1. YAZARLAR

  2. Cengiz ÇANDAR

  3. Amerikan 'Predator'unu bırak, Türk 'Heron'una bak
Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR
Yazarın Tüm Yazıları >

Amerikan 'Predator'unu bırak, Türk 'Heron'una bak

A+A-

Wall Street Journal’ın ‘Roboski katliamı’yla ilgili haberini Genelkurmay yalanladı. Kime inanacağız, Amerikan Savunma Bakanlığı’nın kaynaklarına dayanılarak ortaya atılan ‘bilgilere’ mi yoksa kendi Genelkurmayımızın ‘yalanlaması’na mı? 
WSJ, finans ve siyaset dünyasında önemli ağırlığı bulunan bir gazetedir ve haberlerinin yalanlandığı ya da yalanlamaya müsait haber yaptığı pek duyulmamıştır. 
Bu, elbette, “WSJ asla yanılmaz” gibisinden bir sonuca götürmemelidir. Yanılabilir. Ama haberlerinde doğruluk payı ihtimalinin çok güçlü olduğuna dair haklı bir algı oluşturmuştur. 
Türkiye’de ise yönetim ‘şeffaf’ hiç olmadı; en önemli çağdaş demokrasi ilkesi sayılan ‘accountability’ yani yöneticilerin ‘hesap verirliği’ Türkiye’nin pek tanışık olduğu bir kavram da uygulama da değil. 
Yakın geçmişin darbe girişimlerine ilişkin soruşturmalar, ‘hesap verirlik’ ilkesinin uygulamasından ziyade, kötü yazılmış iddianameler, çürük ve çelişkili suç isnatları gibi ‘hesap sorma’ davaları haline dönüştü. 
‘Accountability’ yani ‘hesap verirlik’le bir dönemin yöneticilerinden bir dönem sonraki yönetimin ‘hesap sorması’ arasında doğru ve meşru bir ilişki bulunmuyor. 
Genelkurmay’ın WSJ haberini yalanlaması, ‘yalanlamalar’ konusunda inandırıcı bir sicile sahip olmamasından kaynaklanmıyor. Yalanlamanın kendisi inandırıcı değil. Yani, zaaf, bizzat yalanlamanın kendisinden kaynaklanıyor. 
Açıklamada şöyle denildi: 
“Bazı basın yayın organlarında, bir yabancı gazeteye dayanarak verilen haberlerde, 28 Aralık 2011 tarihinde Uludere güneyinde sınır ötesinde meydana gelen olayda, ilk görüntünün ABD insansız hava aracından (Predator) verildiği iddia edilmektedir. 
Haber gerçeği yansıtmamaktadır. Olayda grubun ilk görüntü tespiti Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait insansız hava aracı tarafından yapılmıştır. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgiler olayı inceleyen makamlara gönderilmiştir.” 
Konunun can alıcı noktası, pisi pisine, hiç yere, üstelik F-16’lar kullanılarak bombardımanla öldürülen çocuk yaştaki vatandaşlarımıza ait ‘ilk görüntü tespiti’, TSK’ya ait insansız hava aracı tarafından mı, yoksa ABD’ye ait Predator adlı insansız hava aracı tarafından mı yapıldı? 
Tartışma konusu, tartışmanın özü bu mu? 
Amerikalılar diyor ki, “Predator tespiti üzerine sınırın Irak tarafından Türkiye’ye doğru ilerleyen bir konvoy hakkında Türk yetkilileri uyardık. Ancak, konvoydaki kişilerin PKK’lı olup olmadıkları hakkında bilgi vermedik. Predator’un daha fazla keşif yapmasını önerdik. Bu, konvoyun kimliğini tespite yardımcı olabilirdi. Ancak Türk subayları Predator’u başka bir yerde uçurmaya yönelttiler.” 
Genelkurmay’ın açıklamasında mutlaka değinmesi gereken, böyle bir durum oldu mu, olmadı mı? Mesele, “Konvoyu ilk önce bizim İHA mı, Predator mu tespit etti” sorusunun cevabını vermek değil. 
Diyelim ki, ‘ulusal’ İHA’mız tespit etti. Predator’dan önce ya da Predator hiç yok; Amerikalılar yalan söylüyor; peki bu, günahsız 34 kişinin F-16’lar tarafından yanlışlıkla hedef alındığını ve her birinin paramparça edildiği gerçeğini ortadan kaldırıyor mu? 
Ya PKK’lı sanıp, 34 çocuğu pisi pisine bombalattınız veya PKK’lı olup olmamalarını umursamadan bunu yaptınız. 
İkisi de birbirinden beter ihtimaller sonuç olarak. 
Aradan neredeyse yarım yıl geçti. Ne olduğu ya da olmadığını açık bir biçimde ortaya çıkartmak o kadar mı zor. 
Cenaze sahibi –ve Ak Parti seçmeni- Roboskili aileler, kendilerine verilen tazminatı da reddetmişlerdi, hatırlarsınız. Onların tek istediği, evlatlarının kanına giren, vücutlarını lime lime paramparça edecek şekilde bombardımanla kendilerinden alan sorumluların ortaya çıkartılması ve haklarında işlem yapılması. 
Bunun yapılması, gidenleri geri getirmeyecek ama kalanların ‘insan’ yerine konulduğu duygusunu bir nebze vermiş olacak. 
Bu bir türlü yapılamazken TSK’nın “Yalan. ABD İHA’sından önce bizim İHA’mız tespit etti” açıklaması, belki farkında değiller ama “ABD’nin verdiği istihbarat raporunu doğru değerlendiremediğimiz için insanlarımızın ölümüne yol açmadık; kendi istihbarat raporumuz üzerine onları öldürdük” demek oluyor. Bu anlama geliyor. 
Bu, ‘akıllı’ bir yalanlama değil. 
Sorun başka yerde; Türkiye’nin insanlarıyla birazcık ilişkisi olan, Türkiye’nin insanlarına birazcık duyarlı olan kim varsa, ‘Roboski katliamı’nın çok ama çok büyük bir ‘kırılma noktası’ olduğundan haberdardır. 
Aylardır, devlet adındaki aygıtın, kendi insanlarına karşı zalim bir duyarsızlık içine girdiği dikkati çekiyor. Sorun burada. Bu, ‘hata’dan farklı bir şey. Hata anlaşılır, en azından düzeltilmeye çalışılır. Oysa bu, bir yönetim biçimi halini almakta olduğu için en vahimi. 
Eğer, kendi halkınıza, kendi vatandaşınıza bu kadar duyarsızsanız; bu kadar zalimce görüntü veriyorsanız; Gazze’deki, Somali’deki mazlumlara, Suriye’de her gün gaddar bir rejim tarafından biçilen insanlara döktüğünüz gözyaşlarına kim inanır? 
Çoğunun yaşları 20’yi bulmamış bir kaçak kafilesinin F-16 bombardımanına uğraması, insanlara bir sürü soru sordurur: 
Dersim, nasıl bunca yıl sonra bu ülkenin ensesine nefesini üflüyorsa Uludere’nin Roboski Köyü de bir hayalet olarak bu ülkenin geleceğinde dolaşacak.

Önceki ve Sonraki Yazılar