1. YAZARLAR

  2. Opr.Dr. Engin YILMAZ

  3. AKP’nin Devşirme Kürtleri ve Mehmet Metiner
Opr.Dr. Engin YILMAZ

Opr.Dr. Engin YILMAZ

UFKUMUZ
Yazarın Tüm Yazıları >

AKP’nin Devşirme Kürtleri ve Mehmet Metiner

A+A-

Geçtiğimiz haftalarda internete düşen Mehmet Metiner’in başbakana hakaret eden  ses kaydını ve  ardından Mehmet Metiner’den önce inkar manevralarını, sonrada  başbakana affedilme umuduyla sunduğu  “binlerce” defalık özrünü ibretle izledik. Özründe Başbakana söylediği sözleri, Hz. Ömer’in cahiliye dönemi gibi AKP öncesi hayatındaki cahiliye döneminde söylediğini; oysaki şuan değiştiğini ve AKP’ nin politikalarıyla aydınlandığını, gerçeği ve doğruyu bulduğunu vurguluyordu. Özrü kabahatinde büyüktü. Çünkü dilediği özürde uzun zamandır terk ettiği İslami kesimin terimlerinden olan “Cahiliye” kavramına çıkarı için sarılıyor ve megaloman bir tavırla kendini Hz. Ömer’in konumuna taşıma densizliğinde bulunuyordu. Sen kim?...Hz. Ömer kim?.. Başbakanın hışmına uğramaktan o kadar çok paniklemişti ki , Başbakan istese bağışlanması için iki eli üzerinde amuda kalkmaya dahi hazırdı.

 

Makalelerimi kişiler ve kişisel olaylardan olabildiğince uzak tutmaya çalışıyorum. Ne var ki bu ibretlik hadise sadece M. Metiner’e özgü ve onun şahsıyla sınırlı bir olay değildir. Metiner ile aynı konumda yığınla Kürdün var olduğunu ve bu durumun Kürtlerin tipik,  talihsiz ve utanç verici bir sosyolojik gerçekliği olduğunu biliyoruz.  Bu nedenle olayın sosyolojik boyutunun irdelenmesi, yorumlanması ve ifşa edilerek Kürt halkına anlatılmasında toplumsal bir zorunluluk vardır. Anlatılsın ki bu durumda olan ve olabilecek Kürtler uyansınlar ve aynı utanç verici garabeti ne kendilerine nede Kürt halkına yaşatmasınlar.

 

Bu makalede uzun uzun M. Metinerin sağdan sola, daldan dala zıplayan tutarsız politik maceralarından bahsedecek değilim.  Radikal İslamcılıktan başlayarak farklı ve birbirine zıt kulvarlarda boy gösterip en sonunda AKP ve Erdoğan’ın militanlığına “şimdilik” demir atan değişim sürecini kamuoyu yakinen bilmektedir. Kendini milletvekili seçtirebilmek için hiçbir sıkılma ve utanma emaresi göstermeksizin kanal kanal dolaşarak kayıtsız ve şartsız AKP politikalarına ve Başbakanın yüce kişiliğine(!) yorulmadan övgüler dizdi. Bu meddahlığı nedeniyle zaman zaman kamuoyu önünde gülünç durumlara düşerek zor anlar da yaşadı. Entellektül kesimde, medyada ve halkın arasında tenkit ve alay konusu oldu. Ama o yine gelecekte elde edeceği siyasi konumunu düşünerek başbakanı ve AKP’nin politikalarını yılmadan savundu. Başbakanı savunmada o kadar ileri gitti ki Başbakana “Kof Kabadayı” diyen Ahmet Altan’a yandaş medyada onca yazarçizer varken ilk kurşunu o attı. Tabii ki Ahmet Altan tarafından “Gazete Köşesindeki Caş” nitelemesi ile basın tarihine geçen okkalı cevabını da almış oldu.

 

Hakkında siyaset çevrelerinde söylenen dedikoduları bir tarafa bırakıyorum. Fakat bizzat şahit olduğum iki olayda başbakana olan yakın konumunu kullanarak insanlardan menfaat temin ettiğini yakinen gördüm ve biliyorum. İstenirse sadece kendisine, AKP yetkililerine veya mahkemelere bunları açıklamaya da hazırım.

 

M. Metiner ve onun durumunda olan diğer Kürtlerin içine düştüğü bu hali intikam hissi ile dillendirdiğimiz ve bu durumda olmalarından da mutlu olduğumuz düşünülmesin. Aslında hiçbir insanın bu seviyeye düşmesini asla arzu etmeyiz. Yazık!..Hayıflanılması gereken bir durum…  Entellektüel bir beynin nefsine yenik düşerek düştüğü hazin bir tablodur bu… İslamcı dava adamlığından Ankara siyasetinin ve bürokrasisinin menfaat koridorlarına uzanan acıklı bir süreç… Erdemli bir konumdan siyaset çukuruna düşüş…

 

“Değişim ve Dönüşüm” kavramları Statüko ve Statükoculardan çok çekmiş bizim gibi Ortadoğu insanlarının kulağına hoş gelen kelimelerdir. Değişim;  bakış, algılayış ve yorumlamada ideolojik eksenli ve samimi duygularla gerçekleşmişse saygıyı duyulur. Velev ki yanlış tarafa değişim olsa dahi. Fakat fikren gerçekte değişmedikleri halde kişisel menfaat, dünyevi makam ve mevki beklentisiyle ve birilerinden görünmek ve onların nimetlerinden faydalanmak niyetiyle birileri değişim kılıfı ile toplumu kandırmak niyetinde ise bu tür bir değişime asla saygı duyulamaz.

 

Başta M. Metiner olmak üzere AKP de yer alan birçok Kürt Siyasetçi ve bürokrat AKP’ nin Kürtleri kandırma ve azla yetindirme amaçlı politikalarına samimiyetle inandıklarını söyleyerek değiştiklerini iddia etmektedirler.  Gerçekte ise değişimlerinin yegane kaynağı ideolojik değil, menfaat eksenlidir. AKP’de Miletvekiliği veya parti teşkilatlarında görev yapmış Kürtlerin ve onların yakın çevrelerinin servetlerindeki değişime bakarsanız bunu anlarsınız. Zaten servetlerindeki bu artış halkın gözü önünde olduğu için bilinmedik bir durumdan bahsettiğim söylenemez.

 

İyi niyetli birkaç saf kişi hariç M. Metiner gibi entelektüel birikimi olan AKP’li Kürtlerden hiç biri AKP’nin Kürt sorununu çözme isteğinde ve bu potansiyelde olmadığını iyi bilir. Fakat bu bildiklerini açıklamada oldukça ketum davranmaktadırlar. Bu düşüncelerini, açığa çıkardıkları zaman Erdoğan’ın hışmına uğrayacaklarını ve bu nedenle de siyasi ve bürokratik konumlarını kaybedeceklerini bildikleri için kamuoyu önünde ve parti içinde bu gerçekleri asla dillendirmezler. Kürt olmalarına rağmen Kürt sorunu hakkında Erdoğan tarafından kendilerine çizilmiş olan kırmızı çizgileri aşamazlar ve meclisin kürsüsünde dahi  kürt sorunu üzerine tek kelime konuşamazlar. Gerçekleri ikrar ettikleri tek an; ya makam ve mevkilerini kaybettikleri zamanlar yada sözlerinin dışarıya sızmayacaklarını zannettikleri dost sohbetleridir. Metiner’in bakanlık beklentisinin gerçekleşmemesi hırçınlığı ile dost sohbetinde ağzından kaçırdıkları ve yakın bir geçmişte Başbakanın A takımından çıkarılan Dengir M. Fırat’ın basındaki itiraf niteliğindeki açıklamaları bu durumu anlatan iki örnektir. Fırat bu açıklamasında Kürtlerin ret ve inkârının son bulduğunu ama asimilasyonun Erdoğan’ın eli ile hız kesmeden devam ettiğini anlatıyordu. Dengir Fırat eleştirilecek yanlarına rağmen siyasi duruşu Metiner’e göre daha dik ve nettir.  Bu nedenle düne kadar Erdoğan’ın Kürt açılımı politikalarına yön veren ve sorunun çözümü için çaba sarfetmiş Fırat’ın açıklamalarını, AKP’den çözüm adına hala umut bekleyen Kürtlerin iyi okuması gerekmektedir.    

 

AKP iktidarında üst düzeyde bürokratlık yaptığım için bu partinin Kürt üye ve yöneticilerini yakinen tanıma fırsatım oldu. Bazılarının siyasi ve maddi hırsları için sergiledikleri “Zübük”çe tavırlarını ve ideolojik omurgasızlıkları çok iyi bilirim. Risksiz ve baş başa yapılan kapı arkalarındaki görüşmede birçoğu sizlere M. Metiner ve Dengir Fırat gibi AKP ve Erdoğan ile ilgili kaygılarını dile getirir fakat dışarı çıkınca farklı bir posta bürünerek tanınmaz hale gelirler. Sadece partinin kadrolarında değil, bürokraside yer alan ve mevki elde etmek için partiye hoş görünmeye çalışan devşirme ruhlu Kürtlerin de genel davranış çizgileri bu yöndedir. Bu tip kişilikteki Kürtleri konu alan bana ait bir makalede onları şöyle anlatmıştım:

 

“Bunlar asimilasyona uğradığından dolayı kimliğine ve köklerine yabancılaşmış kişiler değildir. Bunlar Kürt dili ve kimliğine yabancı olmadıkları halde, kişisel menfaat ve dünyevi beklentiler nedeniyle kendilerine “yabancılaşmış”  görüntüsü verenlerdir. En tehlikeli olan tipler de bunlardır. Çünkü gerçeği ve hakkı bildiği halde münafıkça bir duruş sergilerler. Gerçekte “yabancılaşmamış” oldukları halde halkına karşı “yabancılaşmış görünmeye çalışan” bu kişilerin genel özellikleri şöyledir:   Kürt diline ve kültürüne hâkimdirler, birçoğu evlerinde ve aile efradında Kürtçe konuşurlar. Hatta Kürt sorununda derinlemesine bilgi sahibidirler. Özel ve risksiz ortamlarda Kürt sorunu üzerine ifrat düzeyde hamasi nutuklar atarlar. Onları dinlerken “Kürtçü” olduklarını bile düşünebilirsiniz. Ama gerçek hiçde öyle göründüğü gibi değildir. Onları birde resmi ortamlarda, işyerinde, partilerinde, sendikalarında ve kamuoyu önünde görün. Dünyevi hesapları, makam ve koltuk hırsları, parasal rant için yada içinde bulundukları aşağılık kompleksinin gereği olarak, sistemin adamı oluverirler. Soranlara Kürtçe bildiğini bile inkâr ederler. En dürüstü ise devletin ve sistemin yanında bulunduğu vurgusunu yapıp kendini sağlama aldıktan sonra Kürt olduğunu ve Kürtçe bildiğini itiraf eder. Muhataplarına güven vermek, onlardan olduğunu ispat ve menfaatlerini muhafaza etmek için resmi söylem ağzıyla Kürt sorunu diye bir sorun olmadığını, bunun bir dış mihrakların oyunu olduğunu anlatır. Kürt sorununu dillendiren ve ulusal haklarını talep eden Kürtlere onlardan olmadığını ve onlardan uzak durduğunu ispat etmek için lanetler okur. Ana dilde eğitim hakkını dillendirmek şöyle dursun; bunun insani, hukuki ve dini bir hak olmadığını dahi hararetle ispatlamaya çalışır. Dilinden müesses nizama methiyeler dökülür. Hatta sizinle birebir konuşurken hamasi nutuklarla sizi şaşırtır fakat devletin resmi makamlarına da gidip şirin görünmek adına sizi “Kürtçü” diye ihbar eder. Maalesef etrafımızda bu ikiyüzlü bukalemun tipleri bu aralar sıkça görür olduk Bu tiplerden bazıları, bulundukları ortamlarda birileri Kürtlerin varlıklarını inkâr ederken veya birileri Kürtlerin haklı ve insani taleplerine karşı hınç kuşanarak faşizan tavır ve söylemlerde bulunurken bunları duymazdan gelirler. Böyle zamanlarda ve ortamlarda hamiyet-i milliyeleri (!) kaybolur. Yedikleri her bir tokada karşılık diğer yanaklarını çevirme acziyetini göstermekten imtina etmezler. En acısı da bunu yapanların bazıları bu rezilliklerini toplumun barışı ve kardeşliği için yaptıklarını düşünerek bununla kendini avutmalarıdır...”    

 

AKP’nin içindeki Kürtlerin tamamının yanlızca kişisel menfaatleri ve zaafları için bu partide bulunduklarını iddia etmek yanlış olur ve böyle bir genelleme vicdana ve izana sığmaz. Bu partide çok saf, temiz ve samimi duygularla yer almış  Kürtlerin de olduğunu biliyorum..

İtiraf etmeliyim ki bende zamanında birçok Kürt gibi bu iktidara ve onun politikalarına taraf oldum. Bürokrat olarak AKP’nin ilk dönemlerinde üst düzeyde hizmetlerde de bulundum. Fakat benim AKP’ye olan sempatim bu iktidardan elde edeceğim bireysel menfaat ve siyasi rant için değildi. Birlikte görev yaptıklarım ve beni tanıyanlar buna şahittirler. Ben birçok Kürt gibi AKP’nin Kürt halkının sorunlarını çözeceğine ve T.C.’ nin Kürtlere uyguladığı faşist uygulama ve asimilasyonlara son vererek Kürtlerin ve Türklerin eşit ve onurlu iki halk olarak birlikte yaşamasını sağlayabileceğine inanmıştım. Beni bu umuda sürükleyen nedenler şunlardı:

 

1 - AKP’nin ilk yıllarındaki AB’ye girme isteğindeki ısrar ve AB kriterleri gereğince Kürtlere ve diğer azınlıklara vermesi gereken hakları vereceğine dair oluşan iyimser hava.

 

2 -  Statükocu, katı laik ve jakoben özellikteki Kemalist düzene karşı olan muhalifliği

 

3 - Askeri vesayet rejiminin son bulması için yaptığı çabalar

 

4 - Kürt Sorununu tanıyarak, bu sorunun çözümü için gerekenlerin yapılacağının deklare edilmesi

 

5 - Müesses nizamdan ve yasaklarından nasibini almış insanlar olarak yasakların ve antidemokratik uygulamaların ne olduğunu bildiklerinden dolayı bu ülkeye daha fazla demokrasi verebilecekleri umudu

 

6 - İnançlı insanlar olmaları nedeniyle başta Kürtler olmak üzere tüm halkların hak ve hürriyetlerine, inançları gereği saygı duyacaklarına dair beklenti

 

AKP’ye olan desteğim desteklediğim dönemde bile  bu makalenin konusu olan devşirmeler gibi körü körüne yapılan bir destek değildi. Bu nedenle zaman zaman AKP’nin Kürt politikasındaki gelgitlerini görüyor ve muhalefet ediyordum. Fakat, yanıldığım nokta; Erdoğan’ın samimi olduğunu,  yaşanan gelgitlerin de sorunun çözümünde yaşanabilinecek doğal zorluklar olduğunu ve biraz daha sabırlı olunması gerektiği ne dair öngörümdü.  Yurtsever Kürt arkadaşlarımın Erdoğan’ın samimiyetsiz olduğuna ve Kürtleri “az”la kandırmaya çalıştığına dair ısrarlı uyarılarına rağmen yinede umudumu uzun zaman korudum.

Fakat süreç ve olaylar hiç de umut ettiğimiz yönde gelişmedi. Açılım vaadiyle başlayan süreç;  milliyetçi savaş naralarının atıldığı klasik devletçi bakışa geri döndü. Bu yanılgım nedeniyle halkımdan özür diliyorum.

 

SONUÇ:

 

Bizler meğer AKP’nin çöplüğünde Kürt halkının gasp edilen özgürlük cevherini arama gafletine düşmüşüz. O çöplüğü deşeleyerek orada hala bir şeyler bulacağını umut eden Kürtler!  Sizlere sesleniyorum:

 

Değerli cevherler çöplüklerde bulunamaz. Benim yaptığım ve şimdide pişman olduğum yanlışı sizler sürdürmeyin. Bu yol çıkmaz sokak. Gelin, yol yakınken ve halkınıza daha fazla ihanet etmemişken  geri dönün. Doğruyu, onuru ve gerçek özgürlüğü halkınızın sinesinde bulacaksınız. Devşirme olmanın sizlere sağladığı geçici ve kirli getiriler gerçekleri görmenizden sizleri alıkoymasın. Sizler bireysel menfaat devşirmenin peşindeyken; birileri sizin bu zaaflarınızı kullanarak Türkiye’deki yirmi milyon Kürdün haklarını gasp etmektedir.

 

      Yanlıştan dönmek her zaman mümkündür. Vesselam…

 

UFKUMUZ.COM

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.