1. YAZARLAR

  2. Nihat GÜR

  3. Anlatmak için Anlamak
Nihat GÜR

Nihat GÜR

Yazarın Tüm Yazıları >

Anlatmak için Anlamak

A+A-

 

Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar. (Bakara/269)

 

İnsan, varlıkların en şereflisi olarak yaratıldığı için, onun sorumluluk ve vazifeleri büyüktür. Bu sorumluluk gereği kendisine engin bir tefekkür kabiliyeti ihsan edilmiştir.

Tefekkür, insan için hayati değerdeki bir kabiliyettir. Bu kabiliyet her insanda fıtri bir uygunlukta farklılıklar ile kendini gösterir. Anlamak için tefekkür etmek gerekir, anlamak her bireyin kendi idrak dünyası ile şekil alır. Fıtrata uygun bir anlama gelişirse, anlatılmak istenen çok daha rahat ve anlaşılır bir şekilde aktarılabilir.

“Eğer Biz bu Kur’ân’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara tefekkür etsinler diye veriyoruz.” (Haşr/21)

Varoluş gereği insanoğlu kendi sorunlarına alakalı olan insanlara, yapılara, devletlere içten bir muhabbet besler. Kendi derdi ile dertlenen, hüzün ve mutluluklarının paylaşımcısı olarak çözüm yolları gösterenlere derin bir bağlılık ile sahip çıkar.

Halkın teveccühüne mazhar olmanın yolu, halkın dilini anlamak ve halkın dilinden sorunlara çözüm geliştirebilmekten geçer. Halkı çözümlenmesi gereken, bilmeyenler topluluğu olarak görüp, kendi aklını halkın üstünde görenler her zaman uçta kalmaya mahkumdurlar.

Sorunun yaşandığı yer, çözümün geliştirileceği aklın bulunduğu yerdir aynı zamanda. Sorun çözmek için sorunun içinde olmak, yaşayanı ve bileni olmak gerekir. Sorunu yaşayanlar birbirlerinin yaşanmışlıklarından ve katkılarından yola çıkarak ortak çözümün dilini pratiğe dönüştürebilirler.

Unutulmaması gerekir, çözüm bulunmak istenen sorunun yaşayanlarının her zaman çözüme katkı olacak verileri ve yolları vardır. Meselenin paydaşı olan her birey çözüme yürekten omuz vermek için bir dokunuş bekler.

Çözümün parçası ve ya merkezi olmak için ilk adım, dert sahibi olmak ile başlar. Teoriniz ve yaşantınız, insan ve toplum ile olan diyalogunuzun etkisi ile direk alakalıdır.

Halk kendi sorunları ile alakalı olan, kendini halkın bir parçası olarak mücadeleye katan ve halk için emek sarf ederek bedel ödemeyi hak olarak bilenlerin halklaşmasına izin verir. Halk kendi içinde yerleşmeye çalışan

düşünce sistemlerinin ete kemiğe bürünmesine, güç kazanmasına, kendi adına temsiliyet göstermesine ancak bu şekilde imtiyaz tanır.

Anlatmak isteyen; halkın sorunlarını iyi anlamalı, neşteri atarken güven vermeli, halk kendini kendinden olana emin şekilde güven içinde teslim eder. Bu teslimiyeti mikro emanetlerde güzel bir hizmet ile temsil edenler, halkın makro emanetlerini teslim edecekleri adres olurlar.

Hareket vardır gücü niceliğinden gelir, hareket vardır gücü bilgi ve tecrübesinden gelir. Kalabalıkları cezbetme adına şiddet ve sloganı niteliğin önüne çıkaranlar, düşünce ve fikirler konuşulmaya başladığında erimeye/dağılmaya mahkumdurlar.

“Onlar Kur’ân’ı tefekkür etmiyorlar mı? Yoksa kalpler üzerinde kilitler mi var?” (Muhammed/24)

Bilgi ve düşünce gücünü sistemli bir eğitim ile ön plana çıkaranlar, keyfiyet ve kemiyeti sebat ile işlediklerinde ütopyaların realiteye ne kadar yakın olduklarının şahitleri olacaklardır.

Bu neden ile doğru kabullerimiz doğru zaman ve zeminlerde sorunlarla alakalı olursa ilkelerimizin, değerlerimizin halk nezdinde itibar ve teveccüh gördüğünü temaşa edebiliriz.

Bir ulusun, milletin, coğrafyanın, halkın; tek ses, tek renk, tek söz olduğu yanılmıyorsam insanlık tarihinde görülmüş değildir. Bu nedenle bir coğrafyada tek düşünce, hareket ve ya yapının sorunlarla sadece ben alakalıyım demesinin yeri ve izahatı yoktur.

İnanan insanların yaşamış oldukları coğrafyalarda sorunlarla alakalı olmayı başkalarına havale etmesi, başkaları ilgileniyor bizler geç kaldık diyerek sıyrılmaya çalışmaları kabul edilebilir değildir.

Müslüman aklın her coğrafyaya, her zaman dilimine söyleyecek sözü vardır. Müslüman iradenin, yaşamın her yönündeki sorunlar ile alakalı olabilecek bilgi, tecrübe ve potansiyeli vardır. Yeter ki bu potansiyeli güç birlikteliğine çevirebilecek adımları iman etmiş olduğu ilahi mesajın teori ve pratiğine uygun atabilsin.

Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler. (Ali İmran/191)

İnsan sürekli anlatmayı sever, halbuki istediğini en iyi şekilde anlatmanın yolu çok iyi bir şekilde anlamaktan geçer. Anlamak için de değer vererek dinlemeyi bilmeliyiz. Anlatmak istediğimiz değerin karşıda nasıl bir karşılık bulduğunu görmek için dinleyerek anlamak zorundayız.

Dinleyerek ve önyargısız bir şekilde anlamak elbette sabır gerektirir. Bunun genelde zor bir durum olduğunu düşünürüz ama kendimiz ve anlatmak istediğimiz değerler için bunu gerçekleştirmek zorunda olduğumuzu bilmeliyiz. Çünkü anlattığımız şeyin ne karşılık bulduğunu görmek için karşıdakinin ne anladığını dinlemek zorundayız. Anlama olayı gerçekleştikten sonra ancak anlatma olayı başlayabilir.

Anlatmak için anlamak mecburiyetindeyiz, anlamak için de anlatmak için de tefekkür edebilecek birikim ile kendimizi ihya etmeliyiz. Bunun için de hem bilen insanı dinlemeli, hem de paylaşmayı sorumluluk görmeliyiz.

Her şeyden önce de; anlamak ve anlatmak için yaşam rehberimiz olan Kur-an’ı Kerim’i anlamalı ve anlatmalıyız.

“Andolsun biz Kur’an’ı düşünmek için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?” (Kamer/17)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.