1. YAZARLAR

  2. Ömer Faruk GERGERLİOĞLU

  3. Alevî Meselesi Şablonik Cümlelerle Çözülemez
Ömer Faruk GERGERLİOĞLU

Ömer Faruk GERGERLİOĞLU

T24
Yazarın Tüm Yazıları >

Alevî Meselesi Şablonik Cümlelerle Çözülemez

A+A-
     Başbakan tahmin edileceği gibi her cümlesiyle gündem oluşturabiliyor; "Alevîlik, Sünnîlik ne demek ya? Alevîlik Hz. Ali'yi sevmek değil mi? Alevî Müslüman değil mi? Sünnî de Müslüman. Eğer Alevîlik Hz. Ali'yi sevmekse, ben dört dörtlük bir Alevî'yim. Çünkü Hz. Ali Efendimiz'i çok seviyorum. Ben O'nu nasıl sevmem? O nasıl yaşıyorsa, ben de O'nun gibi yaşamaya gayret ediyorum. Ama Alevî'yim diye ortaya çıkıp, Hz Ali'nin yaşam şeklinden uzak olanlara da söyleyecek hiçbir şeyim yok" dedi ve tekrar Alevîlik ile ilgili tartışmaları başlattı.

     Alevî meselesi şablonik cümlelerle çözülmez. Alevîler yıllardır kendilerini azınlık olarak hissediyorlar. Azınlık psikolojisinin gereği olarak da korunmacı reflekslere bürünüyorlar. Aslında bu konu Kürt sorunundan daha da kapalı bir kutu halinde. 

     "Ali'yi sevmek Alevîlik'se dört dörtlük Alevî'yim" sözü dertlere deva olmaz. Zira ayrılığın temelinde Ali'yi sevmek veya sevmemek değil, Ali'nin ilk yönetici olup olmaması yatıyor. Hz. Ali'nin siyasî olarak ilk yönetici olmaması zamanla dînî bir renge bürünerek mezhep ayrılığını oluşturmuştu. Daha sonra Ali karşıtı cepheye geçenler bile O'nun 4. halife olmasını severek karşılamıştı zaten. Konunun çatallaştığı nokta siyasî bir tavır ile Hz. Ali ve Hz. Hüseyin'in zalimleşmiş yöneticilere karşı çıkma iradesiydi. Meselenin kökenindeki sorunu görmeden, hissetmeden şablonik, sıradan ifadelerle durumu kurtarmak, sorunun çözümsüzlüğüne hizmet eder.
 
     Gezi Parkı olayları sonrası iktidar, Alevî - Sünnî kutuplaşması ve ardından Alevî eksenli bir kalkışma ve çatışma olacağı tedirginliği içinde. Daha önce Alevî açılımını yapmış olan ve bazı olumlu adımlar atan hükümet bu telaşeciliğiyle yine yanlışlar yapıyor. Sorun bir tedirginlikle gündemi sun'î cümlelerle yumuşatarak geçiştirilemez. "Cemevlerine statü, dedelere maaş" söylentisiyle gerginliği belki biraz düşürebilirsiniz ama kalıcı adımlar atmadıkça önemli bir mesafe alamazsınız.
 
     Kim olursa olsun, kişi, kurum, grup veya kimlikleri siz görmek istediğiniz veya tahmin ettiğiniz gibi değil, kendilerini istediği gibi tarif edenlere saygı duyarak anlayabilirsiniz, dokunabilirsiniz. Alevîlik zamanla bulunduğu coğrafî bölgelerin örf adetlerinden de etkilenerek bir forma bürünmüştür. Dışlandıkça içine kapanmış, içine kapandıkça diğerleri için müphemleşmiştir. İçine kapanan kişi veya cemaatların başına geleni yaşamışlar, Sünnî topluma ve devlete güvensiz ve mesafeli durmuşlardır. Blok düşünceler, blok oylar çıkarmaları, içlerinde yaşadıkları baskın korunmacı ruh halinden oldu çoğunlukla. Ancak bu, kimlik psikolojisinde ve sosyolojisindeki demokratikleşmeyi engelledi.
 
     12 Eylül öncesi kamplaşan, kutuplaşan Türkiye'de Alevîler'in kaderi, bir kutbun ısrarla yanında durmak oldu. Dersim katliamlarını bile büyük çoğunluğun karşısında "devlet karşıtı" görülecek zayıf bir pozisyona düşmemek için çoğunlukla görmezden geldiler. Aslında bu tedirginlik, "celladına âşık olma" vb. gibi adlandırılarak aşağılama vesilesi yapılmadan önce demokrat Sünnîler, dîndar Sünniler tarafından yakinen anlaşılmalı ve demokratikleşme kapısının aralanmasının ne kadar elzem olduğu hissedilmeliydi.
 
     Son yıllarda cemevleriyle, kendisini gizleme tediginliği azalmış ruh haliyle Alevîler yine gündemdedir. Kimlik grubununun güçlendirilmesini destekleyen, bekleyen ama bunu putlaştırmayan Alevîler kapıyı aralayabilecek, çözümü sağlayabilecektir. "Kendini nasıl tarif ediyorsan osun" diyebilen diğerleri ancak meselenin çözümünü ilerletebilecektir. Kendini camide hissetmeyene "Müslüman değil misin?" sorusu yerine "Cemevini mabet olarak kabul etmek gerekir" diyenler hakkaniyetli olup barışı sağlayacaktır. 
 
     Hükümet yeniden ciddi bir Alevî açılımını başlatmalıdır. "Oylar başka yere gitmesin, kalkışma olmasın" endişesi ile değil, doğru bir sosyolojik analizle bu yapılmalıdır.
 
     Eğri oturalım doğru konuşalım; şu bir gerçektir ki artık Ali ortak paydasını hissetme yerine Alevîler ve Sünnîler ayrı olduklarını hissetmektedirler. Bu ayrılık hem sol hem de sağ siyasal akımlar tarafından kolaylıkla istismar edilebilmektedir. Alevîler'in ve Sünnîler'in özgürce oturup birbirini anlamaya, empati yapmaya başladığı zamanlarda, uzaklaşma değil hep bir kaynaşma ve bütünleşme gözlemişimdir. Bu da demokratik ortamların ve anlayışların bu çıkmaz sokağı aşabileceğini gösterir.
 
     ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.