1. YAZARLAR

  2. Hilâl Kaplan

  3. 'Alo Tayyip'
Hilâl Kaplan

Hilâl Kaplan

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

'Alo Tayyip'

A+A-

Sermaye odaklarının, seçilmişler üzerinde vesayet kurabildikleri bir düzen demokratik olamaz. Ancak Türkiye'de, vesayet düzeninin diğer ayaklarıyla işbirliği içerisinde, uzun süre böyle bir medya yapısının hüküm sürdüğü malum. Patronların çıkarları doğrultusunda hareket eden, yerine göre haberi ön plana çıkaran, yerine göre geri plana iten, yerine göre yok sayan, köşe yazılarına müdahale eden veya tamamen sansürleyen gazete yönetimleri eskiden de mevcuttu, bugün de mevcut.

Bu tavrı en sarih biçimde özetleyen söz, Zafer Mutlu'nun meşhur çıkışıdır: 'Ne gazeteciliği kardeşim, bir burada dükkân açtık, patronumuza para kazandırıyoruz.'

Türkiye tarihi boyunca işlenmiş en büyük yolsuzluk, elindeki askerî, medya veya sermaye gücüyle halkın iradesini çalma yolsuzluğudur. Sanırım halk da hemen her on yılda bir örneğini gördüğü bu yolsuzluk türüne fazlasıyla aşina olduğu için, 'hırsız var' diye feryât edenlerin aslında bu hakikati perdelemeye çalıştığını düşünüyor. Yapılan anketlerde meselenin sadece yolsuzluk soruşturması olduğunu düşünenlerin sayısının %30'larda kalması, sadece Ak Parti tabanının bu kanaatte olmadığını da gösteriyor.

Yolsuzluk iddialarıyla yıpratılan Özal'ın, çökertilen SHP'nin ardından kirli 90'ların geldiğini,

RP çizgisi 'kayıp trilyon' davasıyla askıya alınırken, ülkenin medyada da hakim olan sermaye güçlerince nasıl soyup soğana çevrildiğini,

Ülke ekonomisinin bir anayasa kitapçığının fırlatılmasıyla alt üst olacak kadar zayıflatıldığını,

2000'lerin başındaki o büyük ekonomik kriz sonrası Ak Parti iktidarıyla siyasî istikrarın nasıl bir ekonomik istikrar düzeni getirdiğini 'tecrübeli vatandaş' biliyor.

'Alo Fatih', 'Alo Enis', 'Alo Ekrem', 'Alo Fikret', 'Alo Cüneyt', 'Alo Ertuğrul', 'Alo Mehmet' diye kimlerin aradıklarını ve talimat verdiklerini de biliyor. Hatta bunların çoğunun, aranmalarına bile gerek kalmadan kendiliklerinden hangi çizgileri aşmayacaklarını ezberlediklerini de biliyor.

Medyaya baktığında Başbakan Erdoğan'a âdeta militanca bir muhalefet yürüten medya ağırlığının %70'lerde olduğunu da görüyor.

Ve belki daha önemlisi, normal demokrasilerde, değil basında çalışmaya devam etmek, insan içine çıkmaması gereken tiplerin baş köşeleri tuttuğunu,

Onları 'Vay şerefsiz'den 'Barış ve kardeşlik zamanı' çizgisine, '411 el kaosa kalktı'dan 'Başörtüsü özgürlüğü haktır' çizgisine Ak Parti'nin siyaseten güçlü olmasının getirdiğini de biliyor.

***

Son çıkan tapelerden birinde Başbakan Erdoğan, vesayet ve sermaye ilişkisi denince akla ilk gelen gruplardan birisini ilgilendiren ihaleyi yakından takip etmesi için Adalet Bakanı Ergin'e talimat veriyor. Halka kâr olarak en çok geri dönüşün olduğu seçeneği desteklediğini belirtiyor. Ama bu çabası kendisine daha çok yıpratma olarak geri dönüyor. Kendisi bu durumu gazetecilere şöyle değerlendirmiş:

' Dönen dolapları tabii ki biz biliyoruz. Bana ilgili kuruluşum SPK'nın verdiği bilgiler çok çok tehlikeli bilgiler ve paralel yapının dışında yapılar. Kirli ilişkiler. İster istemez 'Burayı yakından takip et' dememi gerektiriyor. Bunu ben ülkem için istiyorum, milletim için istiyorum. Çünkü bu zamana kadar bu ülkede her şey bunların ellerinde ve iki dudakları arasındaydı. Bunlar spor kıyafetlerle, blue-jean ile onlarla, bunlarla evlerinde Başbakan ağırlamış tiplerdir. Oralarda istedikleri şekilde hükümet kurmuşlar, hükümet indirmişlerdir. Şimdi tabii böyle bir hükümet iş başında yok. Bu onları rahatsız ediyor. İstedikleri anda gelip görüşemiyorlar, istedikleri gibi yönetemiyor, bu onları rahatsız ediyor.'

Nitekim Erdoğan, 2000 yılında verdiği bir mülakatta da Ahmet Taşgetiren'e şöyle demişti:

'Kaç kere Cumhurbaşkanı Demirel elimden tutup, 'Sayın Başkan, çöz şu Koç Üniversitesi'nin arazi meselesini...' dedi. Onların istediği gibi çözmedik, çünkü yasalar izin vermiyordu. Başımıza gelenlerde bunların da çok büyük payı vardır.'

Şayet hâlen eşofmanlarla Başbakan ağırlayabildikleri, siyasî iradeyi 'Alo Tayyip'lerle dize getirebildikleri bir düzen sürüyor olsaydı, dünyada Türkiye'den daha gelişmiş bir demokrasi, daha yatırım dostu bir ekonomi ve Ak Parti'den daha temiz bir hükümet olmayacaktı.

Önceki ve Sonraki Yazılar