1. YAZARLAR

  2. Cengiz ÇANDAR

  3. 'Ağır yük'...
Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR
Yazarın Tüm Yazıları >

'Ağır yük'...

A+A-

Bu kadar 'açığı'nın yanı sıra bir de 'Çankaya'ya tırmanmak' istiyor. Çankaya için de 'ağır yük.' Çankaya yolunda da 'yükü çok ağır.'

"Adana’da vatansever bir savcı soruşturma başlattı. Bazı zanlılar da gözaltına alındı ve tutuklandı. Bu zanlıların serbest bırakılması düşündürücüdür.

Biz yargıdaki çeteleşmeyi dile getirdiğimizde siyaset yargıya müdahale ediyor diye birileri ayağa kalkıyor. Adana’da çok açık bir casusluk faaliyeti var. Ve yargı içine sızmış çete mensupları eliyle bırakın sessiz kalmayı, casuslar lehine karar verebiliyor."

Tayyip Erdoğan, dünkü grup konuşmasında Adana’da tutuklanan 6 polis ile iki askerin serbest bırakılması üzerine söylüyor bu sözleri. 'Hukuk'un zerresinden nasibini almış herhangi bir kimsenin, bu sözleri işittiğinde nutkunun tutulması gerekir.

Tayyip Erdoğan, Adana’da olanın 'çok açık bir casusluk faaliyeti' olduğunu belirlemiş, kararını vermiş. Bir de hüküm açıklasaydı bari.
Tayyip Erdoğan’ın 'genişletilmiş yönetim yetkisi'ne sahip olacağı bir ülkede, 'yargı'ya, 'soruşturma'ya, 'delillerin toplanması'na, 'kanıtlara' gerek yok. 'Kurumlar'a da. Yüzde 43,5 ile 'milletin tümü' adına karar almaya, hüküm vermeye yetkili olan o. Sadece o. Kafa bu.

Bu imkânı bulamadığı noktada hiddetleniyor. Hiddetinin hedefine Anayasa Mahkemesi’ni de başkanı Haşim Kılıç’ı da alıyor. Oldukça kısa bir zaman öncesine kadar en övücü sözlerinin muhatabı olan Fethullah Gülen hakkında kullandığı sıfatlara bakılırsa çok yakın bir gelecekte, 'keyfi-otoriter gidişi'ne ve 'oyun planı'na uymayacak kim varsa, onlar için de en ağır suçlamaları yapabileceği anlaşılıyor. 
Kimseye vefası olamaz onun.

Abdullah Gül de eğer 'demokrasi ilkeleri'ne uygun davranırsa Tayyip Erdoğan’ın gazabından nasibini alacaktır.

Tayyip Erdoğan’ın 'işine yaramayan' herkes en ağır yakıştırmalarının hedefinde. İçerisi, dışarısı; herkes. Şu cümleler de dünkü konuşmasından:

"... Türkiye içindeki malum çevreler, malum medya anında alıyor hem Türkiye hem de dünya gündemine taşıyor. Bunun dışında da ihanet girişimlerine tanık olduk. AB içinde, Türkiye’yi tanımayan kesimler nezdinde kara propaganda yapıldı. ABD’de kara propaganda yapıldı, yapılıyor."

AB’de Türkiye hakkında son günlerde açıklamalar yapanların biri Genişlemeden Sorumlu Komiser Stefan Füle, biri Türkiye İlerleme Raporu’nu kaleme alan Ria Oomen Ruijten, bir diğeri Avrupa Parlamentosu Türkiye-AB Karma Parlamento Eşbaşkanı Helene Flautre, ayrıca defalarca Türkiye’ye gelmiş olan AP Sosyalist Grup Başkanı Hannes Svoboda. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks.

Türkiye için AB nezdinde en etkili 'lobi'yi yapmış olan 'Bağımsız Türkiye Komisyonu' üçüncü raporunu yayımladı ve raporun açıklanması amacıyla geçen hafta İstanbul’daydılar. Başta, Nobel Barış Ödülü sahibi Başkan Marti Ahtisaari, bir ay öncesine dek İtalya Dışişleri Bakanı Emma Bonino, AB Komisyonu’nun eski Dış İlişkiler Sorumlusu Hans Van den Broek ve diğerleri.

AB bünyesi içinde Türkiye’yi bunlar tanımıyorsa, tanıyan tek bir kişi yok demektir. Bunlar, Türkiye hakkında 'kara propaganda'ya inanmayacak kişiler olmaları bir yana, 'kara propaganda'ya bunca zaman karşı koymuş kişiler.

Yukarıdaki isimlerin tümünün ortak bir yönü daha var: Türkiye’nin giderek 'demokratikleşme rotası'ndan saptığının altını çiziyorlar ve bunun baş sorumlusunun Tayyip Erdoğan olduğunun farkındalar.

Dünyanın tüm demokratik kesimlerinde Türkiye’ye ilişkin 'kara propaganda' söz konusu ise bu, ne yazık ki bizzat Tayyip Erdoğan’ın günlük beyanlarından oluşuyor.

Sırası gelmişken, dünkü İngiliz gazetesi Telegraph’da yer alan Beyrut çıkışlı ve Ruth Sherlock imzalı haberin şu satırlarına ne diyeceğiz: 

"Görgü tanıkları Suriye içindeki Ermeni kasabası Kesab’a yönelik olarak İslamcı savaşçıların giriştiği saldırıyı Türkiye’nin kolaylaştırdığını Telegraph’a açıkladılar. İsyancı grupta yer alan ve adını Telegraph’ın bildiği ama yazmaması istenen bir Suriyeli eylemci, ‘Türkiye bize büyük bir destek sağladı. Bizim çocukların kendi sınır kapısından geçip girmelerine izin verdi. Rejime değişik yönlerden vurmaya ihtiyacımız vardı ve bu, kıyıya yakın tek yoldu. Bu nedenle, çok büyük bir yardımdı..."

Gerçek adının açıklanmasını istemeyen 45 yaşındaki bir Ermeni olan Bedros, "Bombaların sesiyle uyandık. Giyinmek için bile vaktimiz yoktu. Karımı ve çocuklarımı alıp çıktım. Yanımıza eşya alacak zaman olmadı. Bazı insanlar gecelikleriyle kaçtılar" dedi.

İki gün sonra Kesab, el-Kaide’ye bağlı an-Nusra’nın da içinde yer aldığı İslamcı grupların ittifakının eline geçmişti. Bedros’un bir akrabası saldırı gecesi, savaştan yıllarca önce imzalanmış bir anlaşma nedeniyle sadece hafif silahlara sahip Suriye birliklerinin bulunduğu Türkiye ile olan sınır kapılarından birine gitmişti. (Bedros’un ondan aktararak anlattığına göre) "Sınır kapısına vardığında saldırı başlamıştı. İslamcı savaşçıları Türk ordusunun yanında gördüğü. Roket ve top mermileri sınırdan göndermeye başladılar." 

İnsan Hakları İzleme’nin (HRW)... Suriye ve Lübnan araştırmacısı Lama Fakh, "Bu grupların bulundukları yerden Türklerin bilgisi dışında Suriye’ye geçmiş olmaları söz konusu değil. Kullandıkları geçiş noktalarından biri, orada yaşayanların belirttiğine göre, Türk askeri varlığının bulunduğu resmi sınır geçişi..." 

Ne yapacağız şimdi?

Kimi 'casusluk' ya da 'kara propaganda' ile suçlamak gerekecek?

Hem, 'Suriye ile savaşta olduğumuzu' zaten Tayyip Erdoğan’ın kendisi söylememiş miydi?

Geçen hafta yankılanan ve dünkü grup konuşmasında Tayyip Erdoğan’ın tepkisini çeken Seymour Hersh’ün London Review of Books makalesinin en can alıcı yönlerinden biri 'Türkiye ile el-Kaide’nin Suriye kolu an-Nusra arasındaki işbirliği' değil miydi?

Bu arada unutmadan; Türkiye’nin üyesi bulunduğu OECD’nin yayımladığı 'Society at a Glance' başlıklı 2014 Raporu’na göre, 
Türkiye’nin en yoksul kesimleriyle en zengin yüzde 10’luk kesimi arasındaki makas, 2008’den itibaren düzenli olarak açılıyor. Bu, 
önümüzdeki dönemde yepyeni iş imkânlarının yaratılmasını zorunlu kılıyor. Bu ise 'ekonomik büyüme' ile mümkün. Ne var ki 2014 için daha önce öngörülmüş bulunan yüzde 4’lük –ki, zaten yetersiz idi- hükümet tarafından aşağı çekilmişti. IMF ve Dünya Bankası, ayrı ayrı yüzde 2.3 ya da 2.4’lük büyüme öngörüyorlar.

Ekonomi olumlu sinyaller vermezken Anayasa Mahkemesi ve dün ile birlikte HSYK’dan şikâyetçi ve yargıda 'cadı avı' başlatmak istediği mesajları veren Tayyip Erdoğan, bir de 'özerk' Merkez Bankası’na müdahaleye niyetli gözüküyor; faiz oranları konusunda Merkez Bankası Başkanı ile çatışıyor ve dış dünyadaki yatırımcıları Türkiye’den kaçırtmak için, adeta, elinden geleni yapıyor.

Sağduyudan neredeyse tümüyle uzaklaşmış bir başbakan var Türkiye’de. Bu kadar 'açığı'nın yanı sıra bir de 'Çankaya’ya tırmanmak' istiyor. Çankaya için de 'ağır yük.' Çankaya yolunda da 'yükü çok ağır.'

Üstelik, Çankaya’ya tırmanabilmesi için yaklaşık 3 milyon kişiyi daha arkasına alması gerekiyor. 

Ahmet İnsel’in 'demokratik ilkelerin ihlal edilmesini ve buna teşebbüs edilmesini mazur gösteren veya bunları anlamaya çalışırmış gibi yaparken bir yandan onaylayanlardan' oluşan 'otoriter güç suiistimali şakşakçısı, iktidar yaltakçısı güruh' olarak tanımladığı, başta 'havuz medyası'- medyada oynaşan 'troller' yetmez. Kurtarmaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar