1. YAZARLAR

  2. Davut Hoca

  3. AN BE AN HER AN KUR’AN
Davut Hoca

Davut Hoca

Yazarın Tüm Yazıları >

AN BE AN HER AN KUR’AN

A+A-

 

 

Yeryüzü yaşlandıkça Kur’an’ın genç kaldığını artık kendimizden biliyoruz. İnsan yaşlandıkça aslında tüm hayatın Kur’an üzerine kurulu olduğunu, hayatın tüm seyrinin Kur’an’a yakınlaşma ve Kur’an’dan uzaklaşma olarak özetlenebilineceği müşahede edebiliyor.

 

Hayatın tüm anlam ve değerinin, Kuran merkezli düşünmek gerektiği, tüm olumlu ve olumsuz yaşanmışlıkların Kur’an odaklı değerlendirmek gerektiği apaçık ortaya çıkıyor.

Hayatın odağında Kur’an vardır. Hayatı ister birey, fert bazında düşünün, ister devlet, toplum bazında, hiç fark etmez. Hayatın tüm alanlarında, tüm boyutlarında Kur’an endeksli bir yaklaşım gerekir. Yeryüzünde mevcut bütün yaşanmışlıklarda Kur’an dışında bir ölçüt, rehber asla kabul edilebilir, sağlıklı, sağlam, doğru bir tercih değildir. Çünkü birey, toplum, devlet bazında gerçek yol gösterici ancak ve ancak Kur’an’dır.

Biz, Ümmet olarak yaşamakla mükellef kılındığımız Kur’an’ı anladığımız ve yaşadığımız ölçüde hayatımızın niteliğinin değiştiğini, bireysel yaşantımızda da bu bağlılıkla takvaya sahip olabileceğimiz ortada. Yine Kur’an’ın kendisinin izah ettiği geçmiş ümmetlerin hayatlarında da bu tek ve gerçek doğrudan sapıldığı zaman nelerin yaşandığı kayıt altındadır. Bizler, Rabbimizin Dünya arenasına en son gönderdiği ve Ümmeti olarak şerefyab eylediği Ümmeti Muhammed olarak elimizdeki bu eşsiz ve benzersiz mucizeye, yol göstericiye, rahmet kaynağına, tek kurtuluş yoluna bağlı olmalı, bu şansı kendi ellerimizle tepmemeliyiz.

Yine bir Ramazan Ayı, yine rahmet ve mağfiret ayı, Kur’an Ayı. Kur’an’ın parlak nurunun zirvede olduğu ay. Kur’an ikliminin her Mü’mini en derinden saran ay. Kur’an’ın kurtuluş ve rahmet pınarının en gür olduğu, affın ve hidayetin, temizlenmenin, arınmanın hazzının en çok hissedildiği ay. Yerin ve göğün, ins ve cinnin, dağın ve taşın, suyun ve havanın benzersiz bir rahmet atmosferini iliklerine kadar yaşadığı ay. İnsanın varlık sebebi olan kulluk vazifesinin tanımlandığı, kendisine koşana benzersiz müjdelerinin verildiği, geçmiş ümmet ve peygamberlerin serencamının anlatıldığı, iyilerin övüldüğü, kötülerin yerildiği, nice Salih kulların şereflendirildiği, cennetin göz kamaştırıcı harikuladeliklerinin tasvir edildiği, cehennemin o korkunç ateşinin fokurtusu ve azabının gözler önüne serildiği, Yüce ve eşsiz Rab kelamı Kur’an’ın doğduğu Ay.

Hidayet Rehberimiz Kur’an, yaşanmak için gönderilmiştir biz kullara. Eğer bizler bu Rehberi kendimize hayatımızın merkezi edinirsek, onu kendimize yol, yöntem, kanun, klavuz edinirsek, fert ve toplum bazında asla hüsrana uğramayız, yolumuzdan sapmayız. Kur’an’ı anlayıp yaşama hususunda çok kararlı, titiz, gayretli olmak zorundayız. Kur’an gündemimizi almalı, gündemimizi yapay, sanal, sığ ve malayani meseleler işgal etmemeli. Kur’an’a emek vermeli, mesai harcamalı, masraf etmeli, zaman harcamalı, kafa yormalı, tedrisatını görmeli tüm hayatımızı ona hasretmeliyiz. Çoluğu çocuğuyla, genci yaşlısıyla, erkeği kadınıyla toplumun her kesiminde Kur’an’ın izi olmalı, tesiri olmalı, gölgesi olmalı.

Kur’an biz Muhammed Ümmetine anlaşılmak, yaşanmak için indirilmiştir. Kur’an biz kullara onun vasıtasıyla para kazanmak, rant elde etmek, semizleşmek, şöhret kazanmak, zaman geçirmek, eğlenmek, nağmeleriyle sarhoş olmak için inmemiştir. Kur’an, ayetleriyle yeri göğü inletmek için değil, haşyetiyle yürekleri inletmek için gelmiştir. Kur’an, bir melodi

değil, bir ezgi değil, bir şarkı değil, bir hidayet çağrısıdır. Kur’an, çıldırmış, kudurmuş, köpürmüş insan ruhuna nisan yağmuru misali, bahar meltemi misali, bir serinlik, esenlik, ferahlık ve huzur kaynağı olarak indi. Kur’an; yüreklere, gönüllere, zihinlere, sinelere indi.

Kur’an’ın ilk muhatabı, ilk öğrencisi, ilk müdavimi tabi ki Resulü Ekrem(sav)’dir. Kur’an’ın, ümmetine yaşanması için gönderilen Resulü Ekrem(sav), Kur’an’ın yeryüzündeki ilk uygulayıcısı olması hasebiyle biz Ümmetine de bu konuda kendi yaşantısıyla bu Yüce Kelamın uygulamadaki rol modelidir. Yüce Kelamın pratik yaşama aktarılmasında, hükümlerinin yaşamın tüm boyutlarında sergilenmesinde bizim için vazgeçilmez bir örnektir. Hayatı tamamlayan iki büyük unsurdur Kur’an ve Sünnet. Her ikisi de birbirini tamamlayan, birbirini doğrulayan iki yaşam pınarıdır. Biri Yüce Yaranın mucizevi kelamı, diğeri bunu pratiğe döken beşerin efendisinin yaşantısı.

Yaradan, bizden Yüce Kelamını öğrenmemizi, yaşamamızı, şeksiz şüphesiz benimsememizi, onun nuru ve irşadıyla huzura ve selamete kavuşmamızı istiyor. Yaradan, biz kullarından Kur’an’ı hayatımıza mihenk taşı etmemizi, gündemde tutmamızı, ondan uzaklaşmamamızı, onun şefaatine ermemiz için gayret etmemizi istiyor. Yüce Yaradan, kurtuluşun, selametin, huzurun tek kaynağı olarak Yüce Kelamı işaret etmektedir. Huzur ve güvenin tek adresi olarak Kur’an’ı Kerim’i göstermektedir. Bizler son ümmet zincirinin son halkasını oluşturan, ahir zamanı yaşayan insanların tek kurtuluş reçetesi Kur’an’dır. Kur’an’ın feyz ve bereketinden istifade etmenin, onun hidayet çeşmesinden kana kana içmenin yollarını aramak, arayış içinde olmak, bu aşk ve şevk yolunun yolcusu olmak gerek. Bu yolda yapabileceklerimiz hususunda gayretli olmak gerek.

Kur’an ayı olması hasebiyle Kur’an’ın rahmet pınarlarından sızan birkaç damla ile de olsa bahsetmekte fayda vardır. İnsanın şeytandan muhafazacısı üçtür: Kur’an okumak, Rabbi Teâlâ’yı zikretmek, camiye devam etmektir. Hz. Ali(ra); Kur’an okumak, oruç tutmak, misvak kullanmak hafızayı arttırır, buyurmuştur. Kur’an’ı güzel okuyup amel edenin anne babasına kıyamette nurdan taç giydirilir. Uhut muharebesi şehitleri arasında Kur’an’ı daha çok öğrenmiş olanın kabre daha önce konmasını Resulü Ekrem(sav) emir buyurmuştur. Hz. Peygamber(sav); bir kavim gelecek, bunlar Kur’an’la para isterler, bunlara vermeyiniz, buyurmuştur. Hz. Peygamber(sav); Kur’an okumak veya dinlemekte ağlayınız! Ağlayamazsanız ağlar gibi müteessir olunuz, buyurmuştur. Kur’an yolu olan ağzı fena kokudan yıkamakla, günahların manevi kokularından istiğfar etmek ile temizlemelidir. Peygamber aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyurdular ki, “Birisi öldüğünde akrabaları cenaze işleriyle meşgul iken, son derece güzel bir kişi gelir mevtanın başına yanında durur. Kefenlendiğinde kefen ile merhumun göğsü arasına girer. Definden sonra herkes evine döner. Münker ve Nekir adlı iki özel melek gelir, öleni kişisel mahremiyet içerisinde imanı hakkında sorgulayabilmek üzere göğsünde duran güzel kişiyi ayırmaya çalışır.” Güzel kişi der ki; -“O benim refakatim. O benim dostumdur, hiçbir şekilde Onu yalnız bırakmam. Eğer siz sorgulama için görevlendirildiyseniz, görevinizi yapınız. Onun cennete girmesini kabul ettirinceye kadar terk edemem.” der. Sonra ölmüş arkadaşına döner der ki; “Ben, bazen yüksek sesle bazen de kısık sesle okuduğun Kur’an’ım.

Endişe etme, Münker ve Nekirin sorgusundan sonra üzüntü duymayacaksın.” der. Sorgulama bitince o güzel suretli kişi mevta için Meleul A’lâdan (semadaki meleklerden) misk kokusuyla bezenmiş bir döşek hazırlar.”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum