1. YAZARLAR

  2. Ahmet Meroğlu

  3. AK Parti Kürtler'in Gözünden Düştü Düşecek...
Ahmet Meroğlu

Ahmet Meroğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

AK Parti Kürtler'in Gözünden Düştü Düşecek...

A+A-

     Bu başlık, cumhurbaşkanın, “Kobani düştü düşecek” şeklindeki ifadesinin Kürtler'de oluşturduğu derin etkinin anlaşılması ve AP Partililer'in bir nebze de olsa inşallah empati kurmasına vesile olur…

     Evet, Türkiye’nin, Rojava’ya karşı yanlış tavrı, tutumu, bakışı ve politikası en baştan beri biliniyordu. Nitekim hükümet, Rojava’da herhangi bir yapıya zinhar izin vermeyeceğini Rojava, gündem olduğu zamandan beri aleni bir şekilde ve kesin bir dille vurgulamıştı. Hükümet, bunun için de elinden gelen bütün çabaları göstermişti.

     Devletin Kürtler'e karşı bu klasik tavrı, geçmişte Irak Kürdistanı için de sergilenmişti.

     İşte bu, maalesef devletin, Kürtler'e ve Kürtler'in kazanımlarına karşı, kadim bir tavrıdır. Devletin, Kürtler'e karşı bu bilindik tavrı, maalesef her hükümette sirayet etmektedir.

     Ancak bütün bunlara rağmen Kürtler, AK Parti hükümetinin, devletin Kürtler'le ilgili paradigmasından farklı bir paradigmaya sahip olduğuna inanıyorlardı. AK Parti’nin, iktidara geldiği günden bu zamana kadar Kürtler'le ilgili istenilen ve beklenilen manada somut adımlar atmamış olsa da, bir iyi niyet içerisinde olduğunu kabul etmek lazım.

     Dahası devletin yıllarca Irak Kürdistanı’na karşı sergilediği olumsuz tavrın aksine AK Parti’nin Irak Kürdistanı ile olan diyalogu ve yakınlığı, AK Parti’nin, Kürtler'le ilgili bir iyi niyet içerisinde olduğunu konsolide etmekteydi.

     Lakin cumhurbaşkanın, Kobani’nin dibinde bir şehirde adeta gönülden arzu ettiği bir eda ile ve nerede ise Kobani’de duyulacak gür bir ses tonu ile “Kobani düştü düşecek” demesi, dahası hükümet çevrelerinden gelen incitici açıklamalar, Kürtler'i tek kelime ile “hayal kırıklığına” uğrattı. Ve nitekim bu sorunlu açıklamalar, doğal olarak büyük bir infiale yol açtı.

     Çünkü her fırsatta sabah akşam ağızlarında sakız ettikleri bir kardeşlik vurgusu vardı hafızalarda.İşte her durumda yapılan kardeşlik vurgusunun bir gereği olarak, hükümetten doğal olarak Kobani’den yana net bir duruş sergilenmesi bekleniyordu. Zira tarihsel vefa da böyle gerektiriyordu… Mazinin hatırı olmalıydı…

     Ayrıca stratejik olarak da hükümet, Kobani’yi Kürtler'le Türkler'in birlik ve beraberlikleri ve özellikle barış süreci için büyük bir avantaja dönüştürebilirdi. Ve en önemlisi devlet, Kobani’ye desteğini somut bir şekilde göstermiş veya hissettirmiş olsaydı; en asi, en sivri, en küskün, en isyankâr, en kırgın, en kızgın, en “hain” en öfkeli, en “düşman,” en kindar, en dolu, en yanlı, en radikal, en PKK’li ve HDP’li olan Kürtler'in kalbini, gönlünü ve sempatisini kazanması mümkündü. Böylesi bir aşamada bir jest, müthiş bir güven inşa ederdi. Ve beklenilen bu jest, yapılmış olunsaydı, bu güne kadar oluşan bütün buzları eritirdi.

     Ama maalesef hükümet, devletin yıllarca Kürtler'e davranıldığı paradigma ile tavır gösterdi.

     Doğrusu bugün, en nihayetinde tıpkı Irak Kürdistanı ile dost olunduğu gibi, Rojava’yı ile de dost olması, en doğrusu ve hayırlısı iken, dahası eninde sonunda dost olması kaçınılmazken devletin, bilindik o klasik alışkanlıklarıyla Kobani’ye / Rojava’ya yaklaşması ziyadesiyle irrasyonel bir duruştur.

     Paradoks olan da, barış sürecinin ruhuna, karakterini aykırı olunduğunu bile bile cumhurbaşkanın, “Konbani düştü düşecek” şeklinde adeta sevinmesidir. Bu, bilinçaltının dışa yansıması olarak algılandı.

     Hükümet, Öcalan’ın bağımsız Kürdistan dolayısıyla ulus devlet hedefinden vazgeçip kafasındaki yönetim şeklini özellikle Kürtler'e ve bütün dünyaya benimsetmek için oluşturttuğu “kantonların” yok edilmesine razı olunmayacağı bilinmeliydi. İşte bu bağlamda da, Kobani’nin çok derin sembolik değeri olduğu akıl edilmeliydi. Kısacası Kobani, Öcalan’ın hayalindeki yönetim şeklinin pratik bulduğu dolayısıyla “mutfağı” ve “atölyesidir.”

     Rojava ve dolayısıyla Kürt kantonlarına ülke sınırları içinde olmadığı halde yok olmasını istemek, daha en baştan beri karşı olduğunu göstermek, barış sürecinde güveni çok derin bir şekilde sarstı. Zira ülke dışında olan kantonlara tahammülsüzlük gösteren hükümet, barış sürecini mezkur paradigma ile hangi pratik adımlar atabilir ki..? Kısacası hükümetin, Kobani’ye kayıtsız kalması ve hassasiyet göstermeme paradoksu, bütün beklentileri boşa çıkartı.

     İşte doğal olarak, bütün Kürtlerin aklına acaba Kobani'dekiler Kürt değil de, Türk daha doğrusu Sünnî Türk olmuş olsalardı, hükümet bu denli kayıtsız, ilgisiz, duyarsız ve kalırımıydı?

     Dahası bütün Kürtler, biliyorlar ki IŞİD, Türkiye’ye güvenmeden gelip Türkiye’nin hemen burnun dibindeki Kobani’yi, kendine hedef seçemez. Bu bağlamda Türkiye, IŞİD’e yardım etti, etmedi şeklinde lafı hiç dolandırmaya lüzum yoktur. Yani Türkiye’nin, IŞİD’e en büyük yardımı, IŞİD’in, Türkiye’nin kendilerine müdahale etmeyeceklerinden zinhar emin olmasıdır.

     İşte bütün bunlar, doğru ve sağlıklı okunmadan, yani nedenler doğru okunmadan sonuçları konuşmak, kimseye bir fayda sağlamaz. Hele sokakların karışmasını, HDP’ye yüklemek, büyük bir yanılgıdır. Öncelikle oluşan öfkenin tohumlarını, zeminini doğru okumadan, doğru tespit etmeden sonuçlara odaklanmak sorumsuzluktur. Nitekim bu güne kadar defalarca PKK / HDP çağrıda bulundukları halde, bu denli bir öfke ve büyük çapta olayların yaşanmadığı bilinmektedir.

     Evet, bütün bunlar, Kürtler'in büyük hayal kırıklığı yaşamasına sebep oldu. Ve doğal olarak da, “Kürtler'in gözünden AK Parti, düştü düşecek”… Hem de, Kürtler'in ekseriyeti AK Parti'yi bir umut olarak gördükleri bir zamanda…

     NOT: Yaşanılan olaylarda, gerek derin hesaplarla, gerek doğrudan insanların canına kasteden ve insanları öldüren herkesi kınıyorum!


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum