1. YAZARLAR

  2. Kemal BURKAY

  3. Anılarımın 2. Cildi ve Zeki Adsız’la ilgili tepkiler (3. Bölüm)
Kemal BURKAY

Kemal BURKAY

Kemal BURKAY
Yazarın Tüm Yazıları >

Anılarımın 2. Cildi ve Zeki Adsız’la ilgili tepkiler (3. Bölüm)

A+A-

Anılarımla ilgili önceki iki yazım, gelen eleştirilere topluca bir cevap niteliğinde idi. Bu yazımda ise kitabımda Zeki Adsız’la ilgili yazılanlar nedeniyle gelen tepkiler ve koparılan gürültü üzerinde durmak istiyorum. Bu tepkiler bir duygu sömürüsü biçimini aldığı için de cevap vermesi kaçınılmaz oldu.

Zeki Adsız’la ilgili olarak kitabımda yer alan bazı eleştiri ve değerlendirmelerin yakınları tarafından hoş karşılanmamasını anlıyorum. Ancak gerek onların, gerek fırsattan istifade eden başkalarının, tam bir kampanyaya dönüşen tepkilerindeki üslup oldukça ölçüsüz ve saldırgan. Hem yazdıklarımı çarpıtıyor ve söylenmemiş şeyleri söylenmiş gibi gösteriyor, hem de suskunluğumu istismar edip ölçüyü her gün biraz daha kaçırıyorlar. Bulanık suda balık avlayan kimi kişi ve çevreler de bundan yararlanmaya çalışıyor ve olayı körüklüyorlar.

Bir kere benim yazdıklarım, bazılarının demagojik ifadesiyle “ölünün arkasından konuşmak” değil. Zeki Adsız ölmüş olsa da bir siyasi kişilik ve bu nedenledir ki adı bugün de geçiyor. Onunla bir dönem, MK üyesi olarak birlikte çalıştık. Örgüt politikasına ters düştüğü, ciddi sorunlara yol açtığı için 1982 yılında örgütle bağları kesildi. Benim, o dönemi değerlendirirken  bu sorunlardan ve Adsız’ın yanlışlarından söz etmemden daha doğal ne olabilir. Siyaset adamları öldükten sonra artık onlara yalnızca övgü mü yağdırılır? Kusurlarından söz edilmez mi?

Kaldı ki kitabımda yazdıklarımı esas olarak Zeki’nin sağlığında, söz konusu sorun ve ayrışma yaşandığı zaman da, örneğin daha 1982 yılında yazdığım “Bozgunculara Şans Tanımayalım” adlı broşürde dile getirmiştim. Zeki de o dönem çıkardığı yayınlarda buna cevap vermişti.

Anılarımın 2. Cildi yayımlandıktan sonra eşinin, çocuklarının ve diğer bazı yakınlarının kitapta kullanılan “Zeki’nin lumpen bir geçmişi vardı” sözüne alındıklarını duydum. Zeki’nin dul eşi Şadiye Hanım bu duygularını telefonla Sidar arkadaşımıza da iletmişti. Elbet bu ifadeyi Zeki’ye hakaret için değil, ama onun şiddet eğiliminin kökenlerini açıklamak için kullandım. Kitap yayımlanıp da eşinin ve öteki yakınlarının bundan rahatsız olduklarını görünce, “keşke bu tabiri kullanmasaydım,” diye düşündüm. Bunu Sidar arkadaşa gönderdiğim mesajda dile getirdim ve Şadiye Hanım’a da iletebileceğini söyledim. Sidar’a gönderdiğim mesaj şöyleydi:

“Seninle konuştuktan sonra, Şadiye Hanım’a aşağıdaki notu göndermeyi yararlı buldum:

Onun ve çocuklarının, bu arada kardeşinin, anılarımda rahmetli Zeki ile ilgili olarak yazdığım bir sözden dolayı alınıp üzüldüklerini duyunca doğrusu ben de üzüldüm. Kimseyi üzmek gibi bir amacım yoktu. “Zeki’nin lumpen bir geçmişi vardı,” derken gençlik dönemini kast ediyorum ve bunu vurup kırma, kavgacılık, şiddete düşkünlük anlamında kullandım. Zaten siyasal tutumunda da şiddet eğilimini eleştirmişim.

Ama eşinin, çocuklarının bu nedenle üzüleceklerini bilsem söz konusu ifadeyi kullanmazdım. Şimdi de keşke yazmasaydım, diyorum.

Anılarımda, yaşanan sorunlar gibi,  Zeki’nin örgütsel çalışmadaki olumlu katkıları da var.

Şadiye Hanım’a bu notu ve selamlarımı iletebilirsin.

Kemal Burkay

30 Aralık 2009”

Ne var ki, bu nazikçe gönül alma davranışım, Şadiye Hanım’ı ve çocuklarını yatıştırmaya yetmedi. Herhalde sağın-solun da etkisiyle bana karşı bir kampanya başlattılar. Zeki’nin kızı Şervan Adsız, bana ve yayınevine gönderdiği ve kitabı dağıtımdan çekmemizi isteyen bir mektubu internet sitelerine de yansıttı. Bu mektupta benim Zeki’ye katil dediğim, kişiliğini çarpıttığım ileri sürülüyordu. Şervan Adsız’ın 22 Ocak 2010 tarihli mektubuna, 8 Şubat tarihinde yazdığım, ama basına yansıtma gereği görmediğim bir mektupla cevap verdim ve kendisini o dönemde yaşadıklarımızla ilgili olarak aydınlatmaya çalıştım. Ama söz konusu kampanya sürüp geldiği ve hertürlü sınır ve ölçüyü aşan bir saldırganlığa dönüştüğü için, şimdi kamuoyunu  da bu konuda bilgilendirmeyi gerekli buldum ve mektubu aşağıda yayımlıyorum:

“Sayın Şervan Adsız’a

22 Ocak 2010 tarihli mektubunuza cevaptır:

Bildiğiniz gibi 30 yıla yakın süre Kürdistan Sosyalist Partisi’nin Genel Sekreterliği’ni yaptım. Babanız Zeki Adsız da 1970’li yılların sonunda ve 1980’li yılların başında, 5-6 yıl kadar bir süre partimizin üyesi idi ve Merkez Komitesi üyeliği yaptı. Sonra parti içinde yaşanan sorunlar nedeniyle 1982 yılında yollarımız ayrıldı.

Anılarımın 2. Cildi’nde doğal olarak partide birlikte çalıştığım insanlardan ve yaşanan sorunlardan da söz etmişim. Bu nedenle babanızın adı da yer yer geçmektedir. Ancak iddia ettiğiniz gibi babanızın anısına bir hakaret veya  bir çarpıtma söz konusu değildir. Herkesle ilgili olduğu gibi onunla ilgili olarak da objektif davrandığım kanısındayım. Zeki Adsız’ın  katkılarının ve olumlu yanlarının yanı sıra kusurlarından ve yanlışlarından da söz ettim ve yaşanan sorunların nedenlerini açıkladım. Belli bir siyasi dönem ve yaşanan sorunlar değerlendirilirken bu da son derece doğaldır. Bu, hem kamuoyunun doğru bilgi edinmesi hem de gelecek kuşakların olan bitenden dersler çıkarması için gereklidir.

Anılarımda yazılanlar yaşanan olaylardır, kanıtları ve tanıkları vardır.

Mektubunuzda, babanızın biyografisinin kaba biçimde çarpıtıldığını, kötülendiğini ileri sürüyorsunuz. Oysa anılarımda babanızın yanlışlarının yanı sıra, olumlu yanları da objektif biçimde yansıtılmıştır. Örneğin, kitabın 90. sayfasında “Zeki çalışkan, cesur ve ilişki kurmakta başarılı bir arkadaştı,” deniyor. Amaç kötülemek olsa kendisinden böyle söz edilir mi?..

Kaldı ki Zeki Adsız’ın partiden ayrıldığı dönemde de bu konular karşılıklı olarak tartışıldı.  Biz 1982 yılında yazıp dağıttığımız “Bozgunculara Şans Tanımayalım” adlı broşürde Zeki Adsız’ın parti politikamıza ters düşen kusur ve yanlışlarını yazdık, özellikle de şiddeti esas alan çalışma anlayışını eleştirdik. Adsız, partiden ayrılanlara şiddet uygulanmasını öneriyordu. Bize rakip sol örgütlerle mücadelede de şiddet öneriyordu. “Biz de PKK gibi biraz silah patlatsak iyi olur,” diyordu. Kısacası, örgütümüzü teröre bulaştıracak bir çaba ve tutum içinde idi. Sorunları çözmekte şiddeti esas alan bu anlayış bazen kendi yoldaşlarıyla ilişkilerine de yansıyordu. Bir keresinde bir yoldaşıyla tartışırken onu tokatlamıştı.

Bu tutum örgütümüzde 1980 başlarında ciddi sorunlara yol açtı, bu nedenle konu Temmuz 1982’de yapılan Merkez Komitesi toplantısında tartışıldı, Zeki Adsız’ın tutumu mahkum edildi ve oybirliğiyle kendisinden özeleştiri istendi. Bunu yapmayınca da yine oybirliğiyle örgütten ihraç edildi.

Anılarımda Zeki Adsız’la ilgili olarak dile getirilen görüşlerin hemen hemen aynısı söz konusu “Bozgunculara Şans Tanımayalım” adlı broşürde de dile getirilmiş, o da bu eleştirilere kendi grubunun çıkardığı yayınlarda cevap vermişti. Yani bu görüşlerin dile getirilmesi ve böylesi bir tartışma yeni değil, babanızın sağlığında ve  28 yıl önce yaşandı, herhangi bir yargı sürecine de konu olmadı.

Anılarımın hiçbir yerinde babanıza “katil” demiş değilim. Gençliğinde bir kişiyi bıçaklaması ile ilgili olayı kendisi bana, tekrar tekrar ve övünerek anlatmıştı. (Bu nedenle birkaç yıl cezaevinde yattığını elbet bilirsiniz.) Bir insan hayatında, özellikle de gençlik döneminde böyle bir hata yapmış olsa bile, onu olgun sayılacak bir yaşta, hem de sorumlu bir siyasal konumda iken övünerek anlatması, takdir edersiniz ki pek de normal bir durum sayılmaz.

Şervan Hanım, bu tür olayların yazılmış olması belki sizi ve annenizi üzmüştür. Ama bunlar gerçek olaylar. Onları yazmaktan muradım ise birilerini üzmek değil, o dönemde yaşadığımız sorunlara açıklık kazandırmaktır. Öte yandan, eğer partimizde babanızın şiddeti esas alan yöntemleri geçerli olsaydı, başka insanlar ve toplum için çok daha acılı ve üzücü sonuçlar doğardı. Ben ve partimizin diğer yöneticileri ise, örgütün böylesine ağır bir yanlışa düşmesini engelledik ve eminim ki iyi bir iş yaptık. Anılarımda da anlattığım gibi, bizim iyi niyetli çabalarımız babanız Zeki Adsız’ı söz konusu yanlış tutumundan döndermeye ne yazık ki yetmedi, sonuçta da yollarımız ayrıldı.

Kitabımda babanızla ilgili olarak dile getirilen konularda siz veya başkası farklı düşünebilir ve görüşlerinizi yayın yoluyla duyurabilirsiniz; zaten bunu yapmaktasınız.

Bir tanıdığım, kitapta kullanılan bir tabirden dolayı annenizin ve çocuklarının üzüldüğünü iletince, “Onları üzmek istemezdim, keşke bu tabiri kullanmasaydım”, dedim, bununla da kalmayıp annenize bir not halinde ilettim. Bu, kullandığım ifade haksız ve yersiz olduğu için değil, salt bir yanlış anlamayı düzeltmeye yönelik insani bir tavırdı.  Bunu özür dileme biçiminde yorumlamış ve kamuoyuna da böyle yansıtmışsınız. Yanlış yaptığıma inansam elbet özür de dilerim ve bu hiç ayıp değil. Ancak özür dileyecek herhangi bir haksızlık yaptığım kanısında değilim.

Sonuç olarak “Anılar ve Belgeler, Cilt 2” adlı kitabımda babanızın kişilik haklarına ve bu arada sizin haklarınıza bir saldırı söz konusu değildir. Bu nedenle kitabın yayından men edilmesini istemenin haklı hiçbir yanı yoktur. İddialarınız ve talepleriniz yersizdir.

Bilginize sunulur.

Kemal Burkay

8 Şubat 2010”

                      *   *   *

Sevgili okurlar,

Elbet bu konuda söylenip yazılabilecek daha çok şey var. Kitabımda dile getirdiklerimi kanıtlayan belgeler, bizzat Zeki Adsız’ın o dönemde yazdığı yazılar var. (Örneğin 1981 tarihli bir yazı, yine 1982 tarihli  ve “Zorunlu Bir Açıklama” adını taşıyan diğer bir yazı ve K. Saleh adıyla yazılan “TKSPde Oportünizm ve Bir Eleştiri Üzerine” başlıklı bir kitap var. Bunlar mutlaka kendi ailesinin ve arkadaşlarının arşivinde de bulunur.

Zeki Adsız’la ilgili olarak bana karşı kampanya açanlar, yukardaki belgelerin yanı sıra, Adsız’ın bizden ayrıldıktan sonra Lübnan’da açtığı kampta yaşananlara dair, bu kampta yer alan iki kişinin “Baran” ve “Aryan” kod adlarıyla yazıp yayımladıkları, Ağustos 1989 tarihli ortak açıklamaya baksınlar. Bu açıklamada okuyanın ağzını açık bırakacak şeyler var. O zaman belki de bana karşı kopardıkları gürültü nedeniyle biraz utanırlar... Bazıları çok unutkan olsa ve geçmişi hatırlamak istemese bile, kamuoyuna yönelik bu açıklama, bende olduğu gibi, herhalde Z. Adsız’ın kendi arşivinde ve arkadaşlarında da vardır...

Bugün Zeki Adsız’la ilgili olarak bir bardak suda fırtına koparanlar, buna kulak ve destek verenler, asıl Partimizin içinde yaşanan söz konusu sorun ve onun yol açtığı tartışmayla ilgili olarak tarafların tutumunun ne derece doğru veya yanlış olduğu üzerinde düşünsünler ve şu sorulara cevap versinler:

Örgütten ayrılanlara karşı şiddet kullanmak doğru mudur? Başka sol ve yurtsever örgütlerle görüş ayrılığı ve tartışma olduğunda şiddete başvurmak doğru bir tavır mıdır? 12 Eylül öncesi Türkiye solunda ve bazı Kürt örgütlerinde görülen türden bireysel terör eylemleri devrimci ve yurtsever harekete yarar mı yoksa zarar mı vermiştir?

Partimizin bu konudaki politikası başından beri netti. Örgüt içinde demokratik tartışma ve karar alma anlayışı her zaman geçerli oldu. Yanlış yapanları ise, yanlışlarından vazgeçiremeyince ve başka çözüm yolu kalmayınca örgütümüzden dışladık. Eğer ben ve merkez komitemizin çoğunluğu bu tür eğilimleri engellemeseydik, belki de Mehdi dahil, örgütümüzden ayrılan ve bu gün yazdıklarımdan dolayı bana öfkelenen bazıları çoktan yaşamıyor olacaktı. Bunu bilen çokları hâlâ sağdır ve Mehdi’nin kendisi de bunlar arasındadır.

Diğer sol ve yurtsever örgütlere karşı da şiddeti yöntem olarak reddettik. Bu yüzden rejimin Kürt örgütleri arasında çatışma yaratma planlarını, en azından kendimizle ilgili olarak boşa çıkardık, şiddet ve kardeş kavgası sarmalına düşmedik.

(Devam Edecek)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.