1. YAZARLAR

  2. Davut Hoca

  3. ALTIN İŞÇİSİ
Davut Hoca

Davut Hoca

Yazarın Tüm Yazıları >

ALTIN İŞÇİSİ

A+A-

 

Her çocuk, annesinden sonra gözlerini ikinci bir mürebbi/mürebbiye ile hayata açar. Bu kişi, çocuğun gelecek yaşantısı üzerinde önemli izler bırakır. Hayatta unutulmayan şahsiyetlerdir bunlar. Her çocuk üzerinde büyük emekleri vardır. Şöyle bir geriye dönüp baktığımızda, tabiri caizse bize şekil veren, yol yordam öğreten, rota çizen bir öğretmeni anımsarız. Yaşam sanatının ustaları olan öğretmenler, toplumsal kader üzerinde çokça etkilidirler.

Şimdi artık dünyanın evrilip çevrildiği, halden hale girdiği, sersemleştirici bir hızla döndüğü zamanları yaşıyoruz. Şu hayatta artık duvarların olmadığı, sınırların tanınmadığı, haddin çoktan aşıldığı, çizginin taşırıldığı zamanları yaşıyoruz. Dünyanın küçücük bir kasaba haline geldiği, bir hapşırıktan herkesin anında hastalık kapabileceği, bir sineğin vızıltısından herkesin haberdar olabileceği, hiçbir ayıbın gizli kalmadığı, hemen herkesin yediğinden içtiğinden, gezdiğinden, gördüğünden dünya âlemin haberdar olabildiği, bünyede hiçbir his ve duygunun gizli kalmadığı, hiçbir mahremiyetin söz konusu olmadığı, yazılanların, çizilenlerin, konuşulanların uluorta yerde olduğu zamanları yaşıyoruz. Vaziyet böyle olunca özellikle çocuk ve gençlerin, eğitim-öğretim halkası içinde olan hemen herkesin yetiştirilmesi, eğitilmesi, öğretilmesi, sadece ve sadece bir öğretmenin eliyle olmuyor artık. Herkesin herkesi eğittiği, zehirlediği, değiştirdiği, dönüştürdüğü bir dünya var artık.

Bir zamanlar hemen herkesin sadece ve sadece bir tane öğretmeni vardı. Şimdi ise hemen her çocuğun yüzlerce öğretmeni var. İnternetin çektiği her yer ve zamanda, etkileşim an be an devam eder. Daha önce televizyon dizilerinin tahribatını şimdilerde artık telefonun yaptığı yıkımlar gölgede bırakır oldu. Neslin artık şu tehlikeli oyuncaklara karşı korunması, kalıcı ve yerinde tedbirlerin alınması, sınırlandırmaların getirilmesi elzemdir. Akıllı telefonlar değil akıllı nesiller lazım. Neslin aklını başından alan ve şimdi en az uyuşturucular kadar zararlı bir hale gelen bu bağımlılıkla mücadele zamanı geldi geçiyor bile. Şimdi çocuk ve gençlerimizin karıştığı birçok suç vakıalarında bu tehlikeli oyuncakların varlığını görmekteyiz.

Bir zamanlar öğretmenimizi gördüğümüzde köşe bucak saklanırdık. Ona karşı olan sonsuz saygımızdan dolayı onunla doğru düzgün konuşamazdık bile. Şimdi artık anne-babaların yetiştiremeyip sadece büyütebildikleri çocuklar, öğretmenin karşısında sorunlar yumağı birer faciaya dönüşebiliyorlar. Hal böyleyken öğretmen, ebeveynlerin açık bıraktıkları boşlukları da kapamak, daha çok uğraşmak, daha çok yıpranmak durumunda kalmaktalar. Çocuk ve gençlerimizin maddi ve manevi, fiziki ve ruhsal sayısız hastalıkları, rahatsızlıkları, sorunları var. Teknolojinin yaptığı tahribat, hazır gıdaların verdiği zarar, toplumsal olayların meydana getirdiği travmalar, parçalanmış ailelerin beraberinde getirdiği büyük ızdıraplar, tüm bunlar bir araya geldiğinde, öğretmenlerin, idarecilerin, rehberlik servislerinin aşamayacağı sorunlar haline gelmektedir. Manzara böyleyken, bu sorunların üstesinde gelebilecek donanımlı, sabırlı öğretmenler yetiştirmenin, deneyimli, ehliyetli idarecilerin atanmasının, alanında uzman, kendisini iyi yetiştirmiş rehberlik servislerinin varlığının gerekliliği ortada.

Dünya değişiyor, çocuklar, gençler başkalaşıyor. Bu değişim karşısında öğretmen yetiştirme politikalarında da köklü ve acil değişimler lazım. Şimdiki zamanda huzur ve güven ortamlarının seyrekleşmesi, mahalle kültürünün kaybolması nedeniyle çocuklarımızın yaşam alanları da ya daralıyor, ya da onları mekanikleştirecek şekilde dijitalleşiyor. Hal böyleyken eğitimcilerin de bu yönde yetiştirilmesi gerek. Artık çocukları bu ortamlardan koruyacak, onları bağımlı hale getirecek zararlı oyuncak ve alışkanlıklardan alıkoyacak etkinlik merkezli eğitim

anlayışı gerekli ve kaçınılmazdır. Bunun için de; en az bir enstrüman çalabilen, entelektüel, yabancı dil bilen, hayatı kitap üzerine temellenmiş, kendi kültür ve değerlerinin farkında olan, insanı merkeze alan, manevi duygulardan nasiplenmiş, eli her tür bilimsel deney ve buluşlara yatkın, gözü ve gönlü körelmemiş eğitimcilerin, aydınların yetiştirilmesi gerektir. Güçlü toplumlar, basiretli ebeveynler ve kabiliyetli öğretmenlerin sırtında yükselecektir.

Öğretimin gölgesine sığınmış bir eğitim, geleceğe, daha profesyonel yetişen suçluları, gelenek ve göreneklerinden, ananelerinden, özünden, mayasından uzaklaşmış, kopmuş, toplumu inşa değil imha edecek nesiller meydana getirir. Geçenlerde bir haberde okudum; genç bir bayan doktor, kendisine ‘kızım’ diye hitap eden yaşlı bir teyzeye, ‘bana kızım diyemezsin, bana doktor hanım diyeceksin’ diye karşı çıkıyor. Allah aşkına, yaşlı bir bayanı azarlayan, üstelik kendisi de bayan olan bu doktorun bu topluma verecek neyi vardır, toplumun hangi derdine derman olur. İşte öğretimin gölgesinde kalan bir eğitimle ancak bu kadarcık bir doktor yetiştirilebilir. Ahlak temelli, şahsiyet eğitimine öncelik veren, değerler manzumesinden asla taviz vermeyen bir eğitim anlayışı benimsenmedikçe, okulların birer dershane yerine dönüşmesinin önü alınmadıkça, insani hassasiyetlerin öncelendiği bir eğitim anlayışı ile hayatın madde ve birey merkezli oluşuna doğru yönelen gidişatına son verilmedikçe, gelecek günlerin aydınlık yarınlardan oluşmasına imkân kalmayacaktır. Gerek eğitim sistemi, gerek öğretmen yetiştirme yaklaşımı, öz değerlerimizden, köklerimizden, aslımızdan uzaklaşmamalı, çağın her türlü hastalığına karşı dirençli ve hazırlıklı olmalıdır.

Öğretmenler, birer kuyumcu titizliği ile çalışmalı, çağın bin bir tür suç ve hastalık taşıyan yaşantısına karşı uyanık ve titiz olmalıdır. Zaman geçtikçe rehavetin ve sefahatin yol açtığı arızalar daha çok artmakta, bunlarla mücadele edecek ebeveynlerin yanında öğretmenlerin de daha ince ruhlu ve donanımlı olmaları gerekmektedir. Şimdi gelin kuyumcu hassasiyetiyle hareket eden bir eğitimcinin hayatından bir anekdota kulak verelim: “Ben küçük bir öğrenciydim. Bir gün arkadaşlarımızdan birine babası çok güzel bir kol saati satın almış. Arkadaşımız bu saat ile sınıfa geldi. Hepimiz bu saati çok beğendik. Benim asla böyle bir saatim olmayacaktı. Bu saat benim olmalıydı. Karar verdim ve saati çaldım. Cebime koydum. Arkadaş bunun farkına vardı. Fakat kimin çaldığını bilmedi. Öğretmene durumu anlattı. Öğretmen, ‘saati kim çaldıysa çıkarsın sahibine versin’ dedi. Bu benim için hayatın en utanç verici anıydı. Yapamadım. Bu durumda öğretmen saati farklı bir yöntemle ortaya çıkardı. Hepimizi tahtaya dizdi ve gözlerimizi bağladı. Ceplerimizi teker teker arayarak saati buldu. Cebimden çıkartarak (daha sonraki bir zamanda) gerçek sahibine verdi. Sonra hepimiz gözlerimizi açtık. Öğretmen bana hiç bakmadan normal derse devam etti. Yıllar geçti, ben öğretmen oldum ve bir gün bu öğretmenimle karşılaştım. Kendisine; ‘saati çaldığım halde bana bir kelime bile etmediniz, yüzüme bile bakmadan olayı kapattınız. Neden böyle bir şey yaptınız, beni hiç incitmediniz’, diye sordum. O da bana ‘o anda ben de sizlerden sonra kendi gözlerimi kapattım’ dedi.” Allah’ım, bu nasıl bir ince ruh hali, bu nasıl bir ince anlayış, bu nasıl bir ince işçilik.

Üniversitelerin öğretmen yetiştiren fakültelerinde uygulanacak programlar, dünya ölçeğine göre yetersiz kalmamalı, görevlendirilen eğitimcilerin de geleceğin toplum inşasında çalışacak öğretmenleri yetiştirecek kişilerden olmasına azami gayret gösterilmeli, eğitim fakültelerinin, çocuk yetiştirecek eğitimcilerin yetişmelerine her alanda en uygun alt yapıya sahip olmalarına dikkat edilmeli. Öğretmenin toplum nezdindeki imajı asla zedelenmemeli, özlük hakları düzeltilmeli, onları kitap, dergi, gazete vs. süreli yayınları okuyacak imkânlara sahip kılacak, sosyal ve kültürel tesislerin onların her türlü ihtiyaçlarını karşılayacak, onlara başka yerleri gezip görecek imkân verecek, mesleki açıdan her türlü kurs, seminer vs.

etkinliklere katılmalarına imkân verecek olanaklar sağlanmalıdır. Yine onları hizmet başında yetiştirecek himetiçi faaliyetlerin, alanında yeterli ve uzman kişilerce sağlanmalıdır. Tüm bu olanaklardan sonra öğretmenlerin de toplum da en iyi rol model olmaları beklenilmeli. Öğretmen, her şeyden önce bir aydın olduğunu, toplumu inşa eden, yarınlara hazırlayan, hayatın bekası için gayret eden, ilim makamı, bilgi elçisi, ahlak timsali, edep örneği, irfan işçisi, terbiye erbabı olduğunu asla ama asla aklından çıkarmamalı, bu uğurda yaşamalı ve bu uğurda hayat tüketmeli. Toplumu aydınlatan bir mum misali ışık vererek erimeli.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.