdü. O zaman gayri iradi olan bu birlik, makbul olmazdı. Çünkü gayri iradi olanda kemal ve seyr-i tekamül olmaz. Allah, insanın kendi iradesi ve özgür duruşuyla kendi kemaline ulaşmasını murad etmiştir.  “Biz ona yolu gösterdik.Ya şükredici olur ya da nankör.”(İnsan:3) Allah, insana fücuru da takvayı da ilham etmiştir. “Sonra ona kötülüğü ve takvayı ilham edene”(Şems:8) Ta ki, insan, derunundaki akıl ve fıtrat, birunundaki vahiy ve peygamber vesileleriyle kendi iradesi doğrultusunda saadet ve kemal yolunda ilerlesin.

Allah dileseydi bütün beşeri kendisine mutlak boyun eydirirdi. “Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların tümü iman ederdi.”(Yunus:99) İnsanın kemalı, ihtiyari olan imandadır, icbari olanda değil. Özgür iradeyle edinilen iman, makbuldur.

Yukarıda aktardığımız Nahl 94. ayette,“Yeminlerinizi aranızda hile ve bozgunculuk vesilesi yapmayın yoksa bu yüzden sağlamca yere basmakta olan ayak sürçebilir.” deniyor. Bu ayette  ‘ayak veya adım’ kelimesi tekil kullanılmıştır. Kelimenin tekil kullanılması şöyle bir anlama işaret ediyor olabilir: Doğru yolda yürürken çukura düşmek için yanlış bir adım atmak yetebilir. İnsan bazen attığı yanlış bir adımın bedelini ödemekten aciz kalabilir. Bazen yanlış bir adım, insanın sonunu getirir. Bu nedenle Allah, müminleri uyarıyor: Hukuki konularda sözleşmeye vardığınızda, yemin ettiğinizde, Allah’a söz verdiğinizde, sözlerinizle amel ediniz.  Yanlış bir adım dahi atmayınız. Çünkü aksi halde telafi etme imkanını bulamayabilirsiniz.

Bu ilahi bildirimlere muhatap olan biz müminler, her türlü sözleşme, antlaşma, muahede ve yeminde taahhüdümüze bağlı kalmada örnek insanlar olmakla yükümlüyüz. İman ve insanlık bunu gerektiriyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum