1. YAZARLAR

  2. Cihan AKTAŞ

  3. Alevi - Sünni Sofrası
Cihan AKTAŞ

Cihan AKTAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Alevi - Sünni Sofrası

A+A-

     Aynı masanın, aynı sofranın etrafında bir araya gelmeden sorunlarımızı çözebilir miyiz? Kürt sorunu, İslam ve kamusallık tartışmalarının ardından şimdilerde Alevilik etrafında tartışmalara yoğunlaşmaya başladık. Belli bir doku içinde kendi bağlantıları ve yorumlarıyla var olan inanç, yorum ve ilişkilerin tek tipçi kamusal alana taşınması, yığınla eksik, kusur, ihmal ve istismarla yüzleşmek anlamına geliyor.

     Sıklıkla dile getirdiğim gibi kervanın yolda düzülmesine alışkın bir toplumuz. Sorun oluşturmaya başlayan konuları kendi aramızda uygun bir dille konuşmayı geciktirdikçe  (dış odaklara bağladığımız) komplolardan ve plastik projelerden yakınmaya devam edeceğiz.

     Kamusal alan, çoklu karşılaşmalar alanı, bazen bir meydan, bazen de bir sofra/masa. Karşılaşmaların oluşturduğu yüzeysel tanımalar, tanışma amacıyla kurulan sofra/masada gelişiyor. Herhangi bir masa toplantısı, bir atölye çalışması daha sınırlı bir tanıma anlamına geliyor. Sofra olarak masada bir araya geldiğimizde ise başka türlü bir tanımanın, muhatap almanın yolu açılıyor. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır ya... Sohbet veya söyleşi nasıl bir mekânda, hangi şartlar altında daha bir murat edilene yakınlaşabilir? Frank Lloyd Wright'ın Japonya usulü üzerinden tasarladığı gibi koltuk ve sandalyelerden kalkıp sedirlerde otursak birbirimizi daha dikkatli dinleyebilir miyiz? (Wright, Japonya tecrübesi üzerinden şöyle düşünmeye başlamıştı: Sandalye koltuk tek yönlü, sedir çok yönlü bir kavrayış sağlıyor. Tabii Wright, sedirin Osmanlı mimarisine ait olduğunu da fark etmişti sedir çalışmalarında. )

     Çocukluğumun ilk yılları Kürt/Alevi köylerinde geçti. Köylülerin misafirperverlikleri, dillere destan.  "Alevilerin pişirdiği yenmez" zihniyeti,  karşılıklı tabuları tek yanlı okumaya sevk eden bir çarpılmanın mı eseridir?

     Bu tür inançlar karşılıklı değil mi, sorusunu da sorabilirsiniz. Alevilerin de yemek konusunda tabuları yok mu? Denizlili bir arkadaşım, Tahtacı Alevileri etrafında tecrübelerini anlatıyor. Kuşku ve tedirginlik bu kez Alevi konuktadır: "İkrâm edilen aslında ne etidir?" Şu da var ki Diyanet, dini eğitim müfredatı Aleviler'in elinde değil. Ayrıca Aleviler de tek bir kesimden ibaret değil. Dolayısıyla yanlış anlamalar ve tabuların izahı gibi konularda Diyanet'e ve dini müfredatı hazırlayanlara büyük sorumluluk düşüyor. Esasında Diyanet şimdiki haliyle devam edecekse, içinde Aleviler'in kendilerini açıklayabileceği bir masaları olmalı.

     Bir cemaat ortak bir sofra demektir. Paylaşılan ekmek, avluda kaynayan çorba kazanı... Katılma, bütünleşme, öykünme kurallarında ortak sofranın önemini irdeliyor Barthes, "Nasıl birlikte yaşanır?"da. (sf. 138) "Düşmanla yemek yenmez." Huyu suyu bilinmeyen yabancı, bize çok açık olmayan niyetiyle gelir, ancak sofrada paylaştığı ekmekle, çorbayla yazısız bir akdi imzalamış olur. Peygamberimizin (sav) hadisleriyle içi dışlı olanlar bilir. O, birçok anlaşmazlığı konuşmayı ya da taraflar için muğlak bir durumu tanımlamayı bazen ansızın kurulan sade sofraların sunduğu samimi ortamlarda başlatmayı tercih etmiştir.

     Yeryüzü Sofrası'nı pek çok açıdan eleştirebilirsiniz. Ancak Gezi olayları sırasında söz ve eylem şiddeti tırmanırken sofra, yüreklerdeki bazı yaraların onarılmasına katkıda bulundu. Gülfer Akkaya'nın Birgün'de yayımlanan "Annemin Elleri" başlığını taşıyan yazısını okumayan kalmasın isterdim. "Onların pişirdiği yenmez" şeklindeki yargı bir çocuğun bilincini ve hayata/toplumuna bakışını nasıl etkiliyor;  nasıl etkilemesin... Ve o çocuk dünyaya gülen gözlerle bakabilmek için nasıl da başka türlü bir açıklamaya ihtiyaç duyuyor! Bunu niye kimse görmedi? Görenler oldu da Gülfer Akkaya niye bilemedi?

     İsyandan önce bir grubun Seyyid Rıza'ya gittiği söyleniyor, isyana katılsın diye. Rıza ve yanındakiler gelenlere yemek hazırlamak istiyorlar. Fakat gelenlerin yemeklerini yanlarında getirdiği anlaşılıyor. Talihsiz Seyyid Rıza'nın adamlarının yorumu çarpıcı: "Aynı sofraya oturmuyorsak birlikte nasıl başkaldıracağız? Haydi, toparlanın, size katılmıyoruz."

     Tarihi bir İran dizisi olan Shahram Esedi'nin yönettiği "Şeyh Bahai"de, necis bilinen Ermeni kesime dönük aşırı yargıları sorgulayan bir sahne izlemiştim. Yağmur yağdığında mutaassıp Müslümanlar Ermenilerin dokunduğu zeminlere ilişmekten kaçınıyor, necaset bulaşacak diye. O dönemde İsfahan Şeyhülislam'ı (aynı zamanda minareleri oynayan cami dahil İsfahan'daki en önemli yapıların da mimarı ve astrolog) olan Şeyh Bahai (d. 1546), bu korkuyu yansıtan kesimlere, nasıl da hata ettiklerini anlatmak için bir mücadele veriyor. Farklı din mensupları arasında vehim, şaibe  ve korku  duvarları yükselterek yalıtımlar oluşturan tabuların benzerleri, aynı din ailesi içinde daha da vahim boyutlara ulaşabiliyor. Sanki tabular aynı sofra etrafında bir araya gelmeyi imkânsız kılacak şekilde oluşturulmuş. Ayrı ayrı sakındıklarımız bir kenarda dursun,  ortaklaşa yiyebileceğimiz yemeklerin bir listesini yapmak o kadar mı zor...

     Akla Haneke'nin Toplumsal Buzlaşma üçlemesinin ilk filmi olan ve gerçek bir hikayeye yaslanan Yedinci Kıta'yı getiriyor, soğuk masalar. Film, akşamları yemek masasında hiç konuşmadan sessizce toplanan, televizyona anlamsızca bakan, ufak rekabetlerle uğraşan orta sınıf  bir aile olan Schoberler'i konu alıyor. Birbirimizi dinlemekten kaçındıkça oluşan öfkeli sessizlik asla bir uzlaşma anlamına gelmeyecek ve hep taşrada (Avrupa'nın taşrasında) yaşayacağız.

     Aleviler'in sorun ve ihtiyaçlarını konuştuğum bir Diyanet mensubu, "Alevilik ayrı bir birim olarak alınırsa, "biz"den farklı olduğunu öne sürmüş olmaz mıyız?" diye bir kaygı belirtmişti. Oysa bu konuda Alevi kesimleri neler düşünüyor, bunun esas alınması gerek. Müfit Yüksel'in yaklaşımı bir çözüme ulaşmada yardımcı olamaz mı? Tekke ve Zaviyeler'le ilgili yasağın kaldırılması önemli bir adım. (Bu arada, tekke ve zaviyelere dönük yasak üzerine Mahmut Erol Kılıç'ın çok ilginç tespitleri var. Kılıç, Türkiye'de özellikle erkeklerde davranış bağlamında gözlemlenebilen bir tür duygusal kırılma ya da çoraklaşmayı, köklü manevi beslenme ve kendini ifade alanının işte bu şekilde iptal edilmesinin hazin bir sonucu olarak görüyor.  Bu yasağın Alevi kesimler açısından da büyük bir mağduriyet anlamına geldiği de çok açık.)

     Bütün bu kurumsal çabaların yanında sorun olarak öne sürüleni barış ve kardeşlikten yana olanlar birlikte çözümleyecek. Alevi dostlarımızın evlerine gidelim, onları evimize davet edelim. Ancak yüz yüze ilişkilerle aşılabilir zehirli bir problemdir önyargı.  Yaslarımızı sevinçlerimizi ve kaygılarımızı paylaşalım. Bir konuşma, söyleşme ortamından yoksunlukta meydan avami bilgilerle yargı üreten zihniyetin iktidar alanı oluşturmaya dönük şayialarına kalıyor. Bu da elbet bir kamusal alan fukaralığıdır. Ortak masalardan, sofralardan söz edemiyorsak, kamusal alan da koca bir yalan olmaya devam edecek.

      DÜNYA BÜLTENİ
.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.