1. YAZARLAR

  2. Cengiz ÇANDAR

  3. Alparslan'dan Erdoğan'a, Selahaddin Eyyûbi'den 'adaşı'na...
Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR
Yazarın Tüm Yazıları >

Alparslan'dan Erdoğan'a, Selahaddin Eyyûbi'den 'adaşı'na...

A+A-

Başbakan Erdoğan'ın adaylık açıklamasını yaparken sarfettiği sözlerde, Türkiye'de cumhurbaşkanlığının en güçlü adayının "zihin kalıbı" kadar, onu cumhurbaşkanlığının en güçlü adayı yapan Türkiye'nin "zeitgeist"ı da yansıyor.

Sabah kalkıp aşağıdaki satırları okuyanın aklına ne gelir? Ya da bundan yıllar sonra aşağıdaki şu satırları okuyanlar, o sözlerin hangi vesileyle sarfedildiğini düşünürler?

“Mülkün sahibi Allah’tır. Zaferin sahibi sadece ve sadece Allah’tır.

Bu davayı bu hareketi, bu mücadeleyi, işte bugünlere eriştiren Rabbim’e sonsuz hamdüsenalar olsun. Bu davanın bayraktarlığını, sancaktarlığını, hizmetkârlığını yapmış ve ahirete intikal etmiş her bir kardeşime Rabbim rahmet etsin, onlardan razı olsun.

Bu kutlu yolculukta Rabbim ayaklarımızı doğruluğun üzerine sabit kılsın. Ya Rab, Sen ki kullarının hareketini takdir ettin. Senin iznin olmadıkça hiçbir şey hareket etmez. Bizim hareketlerimizi doğruluk üzerine kur.Ya Rab, bizim göğsümüzü genişlet. Hayır işlerimizi kolaylaştır.

Ya Rab, bugün Sana ve Senin yarattıklarına, yani halka hizmet için bir güzel yolculuğa hazırlanıyoruz.Bizi kibirden muhafaza eyle ya Rab.

Bizi hasetten muhafaza et, haksızlıktan, adaletsizlikten, zulümden muhafaza et ya Rab…

Selçuklu Sultanı Alparslan gibi kefenimizi giyerek mücadeleye soyunduk. Kudüs fatihi Selahaddin Eyyûbi gibi zaferin kılıç ve atlarda değil Allah katında olduğuna inandık.

Sen ki, her şeye gücü yetensin. Bu mübarek günde dileğimiz odur ki, bu milleti bir kez daha zaferle müjdele ya Rab.

Bugün çıktığımız kutlu yolculuk Türkiye için, milletimiz için, insanlık için hayırlara vesile et ya Rab. Amin, amin, amin…”

İster bu sabah, isterse yıllar sonra okunmuş olsun, akıllara belki de gelmeyecek tek şey, bu sözlerin 2014 yılının 1 Temmuz günü Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçiminin en güçlü favorisinin adaylığının açıklanması üzerine ağzından çıkmış olabileceği.

Ama Recep Tayyip Erdoğan, tam da bu konuşmayı yaptı. Bu sözleri söyledi.

İşin en çarpıcı yanı belki de bu olmalı, zira bu sözlerde Türkiye’de cumhurbaşkanlığının en güçlü adayının “zihin kalıbı” kadar, onu cumhurbaşkanlığının en güçlü adayı yapan Türkiye’nin “zeitgeist”ı yansıyor olabilir.

Tayyip Erdoğan’ın yukarıdaki sözlerindeki şu “temennisi”ne katılmamak mümkün değil. “Kibirden, hasetten, haksızlıktan, adaletsizlikten, zulümden” sakınmaya son bir yıl en ziyadesiyle ihtiyaç gösteren şahsiyet bizzat kendisiydi çünkü.

Bizi kibirden muhafaza eyle ya Rab. Bizi hasetten muhafaza et, haksızlıktan, adaletsizlikten, zulümden muhafaza et ya Rab…Bunun yanısıra, Erdoğan’ın “Rab”dan “temennileri”nin içinde yer alan şu bölümün ise 21. Yüzyıl’la, 2014 yılının dünyası ve Türkiye’si ile irtibatını kurmak hayli zor:“Selçuklu Sultanı Alparslan gibi kefenimizi giyerek mücadeleye soyunduk. Kudüs fatihi Selahaddin Eyyübi gibi zaferin kılıç ve atlarda değil Allah katında olduğuna inandık.”Selçuklu Sultanı Alparslan gibi “kefen giyerek mücadeleye soyunmak” ve “Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyûbi” göndermeleri, hangi “kodlar”a işaret ediyor acaba?Eğer Türkiye, yüzde 50 üzerinde bir oy ile Tayyip Erdoğan’ı cumhurbaşkanı seçerse, bu “kodlar”ın bugünlerdeki geçerliliğini ortaya koyuyor olacak ki, Suriye-Irak havzasında faal olan ve Körfez’den petrol parasıyla beslenen aralarında IŞİD’in de bulunduğu “Selefi” örgütler ve akımların, Türkiye’nin yanıbaşında cirit atıyor olmalarına fazla da şaşırmamak gerekecek. Netice itibarıyla, onlar da benzer “kodlar” üzerinden hareket ediyorlar.

2014 Türkiye’sinde CHP ile MHP, adaylığının açıklanması üzerine seçimi kazanabilmek için Allah’a “Sen ki, her şeye gücü yetensin. Bu mübarek günde dileğimiz odur ki, bu milleti bir kez daha zaferle müjdele ya Rab” sözüyle yakaran Tayyip Erdoğan ile başedebilmek için İslam İşbirliği Örgütü’nün sekiz yıl başarıyla genel sekreterliğini yapmış olan Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday göstermek zorunda kalmış olması zaten, Türkiye’deki “zeitgeist”ın ne olduğunu anlatıyor.

Zaten İhsanoğlu tam da bu nedenden ötürü “doğru” bir aday.

Ancak, bir de “bölgenin zeitgeist”ı söz konusu ki, Selahattin Demirtaş’ın HDP adayı ama daha önemlisi “Kürt aday” olarak cumhurbaşkanlığı yarışına katılması, Ortadoğu’daki “zeitgeist”ı yansıtıyor.

O, Birinci Dünya Savaşı sonrası düzeni ile bir başka deyimle “Sykes-Picot Düzeni” ile bölgenin “devletsiz tek ulusal topluluğu” olarak paramparça edilmiş Kürtler’in, bugüne kadar hiç olmadığı bir güç ve iddia ile “tarih sahnesi”ne çıkmakta olmaları demek.

IŞİD, Irak ile Suriye arasında Birinci Dünya Savaşı sonrası çizilen sınırı silerek, “Sykes-Picot düzeni”nin sonunu getirdiğini ilân etmişti ama o “düzen”in sona ermesi, “Kürdistan yolu”nun kısalması anlamına da geliyor.

“Kürdistan yolu”nun kısalması, Kürdistan’ın Irak’taki parçasında (Güney) bir devlet kurulması tarihini yakınlaştırmanın yanısıra, diğer parçalarında (öncelikle Suriye ve özellikle de Türkiye) “Kürt görünürlüğü”nün bugüne dek olmadığı kadar öne çıkmasını beraberinde getiriyor.

Selahattin Demirtaş’ın adaylığını bu bölgesel çerçevede, Kürtleri öne çıkartan “Ortadoğu zeitgeist”ı bağlamında anlamak ve algılamakta yarar var.

Aslında, Celâl Talabani’nin “yeni Irak”ın ilk cumhurbaşkanı olması ve bunu “Kürt” kimliği üzerinden sağlaması, “Ortadoğu zeitgeist”ındaki Kürtlerin öne çıkışının ilk tarihi ve önemli simgesiydi.

Talabani, Kürtleri Irak bünyesi içinde tutmanın bedeli, Irak’ın kuzeyindeki “Kürdistan Bölge Yönetimi”nin “merkezdeki  güvencesi” olmak üzere, Irak Cumhurbaşkanlığı makamının Kürtlere bırakılması ve öyle bir role en uygun kişiliğe kendisinin sahip olması nedeniyle iki dönem Irak cumhurbaşkanlığı yaptı.

Şimdi, 2014 itibarıyla Irak’ın dağılması “eli kulağında” görünüyor. Bunu hafta sonu itibarıyla Financial Times’a verdiği demecinde, Hüseyin Çelik de açıkça söyledi. “Kürdistan olgusu”nun Türkiye tarafından sindirileceğinin sinyalini de verdi.

Son sekiz yıl içinde bölgenin iki önemli ülkesinde “Kürdistan dâvâsı”na adanmış bilinen iki isim, biri 1933, diğeri 1973 doğumlu iki Kürt (Kürt kökenli değil; Kürt!) Kürtlerin nüfus çoğunluğunu oluşturmadığı iki ülkede, cumhurbaşkanlığı makamına talip oluyorlar.

Bunun tarihi anlamı ve önemi var.

Türkiye’nin en genç ve muhtemelen en popüler Kürt siyaset adamı Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanı adaylığı, bölge çapındaki “zeitgeist”tan bağımsız düşünülemez.

Selahattin Demirtaş’ın seçimi kazanacağını kimse tahmin etmiyor ama onun adaylığının Tayyip Erdoğan’ın birinci turda seçilebilme garantisini zora sokmuş olduğu ve Kürtleri, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde“AKP’nin yedek gücü” ve “Erdoğan’ın rehinesi” ya da “çantasındaki keklik” olmaktan çıkartıp onlara “kişilik kazandırdığı” besbelli.

Eğer, cumhurbaşkanlığı seçimleri ikinci tura kalırsa, ilk iki sırada yarışacak adaylar karşısında Kürtlerin çıtası da, haliyle, yükselebilecek.

Öyle de olması gerekir.  Zira, “tarihi hata” yapmadıkları takdirde, Ortadoğu’nun “yükselen değeri” onlar olacak gibi görünüyor.

Yakın gelecekte, Selahaddin Eyyûbi, Tayyip Erdoğan ile değil ama adaşı Selahattin Demirtaş’ın temsil edeceği kimlikte mirasçısını bulabilir…

Önceki ve Sonraki Yazılar