1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. AK Parti, “Muhafazakar Demokrasi” ve İslamcılık (4)
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

AK Parti, “Muhafazakar Demokrasi” ve İslamcılık (4)

A+A-

Müslüman bir toplumda eğer dinin muamelat ve ukubatla ilgili hükümleri uygulama imkanı bulmuyorsa, kuşkusuz "dinin, dini duygu ve dini hayatın" tümü ortadan kalkmış olmaz. "Din" bir şekilde hayatiyetini devam ettirir, esasında bu hayatiyeti sürdürme çabası dinin kendisinden çok, insanın dine olan tabii/fıtri ihtiyacından kaynaklanır. Fakat böyle bir din eksiktir, eksikleştirilmiştir.

Hakikati itibariyle "insan din için değil, din insan için vardır". Zira eğer dinin sahibi Allah ise, din dediğimiz kavram bağlamında insanın sürdüğü ömür boyunca hangi anlam haritasını takip edeceğini gösteren din, insanın yararına hükümler, ilkeler ve hayat şekilleri ihtiva eder. Birine yol gösterdiğinizde, onun tarif ettiğiniz doğru yola girmesi yolcunun yararınadır, yanlış yola girdiğinde murad ettiği menzile varmaz, bu da size değil ona zarar verir. Kısaca insanın Sırat-ı müstakim olarak tarif edilen dine göre yaşaması Allah'ın değil, kendi faydasınadır. Bu yüzden biri diğerine minnet içinde olacaksa bu insan olmalıdır, çünkü Yüce Allah rahmet ve bağışlamasının sonucu olarak insana hidayet yolunu göstermiştir.

Ancak biliyoruz ki, insan inat eder, doğruyu reddeder, kendi nefsinin yakın vadeli, sufli ve hemen tatmin bekleyen istek ve arzularının peşine düşer; ya da önyargılarından kurtulamaz; kabile, ırk, etnisite, sınıf, grup, cemaat, lider, ulus vb. asabiyetlerin derin etkisinde Hak ve Hakikat'ı inkar eder.

Kimi zaman bu inkar toptan değil, kısmi olur. Dinin bazı hükümlerinin reddi buna dahildir, Kur'an-ı Kerim buna "Kitabın bir kısmını alıp bir kısmını terk etmek" olarak görür. Bunu da doğrudan ve literal retoriklerle yapmaz, türlü gerekçe ve formlar içinde yapmaya çalışır.

Dini hükümlerin iptal edildiği bir yerde "diyanet, manevi haz ritüelleri, merasimler" öne çıkar. Ve bu yolda mümkün oranda yeni gelenekler, tekrar edildikçe gösteriye dönüşen ritüeller geliştirilir. Aslında bu bir yönüyle dinin bastırılıp diyanetin öne çıkarılmasıyla ilgili olduğu kadar, dinin temel fonksiyonlarını üstlenme misyonuyla ortaya çıkan modern ulus devletin doğasıyla da ilgilidir.

1 Ekim 2012 günü ölen Marksist tarihçi Eric Hobsbawm'un "geleneğin icadı" adıl kavramı tam da bunu açıklıyor: Hobsbawm bu kavramı 19. yüzyılda başlayan uluslaşma süreçlerini incelerken, milli olduğu iddia edilen geleneklerin pek çoğunun aslında geçmişe dayanmadığını anlatır. Bugün sıklıkla devletler tarafından 'büyük bir coşku'yla kutlandığı iddia edilen söz konusu gelenekler, törenler, ritüeller ve bayramlar, ulus devletlerin teşekkül sürecinde, "ulusal kimliği" yaratmak ve sağlamlaştırmak için icat edilmiş, yani tasarlanmıştı. Hobsbawm'a göre 18. yüzyılın ortalarında başlayan sanayi devriminin yarattığı sınıfsal farklılaşmaları bu tasarlanıp kurgulanmış "ulusal kimlik" giysisiyle kapatabilmek, işçi sınıfı saflarından yükselen itirazları bastırabilmek için bu tip icat edilmiş gelenekler önemli fonksiyonlar görmüştü.

Türkiye'de bu çerçevede Cumhuriyet'in kuruluşundan başlamak üzere bir düzine bayram ve bayramları kutlama geleneğinin icad edildiğini biliyoruz. 29 Ekim, 23 Nisan, 30 Ağustos, 5 Ekim İstanbul'un Kurtuluşu, 19 Mayıs. Yakın zamanlara kadar 1960 askeri ihtilali dahi her sene 27 Mayıs'ta kutlanırdı. Daha laik çerçevede anneler günü, babalar günü, herkesin doğum günü, sevgililer günü vs. Buna çeşitli haftaları da ekleyebiliriz.

Resmi ve laik çerçevede kutlamalar sürerken dini hükümleri yürürlükten kaldırılan bir ülkede "dine ilişkin" kutlanacak günlerin olmaması düşünülemezdi. Öteden beri zaten mukaddes geceler, kandiller kutlanıyordu. Ancak 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra buna bir de Hz. Peygamber'in doğum günü olarak kutlanan "Kutlu Doğum Haftası" eklendi. 27 Nisan 2007 e muhtırasında haftaya atıfta bulunuldu, Genelkurmay Başkanlığı bildirisinde -o yıl Diyanet İşleri Başkanlığı öncülüğünde 11 binin üzerinde etkinlik düzenlenince- Kutlu Doğum Haftası'nın 23 Nisan'a alternatif olarak tasarlandığı söylendi. Umur Karatepe bu olayı şöyle anlatır: "Dini bayramlar ve kandiller hicri takvime göre belirlendiği için miladi takvim kullanan Türkiye'de bu dini günlerin zamanı her sene değişmekteydi. Hz. Peygamberin doğduğu güne denk geldiği söylenen Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri de 1989'da başladı ve hicri takvime göre, Mevlit Kandili'nin peşi sıra düzenlendi. Ancak 1994 yılından başlamak üzere diğer dini günlerin aksine miladi takvime göre kutlanmaya başladı. Başlangıçta sembolik etkinlikler düzenlense de Kutlu Doğum Haftası AK Parti iktidarı tarafından hızla kurumsallaştırıldı ve neredeyse resmi bir bayrama dönüştü. Okullardan, işveren örgütlerine ve odalarına, işyerlerinden meydanlara kadar genişledi. Özellikle AKP'nin TSK'yı iktidarı açısından zararsızlaştırmasının ardından Kutlu Doğum Haftaları için atağa geçildi. Tek bir farkla. Diyanet 2008 yılında "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'na alternatif kutlama olarak gösterilmesi gibi hiç de doğru olmayan bazı değerlendirmelere yol açması" gerekçesiyle haftayı yedi gün öne aldı ve 14-20 Nisan ilan ediverdi. Peygamber'in doğum günü resmi bir "genelge" ile bir kez daha değiştirilmiş oldu." AK Parti döneminde bu kutlamaların resmi bir törene dönüştürülmesinin çarpıcı örneğini ise Resmi Gazete'nin 13 Şubat 2010 tarihli sayısında yayımlanan bir genelgede bulabiliyoruz. Bu genelgede Kutlu Doğum Haftası'nın kutlanmasına ilişkin usul ve esaslar tek tek sıralanıyor. 2011 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'nın genelgesiyle okullarda Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri düzenlenmesi sağlanıyor. Laik olduğu iddia edilen bir ülkede önce bir dini gün yaratılıyor, sonra bunun tarihi ve kutlanma şekli genelgelerle, yönetmeliklerle, Resmi Gazete'de ilan ediliyor." (Adilmedya.com, 23 Nisan 2012.)

Bir görüşe göre 1979'da İran'da İslam Devrimi olup her sene Ramazan ayının son haftası Kudüs Günü ilanedilip dünyanın her tarafında kutlanmaya başlanınca, Türkiye bu işte geri kalmamak amacıyla bir hafta icad etti. Bu niyetle haftanın icad edilip edilmediğini kesin olarak söylemeyiz. Biz "Kutlu Doğum Haftası"nın devlet sistemine nasıl dahil edildiğine Mümtaz'er Türköne'den öğrenelim:

1989 yılında, doktora tezimi yazmakla meşgul olduğum zamanlardı.Türkiye Diyanet Vakfı'nda Yayın Kurulu üyesi olarak görev yapmaya başlamıştım. Kurul başkanımız Profesör Süleyman Hayri Bolay'dı. Süleyman Hayri Bolay Hocamın üzerimde hakkı çoktur. Allah sağlıklı-uzun ömürler versin. İkinci isim ise üç yıl önce aramızdan ayrılan Ayvaz Gökdemir'di. Ayvaz Bey, benim Lüleburgaz Lisesi'nden Edebiyat hocamdı. Türk milliyetçiliği yoluna, onun güçlü telkinleri ile adım attığım için hayatımda etkisi fazladır. Kurul, milliyetçi düşünce geleneğinden gelen toplam altı ilim ve fikir adamından meydana geliyordu.

'Kutlu Doğum Haftası', işe başlar başlamaz bu kurulun aldığı bir kararla ortaya çıktı. Teklif Süleyman Hayri Bey'den gelmiş, 'Kutlu Doğum' ismini de rahmetli Ayvaz Bey bulmuştu. Kararlaştırdığımız projenin temel esprisi, Peygamberimizin doğumunu, camilerin dışına taşan, modern hayatın içine giren etkinliklerle kutlamaktı. Konferanslar, sergiler, yarışmalar, tasavvuf musikisi konserleri ilk akla gelenlerdi. Bir havai fişek gösterisi bile düşünmüş, çok pahalıya mal olduğunu öğrenince vazgeçmiştik. Türkiye Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti bu projeyi hemen kabul etti. O zaman genel müdür rahmetli Kemal Güran'dı. İntikali kuvvetli, dürüst, yeniliğe açık ve öngörü sahibi alim ve fazıl bir insandı."

"İlerleyen yıllarda, Mevlid Kandili kış aylarına tesadüf edince, Kutlu Doğum'u sabitlemeye karar verdik. Miladî takvime göre nisan ayında bu hafta, Diyanet'in önayak olmasıyla "Kutlu Doğum Haftası" olarak ilan edildi. Başlarda epeyce itiraz geldi. Bidat olarak görüldü. Ama, sanıyorum toplumdan aldığı canlı karşılıklarla yerleşti ve genel kabul gördü. Ne kadar hayırlı bir bidat olduğu zaman içinde ortaya çıktı. Bugün, modern hayatın her alanına giren zengin kutlamaları takip ederken o kararın verildiği gün orada bulunmaktan dolayı gurur duyuyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı, çok orijinal kutlama vesileleri buluyor. Kutlu Doğum geleneği artık bütünüyle kültürümüzün bir parçası haline geldi." (Zaman, Kutlu Doğum ve 28 Şubat, 19 Nisan 2012.)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.