1. YAZARLAR

  2. Yavuz Yılmaz

  3. ALİYA’NIN KUR’AN ANLAYIŞI
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

Analiz
Yazarın Tüm Yazıları >

ALİYA’NIN KUR’AN ANLAYIŞI

A+A-


Aliya, “Kur’an gerçekten nasıl okunmalı?” sorusu etrafında Kur’an ile ilgili düşüncelerini temellendirir. Aliya’ya göre, ilk kural, Kur’an’ı bütün halinde değerlendirmek, her ayete Kur’an’ın bütünlüğü içinde anlam vermek gerekir.

 

“Her şeyden evvel Kur’an’ın bir bütün olduğunu akılda tutmak gerekir. Tek başına alınmış ve metinden ayrılmış hiçbir ayet tam bir hakikat değil, sadece hakikatin bir parçasıdır. Sadece Kur’an bütün ve eksiksiz hakikattir. Ayetleri tek başına zikretmek kaçınılmaz bir durumdur ancak bu sefer hedefin sınırlılığına dikkat etmek gerekir. Bu mozaikteki duruma benzer. Mozaik içindeki küçük kırmızı ya da siyah taş, ancak kompozisyonun tamamında bir anlam kazanır. Kendi bütünlüklerinden ayrılmış olarak onlar, parçası oldukları resmin görülmesinde çok az ya da hiç katkıda bulunmuyorlar… Ancak ortaya konan sonuçlar ayetleri ayrı ayrı okumakla değil, sadece bir bütün olarak Kur’an’dan çıkarmakla mümkündür. Bunun, İslam’ın tam manasını ve onun mesajının özünü anlamaya doğru yavaş yavaş yükselmemiz için tek metot olduğunu düşünüyorum ”(1). Aliya çeşitli ayetleri örnek vererek, bunlar arasındaki bütünlüğe dikkat çekmektedir.

Gerçekten de Kur’an ayetleri Kur’an’ın bütünlüğü içinde anlam kazanmaktadır. Bağlamından, diğer benzer ayetlerle olan anlam bağından ve Kur’an bütünlüğünden bağımsız anlamlandırılan ayetler yanlış değerlendirmelere yol açmaktadır. Bu parçacı yaklaşım, birbirinden farklı hatta birbirine taban tabana zır anlayışların üremesine neden olmaktadır.

Aliya’ya göre Kur’an’ı anlamanın ikinci yolu, kesintisiz okuma faaliyetidir. Aliya, bu konuda şu önerileri yapmaktadır: “Belli zaman aralıklarına riayet ederek Kur’an’ı her zaman tekrar tekrar okuyun. Bu Kur’an’ın katmanlığı olarak da ifade edilebilecek şeyi keşfetmenin yoludur. Her yeni okuma Kur’an’da yeni bir şeyi keşfeder. Tabi ki Kur’an aynı kalmıştır, fakat değişen bir şey vardır: Siz, sizin şahsi şartlarınız veya yaşadığınız dünya değişmiştir. İşte bu değişimler daha önce fark etmediğiniz katmanları Kur’an’da keşfetmenize imkan sağlar ve daha evvel üstlerinden fark etmeksizin geçtiğiniz bazı ayetler şimdi ruhumuzda başka türlü yankı bulmaktadır.”(2) Dolayısıyla Kur’an farklı toplumsal koşullarda, farklı zamanlarda okunduğunda insana farklı anlam katmanları sunar.

Kur’an’ın değişik tarih ve toplumsal koşullarda yeniden okunması, birey ve topluma yeni anlam katmanlarıyla yoldaşlık eder. Bu Kur’an’ın her daim güncelliği ile ilgilidir.

Aliya, Kur’an’ın Arapça okunmasının anlamayı zorlaştırdığından dolayı yerel dillerle okunmasının daha faydalı olacağı yönündeki yaygın olan düşünceyi kabul etmemektedir. “ Kur’an’ın okunması söz konusu olduğunda, onun özel bir okuma biçimi olan, yani Arapça orijinalinin okunması hakkında da bir şeyler söylemek gerekir. Bazı insanlar, çoğumuzun manasını anlamadığımızdan ötürü, bu çeşit Kur’an okumasını çok değerli olarak görmüyorlar. Bu düşünceye katılmadığımı ifade etmek zorundayım. Burada, yaşadığım ve asla unutamayacağım bir hadiseyi hatırlamadan geçemeyeceğim.

Birkaç sene evvel, İslami yeniden doğuşun sorunlarıyla alakalı olarak düzenlenmiş bir konferansa katılma fırsatı elde ettim. Avrupa’nın büyük bir şehrinde düzenlenen konferansta, çok sayıda meşhur alim, dini ve diğer İslami yenilenmeyle alakalı kendi düşüncelerini sunuyorlardı. Çalışmalar her gün, meşhur dünya hafızlarından birinin okuduğu Kur’an’dan birkaç ayetin okunmasıyla başlıyor ve sonlandırılıyordu. İnsanların konferans katılımcılarının bildirilerini dikkatle izledikleri halde, yine de kitlenin azlığı hissediliyordu. Bazı kısık sesli konuşmalar, sandalye ve evrak gıcırtısı vb. Fakat hafızın Kur’an okuması başladığında, her şey yavaş yavaş sakinleşir ve birkaç saniye sonra tam bir sessizlik hakim oluyordu. Okuma esnasında hafızın yaptığı duraklamalarda, başka hiçbir şey durulmazdı, adeta hiç kimse nefes bile almıyor gibiydi. Bu öyle bir sessizlikti ki insanlar kalplerinin düzgün vuruşlarını duyabilirlerdi. Bu kaliteli hafızın ağzındaki Kur’an, bazen sessiz ve sakin, bazen ise sizi alıp götürecekmiş gibi gürültülü şelaleye dönüşen, akan bir nehre benziyordu. Bu tecrübenin zirvesi hafızın ayrılık anısına bizi onurlandırmaya karar verdiğinde, konferansın son gününde yaşandı. Bu defa o, uyum ve güzelliğiyle meşhur olan Rahman suresini okudu. Bu tesiri tasvir etmenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Bu surenin manasını bilmiyordum, ancak ben ve diğer insanların tamamıyla anladığımızı zannediyorum. Bu okumaların sonrasında her defa ben kendimi diğerleriyle ölçüsüz bir biçimde daha yakın hissediyordum ve bütün bu insanların birbirlerine şöyle demek istediklerini zannediyordum: Hepimiz kardeş olduğumuzu görmüyor musunuz? Bu hadiseden sonra, Kur’an’ın orijinal biçiminin beraberce okunması veya dinlenmesi sorusunun değerini bir daha asla sorgulayamam. Bütün gerçek Müslümanlar şöyle ya da böyle Kur’an’ı anlıyorlar ”(3)

Aliya, İslam’ın şartları diye sistemleştirilen anlayışın, diğer önemi değerleri ikincil duruma düşürdüğü için, İslam’ın bütünlüğünü zedelediğini savunur. Aliya’ya göre “Kur’an’ın içinden bakarak İslam’ın her şeyden evvel iki şartı vardır: Birincisi iman etmek, ikincisi de iyilik yapmaktır. Eğer birisi, söz konusu iyiliğin sadece namaz, oruç ve zekatla sınırlandırılabileceğini düşünüyorsa, o kişi, her şeyden evvel kendine karşı büyük bir adaletsizlik ve İslam’a çok kötü hizmet ediyor demektir.”(4) İslam’ın şartları anlayışın namaz, oruç, haç, zekat gibi ibadetlerle sınırlandırılması, genel anlamda İslam’ın adalet, doğruluk, iyilik gibi ahlaki değerlerini etkisizleştirmektedir.

Aliya, inanca yönelik asıl tehlikenin dinsizlerden gelmediği konusunda Ali Şeriati ile paralel düşünmektedir. “Genelde düşünüldüğü gibi inanca olan ana tehlike dinsizlerden gelmemektedir. Hakiki tehlike zayıf, layık olmayan inananlardan gelmektedir. Din, dinsizlikle olan polemik veya mücadelede ortaya çıktı, yaşadı ve ayakta kaldı. İnsanlık kadar eski ve belki de onun kadar kalıcı olan bu karşılaşma, dini veya onun iç hayatını sadece kuvvetlendirebilir, onun sebeplerini temizleyebilir, şuurunu uyanık tutabilir. Burada duruşlar açık, ilişkiler de temizdir. Ancak kurallar, kurumlar,hiyerarşi,poz,söylemler ve kendi kendini yanıltma ile kendini göstermiş olan şekli imanla ne yapacağız? Bazen bu çıplak şekildeki anlam yitirme hadisesi, inanılmaz dereceye kadar yükselir,mesela günde beş defa yıkanmak ve temizlenmemek gibi. Doğuda, camide öyle insanlar gördüm ki abdesti öyle rutin bir şekilde alıyorlar ki vücudun yıkanması gereken bütün uvuzlarını yıkamayı biliyor fakat yine de pis kalıyorlar. Şaşırmış olarak soruyoruz: Bunu nasıl becerebiliyorlar? Bu, suyla dolu bir havuza atlamak ve yine de kuru kalma becerisiyle eşit bir şey değil midir? Bütün beceri ise yıkanmanın ıslak elle mesh etmeye dönüşmesindedir. Temizlik kaybolmuş, sadece semboller kalmıştır. Burada abdestin başına gelenler, İslam’ın neredeyse bütün hükümlerinin başına gelmiştir. İslam, boş ve muhtevasız bir konuma indirgendi. Tabii olarak da, gerçek hayattaki sonuçlar da aynı şekilde yenilgi vericidir.”(5)

Bundan dolayı, Aliya, İslam nedir sorusuna “İman etmek ve Salih amel işlemektir” gibi bütüncül bir cevap vermektedir. Çünkü “İman” ve “Salih amel” İslam’ın tamamını kapsar.

 

  1. Aliya İzzetbegoviç, İslami Yeniden Doğuşun Sorunları, Fide Yayınları.
  2. Aliya İzzetbegoviç, İslami Yeniden Doğuşun Sorunları, Fide Yayınları.
  3. Aliya İzzetbegoviç, İslami Yeniden Doğuşun Sorunları, Fide Yayınları.
  4. Aliya İzzetbegoviç, İslami Yeniden Doğuşun Sorunları, Fide Yayınları.
  5. Aliya İzzetbegoviç, İslami Yeniden Doğuşun Sorunları, Fide Yayınları.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.