1. YAZARLAR

  2. Kemal BURKAY

  3. Ali Baba Kırk Haramiler Mağarasında
Kemal BURKAY

Kemal BURKAY

Kemal BURKAY
Yazarın Tüm Yazıları >

Ali Baba Kırk Haramiler Mağarasında

A+A-

Bazen yazılar, söyleşiler arka arkaya geliyor, çoğu da uzun oluyor. Okurların bunları okumaya zamanı olur mu, diye düşünüyorum. Ama olaylar öylesine hızlı gelişiyor ki, bazen de onlara yatişemediğim, görüşlerimi zamanında söyleyemediğim için dertleniyorum. Hem de ülkeyi ve sistemi sarsan, geleceğimizi etkileyecek türden olaylar…

Örneğin DPT’liler meclisten koptu derken Öcalan’ın bir işaretiyle oraya dönüverdiler. Ortalığın daha da karışacağından, Ergenekon tayfasının bayram edeceğinden korkan herkes rahat bir soluk aldı. Bu nedenle medyada Apo’ya övgü ve şükran duygularını sunanlar gırla… Daha birkaç gün önce sokakları karıştıranın da aynı kişi olduğunu unutarak!

Ama bu sevinç de kısa sürdü. Ardından, sanki söz konusu yumuşama ortamını berhava etmek ister gibi, DTP’li politikacılara ve belediye başkanlarına yönelik operasyon geldi. Demokrat ve barışsever insanlar bunun hangi akla hizmet ettiğini sordular. Eğer silahların susması, dağdakilerin inip normal hayata, legal siyasal yaşama karışması isteniyorsa gerilimi ateşleyen bu operasyon da neyin nesiydi? Kimden gelmişti? Eğer arkasında desteği yoksa hükümet neden sessizdi? Desteği varsa, açılım süreciyle bu nasıl bağdaşırdı?..

Ama insanlar daha bunun üstünde düşünüp tartışırken, ”turpun büyüğü heybede” özdeyişine uygun biçimde, Başbakan Yardımcısı Arınç’a yönelik olduğu söylenen, Özel Harp Dairesi’nden bir albayla bir binbaşının işin içine karıştığı suikast planı olayı patlak verdi. Planın, bunun da ötesinde Başbakan Erdoğan’ı ve Cumhurbaşkanı Gül’ü hedeflediği, hatta hükümeti devirmeye yönelik bir girişim olduğu medyaya yansıdı.

Bunu Ankara’nın göbeğindeki Özel Kuvvetler Komutanlığı merkezine yönelik baskın tarzındaki arama izledi. Kuşkusuz bu arama, suikast ve darbe girişiminden daha önemliydi. Çünkü bu ülkede suikastlere ve darbelere, darbe gerişimlerine toplum alışıktır. Bunlar arada bir olan şeyler… Aslında olmadığı zaman şaşarız. Hayrola deriz, bu memleketin ordusu akıllandı mı yoksa? Darbecilere kıran mı girdi?!.

Yo yo, bu kez darbecilerin merkezi basıldı. Yani ordu içindeki şu ”Özel Birim…” Daha 1952’lerde CIA’nın eliyle tüm NATO ülkelerinde kurulmuş ”Kontrgerilla Örgütü”… Türkiye’deki adıyla Ergenekon…

Başlangıçtaki resmi adıyla Seferberlik Tetkik Kurulu, daha sonraki adıyla Özel Harp Dairesi…

Hani başlarda ülkeyi işgal edecek dış düşmanlara, asıl olarak da ”bir komünist işgale veya kalkışmaya” karşı kurulup o zamandan beri hep de ”iç düşmanlara”, yani kendi halkına; azınlıklara, solculara, demokratlara, Alevilere, Kürtlere –şimdi aynı zamanda İslamcı kesime- karşı savaşan ”gizli ordu”… Komplo, terör ve cinayet örgütü… Cürümlerinin haddi var, hesabı yok…

Okurlarım bilir, ben bu melanet örgütüyle ilgili olarak geçmişten beri çokça yazdım ve çeşitli toplantılarda konuştum. ”Süper NATO örgütü ve Kontrgerilla’nın eylemleri Üzerine” adlı uzun bir yazım Aralık 1990’da, yani yaklaşık 20 yıl önce Riya Azadi’de yayınlanmıştı. (Bak: Seçme Yazılar, Cilt 1, s.440-460).

Şimdi bir kez daha bu örgüt üstüne uzun uzun yazmama gerek yok. Zaten şu günlerde herkes ondan söz ediyor. Gazete ve televizyonlarda çarşaf çarşaf onun melanetleri sergileniyor. Onu anlatan kitaplar var.

Hakkındaki dava ”Ergenekon Terör Örgütü” (ETÖ) olarak açıldı. Kimi ondan çete diye söz ediyor. Aslında o hem gizli, orduya ve polise, yargıya ve üniversiteye, siyasal partilere ve medyaya sızmış, ahtapot misali dal budak salmış, yasa dışı işler yapan, akıl almaz suçlar işleyen bir çete, hem de aynı zamanda devletin içinde, orduda bir tümen biçiminde örgütlenmiş, Genelkurmay 2. Başkanı’na bağlı ”yasal” Özel Harp Dairesi, son adıyla Özel Kuvvetler Komutanlığı… Derin devletin bir parçası, vurucu gücü…

Ortalığı kızıştırmak, kitleleri aldatıp yönlendirmek için yaptığı nice provokasyonlarla, işlediği cinayetler, kanlı kıyımlarla, yol açtığı darbelerle orada duruyor. Eskiden pek az insan, toplumun küçük bir kesimi bunun farkındaydı, şimdi hemen herkes biliyor.

Ama uzun zamandır dokunulamıyordu. O hem suçlu, hem güçlüydü… ”Ordumuzun göz bebeği” idi…

Zaten Türkiye de ”Kendi ordusunun işgali altında bir ülke” idi…

Ama sonunda dokunuldu işte. Önce, iki yıldır yürütülmekte olan Ergenekon davası ile, son olarak da Özel Kuvvetler’in Kirazlıdere’deki merkezine yapılan bir yargı baskınıyla…

İlginçtir, bu ülkede yargı çoktandır yargı olmaktan çıkmış olmasına ve Ergenokoncu unsurların suikastlerine hedef olan Danıştay dahil, üst yargının derin devlet ve Ergenekon yanlısı bir tutum sargilemesine rağmen, yargının bir bölümü hâlâ hukuku korumaya çalışıyor ve çetelerin üstüne gitme cesaretini gösteriyor.

Buna rağmen ben de pek çok kişi gibi, yargının birkaç gün önce Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın, yani Kırk Haramiler’in merkezine girebilmesine, orada ”Kozmik Oda”ya ulaşmasına şaşırdım.

Elbet bu kolay olmadı. Orayı savunan silahşörler, arama için gelen savcı ve polis ekibini ilk aşamada püskürttüler. Sonra yürekli bir yargıç, kovboy filmlerini andırır biçimde oraya ulaşmayı başardı! Genelkurmay Başkanlığı da bu aramaya izin vermiş olmalı… Yoksa Yargıtay’ı ve Anayasa Mahkemesi de içinde, cümle yargıçlar toplanıp gitseler o kapıdan içeri giremezlerdi. Zaten onlar ”karargaha” daha çok brifing almaya giderler!

Ama tüm bu olup bitenlerden sonra Genelkurmay yargı kararına direnebilir miydi? O da ayrı mesele…

Her neyse, sonunda bir yargıç büyüyü bozdu, Ali Baba misali kapıdan içeri daldı ve de Kozmik odaya ulaştı. Uzun zaman alan bir arama yaptı…

Peki, yaptı da sevgili okurlar, sizce bu işten bir şey çıkar mı?

Benca fazla bir şey çıkmaz. Çünkü atı alan Üsküdar’ı geçmiştir, minareyi çalanlar kılıfını hazırlamıştır. Arınc’ın sokağında suçüstü yakalanan albay ve binbaşı, hani şu ellerindeki kağıdı yutup suç delilini yok etmeye çalışanlar, daha o akşam serbest bırakıldılar. Onlar da merkeze gidip gereğini yaptılar. Arama ise günler sonra yapılabildi. Bu arada bilgisayarlar temizlenmiş veya kaçırılmıştı. Dosyalar belki çoktan Genelkurmay’daki gibi yakılmış, ya da başka yerlere taşınmıştı. Belki de dosyalar hâlâ orada, çok gizli, şifreli, görünmez bölmelerde, duvar içlerindedir… Onu ancak bu işlerde uzman bir heyet, uzun zaman isteyen rahat bir çalışmanın sonunda ortaya çıkarabilir. “Yalnız ve cesur” yargıcımız bir başına o araştırmayı nasıl yapabilir, nasıl işin içinden çıkabilir?..

Genelkurmay da büyük ihtimalle, ancak söz konusu tüm “tedbirler” alındıktan sonra, bir yargıcın oraya girmesine izin vermiş, “buyur!” demiştir…

Kahraman ordumuz, bugün de hâlâ, Ergenekonu ve onun nice marifetlerini, yani Türk Gladyosu’nu, ayrıca onca melanetler işlemiş orta yerdeki JİTEM’i yok sayarak bu ülkenin cümle insanıyla dalga geçmektedir.

İşte bu nedenle, ben söz konusu aramanın sonuçları, “Kozmik Oda’nın sırları” ile ilgili olarak pek umutlu değilim. Bir kapıdan alınan da zaten öteki kapıdan bırakılıyor. Yine de Özel Harp Dairesi’ndeki bu aramayı çok önemli buluyorum. Her şeye rağmen bu bir tabunun yıkılmasıdır. Kendilerini dokunulmaz sananlar, hesap vermeyi akıllarından bile geçirmeyenler, bütün bunların olabileceğini gördüler.

Bundan sonra plan yapmak, komplo düzenlemek, suikastler ve darbe tezgahları onlar için kolay olmayacaktır. Bugüne kadar, vatan-millet adına başkalarının canını kolayca alabilme hakkını kendilerinde görenler; bir savcı gibi suçayıp, bir yargıç gibi karar verip, bir cellat gibi infaz edenler, şimdi kendi canlarının telaşına düşmüşlerdir ve suçun ağırlığı altında ezilmekte, kendi kafalarına sıkmaktalar.

Ama elbet, yapılması gereken en önemli iş, bu suç ve melanet odağının, Özel Harp Dairesi’nin tümden dağıtılması, toplum içindeki kollarının temizlenmesi, büyük küçük tüm suçlulardan hesap sorulmasıdır. Bu olmadan çetenin melanetleri son bulmaz.

----------------------------

Not: Yeni yıl dolayısiyle mesaj gönderenlerin yanı sıra, tüm dost ve okurlarımın yeni yılını kutlarım. Dilerim 2010 ülkemize barış getirsin, çocuklarımız iyi günler de görsün…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.