1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Anadilde eğitimin önemi
Anadilde eğitimin önemi

Anadilde eğitimin önemi

A+A-

Bu satırların sahibi Zeri İnanç.. İnanç, tamamen yaşam deneyimleri ve gündelik ilişkilere dayanarak Radikal"deki "Türkiye"de Kürtçe" adlı yazısında anadilde eğitimin önemini ve Kürtlerin derin çaresizliğini şöyle anlatıyor:

"KÜRTÇE EBEVEYN DİLİ OLDU" 

Anneannem kendisiyle Türkçe konuşulduğunda Kürtçe cevap verir. Türkçe, zamanla anlamaya başladığı bir dil. Anlar ama cevap veremez. Türkçe"yi sonradan, duyarak öğrenmiş ve günlük ilişkilerinde kullanmayan Kürtler, uzun süre Türkçe konuşmak durumunda kaldıklarında “zimanê min qerimî” (dilim katılaştı/uyuştu) derler.
Türkçe"yi okula başlayınca öğrenen Kürtler, Kürtçe bildiklerini söylerler; okul öncesi dönemde dinledikleri masallar, ninniler, ağıtlar, tekerlemeler Kürtçe"dir ama eğitim süreciyle birlikte Kürtçe ile ilişkileri zayıflamıştır ve çocuklarıyla Türkçe iletişim kurarlar. Bu ailelerin çocukları Kürtçe"yi anlar ama konuşamazlar; onlar için Kürtçe “ebeveyn dili”dir.

"DİLLERİ NE KÜRTÇE NE TÜRKÇE"

Eğitimle gelen dil değişikliği, çocuk için zor bir süreçtir; dil ve düşünce sistematiğinde köklü bir değişim gerektirir. İlkokula başladığımda, herhangi bir konuda Türkçe konuşmaya çalıştığımda, beynime akın eden, dilimin ucuna kadar gelen Kürtçe kelimeleri yutup panikle, yoğun bir yetersizlik duygusuyla, Türkçe karşılıklarını bulmaya çalıştığımı, bütün çabalarıma rağmen zaman zaman ağzımdan Kürtçe kelimeler çıktığını hatırlıyorum.
Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları şehirlerde ve Türkiye metropollerinde, zorunlu göçle oluşan varoşlarda yoksulluk ve itilmişlik duygusu içinde büyüyen çocuklar Türkçe ve Kürtçe kelimelerden oluşan bir dil konuşuyorlar. Sekiz yıllık ilköğretimi tamamlayabilme olasılıkları çok zayıf olan bu çocukların dili ne Türkçe"dir ne de Kürtçe. Ne Türkçe bildiklerini söylemek mümkündür ne de Kürtçe...

"YURTDIŞINDAKİLER HEM ANNE BABASININ DİLİNİ ÖĞRENİYOR"

Kürtçe konuşamayan çocukların Türkçe konuşamayan ebeveynleri olabiliyor. Bu durumda iki taraf da anlayıp konuşamadığı dile kendi bildiği dille cevap veriyor. Anne-baba ve çocukların farklı dil konuşmaları, karşılıklı olarak bir kültürel ayrışmayı ve yabancılaşmayı beraberinde getiriyor. Türkiye"de, anadili Türkçe bir kadının/erkeğin, anadili Kürtçe bir erkekle/kadınla evliliğinden doğan çocuklar sadece Türkçe öğreniyorlar.
Avrupa ülkelerinde ya da başka ülkelerde yaşayan, yaşadığı ülkeden bir kadınla/erkekle evli Kürtlerin çocukları, hem Kürtçe hem de annenin/babanın dilini öğreniyorlar.

"ÇOCUKLARIN BÜYÜKLERİNİN DİLİNİ BİLMİYOR, YABANCILAŞIYOR"

Türkiye"de, Kürtçe konuşan bir anne ya da babanın yanı sıra çocuğun Kürtçe bilen büyükanne, büyükbaba, hala, teyze, amca, dayı ile büyüme olanağı bir Avrupa ülkesine göre daha fazla olsa da ninesinin, dedesinin dilini bilmeyen, onlarla iletişim kuramayan çocuklar yetişiyor.
İki yıl önce, Diyarbakır"da, bir annenin Almanya"da yaşayan oğlu ve beş yaşındaki torunuyla telefon görüşmesine tanık oldum. Babaanne, biraz şaşkın biraz hoşnut, Kürtçe iletişim kurduğu tek torunuyla konuşuyordu. Görüşme bitince açıklama yapma gereği duydu: “Buradaki torunlarım Kürtçe bilmiyor, o da Türkçe bilmiyor.” Almanya"da büyüyen annesi Alman, beş yaşındaki çocuk, Diyarbakır"daki kuzenleriyle iletişim kuramıyordu. Öte yandan, son yıllarda entelektüel kesimde, sadece günlük iletişimde değil tarih, edebiyat, siyaset, sosyoloji vb. pek çok alanda ısrarla Kürtçe konuşma çabası dikkat çekiyor.

"EĞİTİM DEĞİLSE, ÖZGÜRCE KULLANILMIYORSA, İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DE YOK"

Kürtlerin Kürtçe ile ilişkisi farklılıklar gösteriyor. Eğitim dili olmayan bir dilin tam ve doğru kullanılması mümkün olmadığı için, dillerini özgürce kullanamadıkları için Kürtlerin önemli bir kesimi kendi dilinde okuyup yazamıyor. Türkiye"de, Cumhuriyet döneminde, Kürtçe hiçbir zaman eğitim dili olmadı. Kürtlerin, Kürtçe diye bir dilin varlığı inkâr edildi. Bugün, Kürt sorunundan, Kürtlere tanınması gereken haklardan, Kürtçe"den, Kürtçe televizyon yayınlarından, Kürtçe kurslardan, Kürtçe eğitimden söz ediliyor olsa da Kürtlerin çeşitli düzeylerde ortaya koydukları dil talepleri, tepkilerle, yasal engellemelerle karşılaşmaya devam ediyor. Kürtler, siyasi parti toplantılarında Kürtçe konuşma yaptıkları için, Kürtçe harflerin kullanıldığı afiş, pankart, davetiye vs. bastırdıkları için, mahkemelerde Kürtçe savunma yaptıkları için, Kürtçe basım-yayım faaliyetlerinde bulundukları için, yerel yönetimlerde Kürtçe kullanımı konusunda girişimlerde bulundukları için haklarında davalar açılıyor, yargılanıyorlar.

"KÜRTÇEYLE DOĞAN KIZ ÇOCUĞUNA SUNULAN EĞİTİM İRDELENMİYOR"

Son yıllarda, çeşitli eğitim kampanyalarıyla Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerdeki kız çocukları, küçük yaşlarda ailelerinden alınıp yatılı ilköğretim bölge okullarına yerleştiriliyor. Türkçe bilmeyen kız çocuklarına sunulan bu olanağın ne kadar önemli olduğu sık sık vurgulanıyor. Bu çocukların hangi dili konuştuğundan hiç söz edilmese de aslında Kürtçe konuştukları herkesçe biliniyor ve bu tür bir eğitim, sivil toplum örgütleri, medya, üniversiteler ve kamuoyu tarafından açıkça benimseniyor, destekleniyor.

"DİL İNSAN HAKKI, KİŞİLİK GELİŞİMİNDE ÖNEMLİ, FARKLI OLANA TAHAMMÜL İÇİN GEREKLİ"

Uluslararası hukukun bir insan hakkı olarak gördüğü eğitim hakkının amacı, insan kişiliğinin tam gelişimini ve insan hakları ve temel özgürlüklerin güçlendirilmesini sağlamasıdır. Dilinden uzaklaştıran, kültürüne yabancılaştıran, sormayan, sorgulamayan insanlar yetiştiren bir eğitim, “farklı” olana karşı toplumsal önyargıların gelişmesine, ayrımcı davranan veya ayrımcı uygulamalara karşı çıkmayan, hatta destek olan antidemokratik bir toplumsal yapıya zemin hazırlıyor. Yasal, hukuksal engellerin ötesinde, genel kabul gören bu tür bir toplumsal algıdan söz etmek mümkündür. “Kürtlerin kendi dillerini öğrenmeye, kendi dillerinde öğrenim görmeye hakkı var; Türkçe öğrensinler ama Kürtçe ile ilişkilerini koparmayalım” düşüncesinde olan ve bunu ifade eden çok azdır.

"REFORMLAR ULUSLARARASI STANDARTLARI KARŞILAMIYOR"


AB adaylık sürecinde gerçekleştirilen reformlar, dil haklarına ilişkin uluslararası standartları ve AB"nin bu çerçevede Türkiye"den beklentilerini karşılamaktan uzaktır. Uluslararası hukukun eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkelerinin, toplumun bütünü için sağlanabilmesinin vazgeçilmez koşulu ifade özgürlüğüdür. Bu da ancak, toplumun bütün kesimlerinin, kimliklerinin ayırt edici özelliklerini, dinlerini, dillerini, kültürel değerlerini özgürce yaşayabilmeleri, düşüncelerini özgürce ifade edebilmeleri ve bundan dolayı herhangi bir baskıyla karşılaşmamalarıyla mümkündür.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.