1. YAZARLAR

  2. Kemal BURKAY

  3. Anılarımın 2. Cildi vePusulayı şaşıranlar... (2. Bölüm)
Kemal BURKAY

Kemal BURKAY

Kemal BURKAY
Yazarın Tüm Yazıları >

Anılarımın 2. Cildi vePusulayı şaşıranlar... (2. Bölüm)

A+A-

Geçen yazımda, anılarıma yönelik tepkiler ve bana yönelik kampanya hakkında genel nitelikte  bir değerlendirme yapmış ve söz konusu koroda yer alanlara tek tek cevap vermeyeceğimi söylemiştim. Bu kişilerin kitabım ve benim hakkımda söyledikleri ciddiye almayacağım türden. Eminim ki beni tanıyan ve kitabı okuyan başkaları da ciddiye almıyordur. Ama kitabı okuma zahmetine katlanmayan, öteden beri okuma alışkanlığı olmayan, dedi kodu ve polemiklerle idare eden, rivayetlere kulak kabartan insanların sayısı da ne yazık ki az değil. Bu da ülkemizin, toplumumuzun bir gerçeği. Sağda solda söylenenlere inanan, en azından bunlardan etkilenen iyi niyetli insanlar da var. Öyle olunca, kitabımla ilgili dile getirilen bazı iddialar üzerinde durmak istiyorum.

Bunlardan biri, anılarımda eski çalışma arkadaşlarımı kötü gösterdiğim, “tembel, hırsız, katil, işe yaramaz” filan dediğim, kendilerine hakaret ettiğim tarzındaki iddia.

Öncelikle şunu açığa kavuşturalım: “eski çalışma arkadaşlarım”la kastedilenler kimlerdir? Bir dönem örgütte çalışıp ayrılmış olanlar mı? Yoksa genel sekreter olduğum dönemde birlikte çalıştığım herkes mi? Çünkü yurt içi bir yana, yurt dışında bile yüzlerce arkadaşım, dostum var. Daha şu son aylarda çeşitli ülkelerde düzenlediğim ve hem “Açılım” sürecini değerlendirdiğim, hem de kitaplarımı izmaladığım toplantılara toplam olarak binlerce insan katıldı.

Ama ister şu 30 yıllık genel sekreterliğim boyunca kısa ya da uzun dönem birlikte çalıştıklarım olsun, isterse örgütten hiç ayrılmamış olup bugün de hâlâ arkadaşım olanlar olsun,  yani eskisi ve yenisiyle çalışma arkadaşlarımı toptan kötülediğim, suçladığım tarzındaki iddialar tümüyle zırvadır, gerçekle bir ilgisi yoktur. Öyle olsa bunca sevenim dostum olur mu, toplantılarıma bunca insan katılır mı?

Arkadaşlarıma, hakaret etmediğimi, etmeyeceğimi, onlar için kötü sözler kullanmayacağımı, onlarla her zaman yoldaşlığa yakışır demokratik ilişkiler içinde olduğumu bu örgütte ve örgüt dışında beni yakından tanıyan herkes bilir. Aslında bana bu suçlamaları yöneltenlerin kendileri de bilir. Sorun çıkarıp giden ve örgüte ciddi zararlar veren bazılarını ise, sert biçimde eleştirmiş olsam da, onlar için bile hiçbir yerde “katil” ya da “hırsız” biçiminde bir tabir kullanmadım. Ama içlerinde, demokratik tartışma ve eleştiri yerine örgütten ayrılanları hemen infaz etmek isteyen vardı, parti parasını kötüye kullanan vardı vb... Zaten yollarımız bu nedenle ayrıldı. Bunu dile getirmek “eski arkadaşlarıma hakaret” midir?

Bana bu haksız ve insafsızca suçlamayı yöneltenler, eğer yoldaşlarına hakaret eden türden  “liderler” arıyorlarsa başka yana baksınlar; onları karşısına dizip küfrün ve hakaretin binbir türlüsünü, hem de TV ekranlarında, binlerce seyircinin önünde yağdıranları görsünler... Ama onlar, ne yazık ki bunu yapacak kadar dürüst ve cesur değiller.

Bazıları bundan da öte, beni diktatörlükle suçlayacak kadar küçüldüler. Ne demeli, sevgili okurlar, dilin kemiği yok. Ama varsın söylesinler! Söylemek kolay, bir de inanacak kadar avanak birilerini bulmak gerekir...

Arkadaşlarımla ilgili elbet çetele tutmadım, parti üyelerinin tek tek sevap ve günahlarının dökümünü yapmadım. Ama yeri geldikçe arkadaşlarımın olumlu katkılarından, niteliklerinden söz ettiğim gibi, bazı durumlarda da yanlışlarına, yarattıkları sorunlara değindim. Bunlar daha çok da merkez komitesinde olup ön planda görev yapan, hem katkıları, hem de yanlışları örgüt bakımından önem taşıyan kişilerdi. Bunu yapmak doğal değil mi?

Örneğin bazılarına tembel dediğim doğru. Tembel, görevden kaçan, yapabileceklerini yapmayan MK üyeleri oldu ve ben bunları örnekleriyle anlattım. Bunları yazmak ayıp mı oldu?

Bunun gibi, eline yetki ve olanaklar geçince yozlaşan, bu olanağı halka hizmet için kullanacağına, kendi çıkarına kullanan kişilere de rastladım. Bunları uyardık ve yanlıştan dönderemeyince örgütle ilişkilerini kestik. Anılarımda bunun da örneği var. Bunu yazmasa mı idim?

Hem devrimci geçinip, büyük iddialarla ortaya çıkıp ardından böylesine yoz  tavırlar göstermek hoş görülebilir mi? Biz Kürt yurtseverleri ve sosyalistleri, bu tür durumlarda ilkeli davranmazsak, sözümüz ve eylemimiz birbirine uymazsa, halka nasıl güven verebiliriz?..

Bir başka MK üyesi, örgüt politikasına aykırı biçimde, siyasal çalışmada şiddet yöntemlerini öne almaya çabaladı ve yol açtığı bazı eylemlerle de örgütümüze zarar verdi. Onun bu tutumu ciddi sorunlara yol açtı. Kendisini yanlıştan dönderemeyince yollarımız ayrıldı. Anılarımda buna yer vermem, sorunun nedenlerini göstermem yanlış mıdır? “Eski arkadaşlarıma haksızlık ve onları karalamak” mıdır?

Bir başka yerde, sosyalist bir ülkenin parti akademisine gönderdiğimiz kişilerden verim alamadığımızı, bunların dönüşlerinde yarattıkları sorunlarla kısa süre sonra partimizden ayrıldıklarını anlatıyorum. Kıssadan hisse olarak da iyi devrimcilerin parti akademilerinde değil, mücadelenin içinde yetişeceğini söylüyorum. Bunu yazmak da mı gereksizdi?

Sevgili okurlar, verdiğim örneklerde görüldüğü üzere, parti hayatı bakımından önem taşıyan sorunlardan, tipik, ibret alınacak olaylardan söz etmişim. Bundan amacım ise insanları kötülemek değil, geçmişteki olaylara ışık tutmaktır, yaşananlardan geleceğe yönelik dersler çıkarmaktır. Bazı eski arkadaşlarımın öfkeleneceğini bilsem de bunu yapmayı bir görev bildim. Bunu yapmasam, suya sabuna dokunmasam, anılar anı olmazdı.

Ama çalışkan, dürüst arkadaşlarımla ilgili olarak, onlar, şu veya bu nedenle örgütten ayrılıp gitmiş olsalar bile, yazdığım övgü dolu belirlemeler de ortada. Hatta, sorun yaratıp, örgüte zarar verip giden kişilerin bile katkılarını, olumlu yanlarını dile getirdim. İyi niyetli, vicdanlı her okuyucu bunu fark edecektir. Bu iyi niyeti ve vicdanı olmayanlara ise söyleyecek sözüm yok zaten.

Elbet, bu eleştirilere hedef olan söz konusu eski arkadaşların veya onların yakınlarının canları sıkıldı. Bu sıkıntıyı anlıyorum. Ama yazdıklarımın gerçek olduğunu çok iyi bildikleri halde, hiç değilse ağırbaşlılıkla kabul edip susacaklarına öfkeyle kaleme sarıldılar. Onlarla birlikte bazı yakınları, arkadaşları, hemşehrileri de...

Anılarımda örgütümüz içinde yaşanan sorunların ötesinde, elbet Kürdistan ve Türkiye sahnesindeki başka örgütlerden ve uzun siyasal mücadele hayatım içinde yüz yüze geldiğimiz, muhatap olduğumuz insanlardan da söz ediyorum. Onlarla ilgili kısa da olsa değerlendirmeler yapmışım; yani övgü de yergi de var. Ama verdiğim ibret verici örnekler nedeniyle onlardan veya taraftarlarından da bana kızanlar oldu. Bazıları “Kürdistani” partileri kötü gösterdiğimi iddia ediyorlar.

Buyrun, buradan yakın!

TKP’yi, Dev-Yol’u, Maocu örgütleri eleştirince hoş, ama Kürt partilerini eleştirince kötü! Örneğin faşizme, sömürgeci rejime karşı bir an önce ortak bir program üzerinde bir araya gelip çalışacaklarına, kitleleri harekete geçireceklerine, yıllar yılı süren toplantılarla havanda su döven, sonunda da un ufak olup giden Kürt örgütlerinden söz etmemeli, onları eleştirmemeliydim...

Ya da tanınmış, örgütlerde yöneticilik yapan bazı Kürtlerin, Kürt hareketi hakkında bilgi vermek üzere polisle diyalog kurmuş olmalarını, veya kendi ayaklarıyla gidip teslim olarak bildiklerini sayıp dökmelerini (bunlar dava dosyalarına yansıdı, yani belgelidir) yazmış olmam... Böyle yapmakla “kadroları kötü göstermiş” oluyorum!..

Herhangi bir duvara tuğla ya da köşe taşı olamayan, habire örgüt değiştiren, girdiği her örgütü bıdı bıdılarla uğraştıran, örgüt kurup yaşatmayı değil, dağıtmayı meslek edinen; aşiretçilikten, mezhepçilikten, ulusal harekete, ordan sosyalizme varmışken, işlerin kötü gittiği dönemlerde yüzünü geriye dönüp mezhepçiliğe, yöreciliğe rücu eden “kadrolar”dan söz edince de ayıplanıyorum...

Yani söz konusu “kadrolar”ın böyle olması ayıp değil, kötü değil, benim onları deşifre etmem, eleştirmem ayıp ve kötü!

Baylar, gerçekten çok şaşkın durumdasınız, pusulayı şaşırmışsınız.

Suçlamalardan biri de kendimden çokça söz ettiğim ve sanki her şeyi ben yapmışım gibi gösterdiğim... Bunun birinci bölümü doğru, ikinci bölümü ise değil.

Kendimden çokça söz ettiğim doğru, ama bunu bir kusur gibi göstermeleri komik. Ya en çok kimden söz edecektim, anılarımı yazdığıma göre bu doğal değil mi?.. Bu arada emeğimden ve ürünlerimden söz etmişsem, ayıp mı? Tevazu adına utanıp onları gizlese miydim?

Elbet bu kitap, aynı zamanda bu anıların penceresinden belli bir tarihi döneme ışık tutuyor; ama doğrudan bir tarih kitabı değil. Kendimden söz edip etmemek eğer olgunluğun ve tevazunun bir ölçüsüyse, o zaman 1990 yılında basılan ve Kürt dili-edebiyatına ilişkin geniş bir bölümü de içeren “Kürdistan ve Kürtler” adlı tarih kitabıma baksınlar; orada, çağdaşlarım ve yaşça benden küçükler de dahil, pek çok  kişinin adını, ürünlerini sayıp dökmüşüm de kendi eserlerime değinmemişim bile.

Koro, yayımladığı ortak bildiri ile benim bir dönem TİP’te yer almamı da “Kürdistani”liğe aykırı buluyor! CHP, AP, DYP ve benzeri düzen partilerinde yıllarca politika yapmış, milletvekili, bakan olmuş “yurtsever”leri eleştirdiklerine tanık olmadığımız kişiler, bana karşı açtıkları kampanyada, 40-45 yıl önce bir sosyalist partide Türk yoldaşlarla birlikte çalışmış olmamı büyük bir günah ve kusur gibi gösteriyorlar!

Bu konuda geçmişte de zaman zaman yazdım. Ama belli ki bu baylar unutmuşlar. Onlara hatırlatırım: Bir dönem TİP içinde, Kürt ve Türk yoldaşlarla birlikte çalışmış olmayı onur sayıyorum. Bunun öyküsünü anılarımın 1. Cildi’nde uzun uzun yazdım. Daha sonra ise Kürdistan Sosyalist Partisi’nin kuruluşuna öncülük ettim. Hem TİP döneminde hem Kürdistan Sosyalist Partisi’ni kurduktan sonra bazı Kürt milliyetçileri bize soğuk baktılar. Sanki solcu olmak Kürtler için ayıpmış gibi. Ama 1970’li yıllarda sol hareket Kürdistan’da hızlı bir gelişme gösterince moda değişti ve bizi suçlayanlar solda görünmek için yarışır oldular, mevcut irili ufaklı örgütler bizi solladılar. “Biricik Proletarya Partisi” olan mı dersin, Marksizm-Leninizm ve Maoizm adına bizi reformizmle, revizyonizmle suçlayan mı dersin!.. Peki sonra ne oldu? SSCB ve Doğu Avrupa’da bir bütün olarak sosyalist sistem çökünce bu partilerin ve kişilerin sahnede kalabilenleri de yeniden eski mevzilerine döndüler ve sosyalizm kala kala yine bize kaldı! Ama ne ilginçtir ki şimdi de, kendilerini eleştirdiğimiz için bizi “Kürdi ve Kürdistani” olmamakla suçlayan söz konusu örgüt kalıntılarının arasında bizim bazı “eski yoldaşlarımız” da var... Bu da tarihin bir cilvesi!

“Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur!” diye bir söz vardır. (*) Tam bunlara göre...

Bana karşı söz konusu kampanyayı açan ve yayınladıkları çağrıda seviyesiz ve saldırgan bir dil ve üslup kullanan bu kişilerin istedikleri ne? Herhalde bütün pisliklerin üstünü örtmek... Can sıkıcı örnekleri görmezden gelmek, geçmişe bir sünger çekmek... Tüm olup bitenler konusunda üç maymunu oynamak...

Birinin gerçekleri yazması onları çileden çıkardı.

Bu anlayışla mı halkın davasına hizmet edilir? Bu anlayışla mı “Kürdistani” olunur?

Bazı yoldaşlarım, tanıdık ve dostlarım, bu kişilere hak ettikleri cevapları verdiler. Ben de eger uzun süre sustuktan sonra bunları yazma gereğini duydumsa böylelerini ikna için değil, -onların iflah olmayacağını biliyorum- ama kamuoyunu ve bu gürültüden belki kafası karışan bazı iyi niyetli insanları aydınlatmak içindir.

--------------------------------------------

(*) “Bina”: eski mekteplerde, “iptidai’nin birinci sınıfında, arapça öğrenimi için okunan bir kitap. Bu söz ise, bir türlü birinci sınıftan ikiye geçemeyenler içindir...

(Devam edecek.)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.